Ana Sayfa Milli Şuur 56. Sayı “KALEM İÇİ”

“KALEM İÇİ”

“İlim bir avdır, onu yakalamak ise yazmaktır” demiş atalarımız. Okuma özürlü bir toplum olduğumuz kadar yazma özürlüyüz de.

38
0

–Tükenmez kalem içi var mı?
–Var.
–Peki, tükenmez kalem içi bulunur mu?
— Çok nadir.
— Tükenmez kalem içi her yerde yok sanırım?
— İyi bildin, artık pek satan yok, bi ihtimal küçük kırtasiyecilerde.

“Bir, iki, üç, dört; ben diyeyim on, siz deyin on beş kırtasiyeci gezdim belki; ama maalesef ismiyle müsemmâ olmayan kalemlerimin biten içlerinin yenisini bulamadım. Bir yıl kadar önceydi sanırım, bir yerde eskiden kalma uçlar buldum ama onlar da kalemlerime uymadı.” diye arkadaşlarına dert yandı, gözlerine sıkkın canı inen Süleyman.

“Adamın konuştuğu şeye bak, ABD seçimlerini konuşmuyor, Azerbaycan ile Ermenistan Savaşı gündeminde yok, altın ve döviz fiyatları hak getire… Ekonomi, borsa… Tüm bunlar kalem içimiymiş” diye yakındı İbrahim.

“Herkes kaşınan yerini kaşırmış, adamın gündemi ‘kalem içi’ demek ki” diyen Hüseyin’e, hararetini kontrol etmekte zorlanan ve birden alnındaki kırışıklıkların sayısı artan Tahsin, İbrahim’e destek mahiyetinde: “Ülke siyaseti dururken, dünya siyaseti dururken, Filistin, Suriye, Libya, Azerbaycan meseleleri varken bu kadar basit bir konuyla gündemimizi meşgul etmek de neyin nesi?”

Gâni, olayı faydaya dönüştürmeye çalışan bir ârif misâli: “ Her ne kadar konu basit gözükse de sonuç itibariyle üç sebepten anlamlı olduğunu düşünüyorum ben.” Dedi ve başını tüm dostlarına yarım hilâl çevirerek: “Neden artık tükenmez kalem içi satılmıyor?” diyerek sükûnet ve itidali yoldaşımız yaptı.

“–Birincisi; içi biten kalemler belli ki atılıyor, ne oldu: israf. Şöyle düşünülebilir, kalem içi elli kuruş, sıradan bir tükenmez kalem bir lira. Elli kuruş için değmez.

Aslında bu söylemden iki anlam çıkarttım. Birinci anlamın birincisi; Elli kuruşla yüz kuruş arasında yüzde yüz fark var. İçini değiştirmek yerine kalemi değiştirmek israf değil mi?” diye cevap beklemediği sorusuna arkadaşlarının gözlerindeki emin bakış tasdik olmuştu. Gâni’nin sözleri cevabı bilinen sorularla devam etti: “İsraf haram değil mi? İsraf, savurganlık değil mi? Yılda bir sekiz milyon kalem atılsa dört milyon TL çöpe atılmış demektir. Bizim Dinimiz, Fırat Nehri’nin kenarından abdest alırken bile israf etmemeyi tavsiye etmiyor mu? Yerküremizin farklı coğrafyalarında defter ve kalem bulamayan kardeşlerimiz tarihin derinliklerinden kalma usullerle eğitim yapmaya çalışmıyorlar mı? Empati yapmaz mıyız? İsraf edilen dört milyon TL kim bilir kaç kardeşimizin acil ihtiyacını çözer.” cümleleri, hatanın büyüğünün asıl bizlerde olduğunun adeta bir itirafı gibiydi. Parmaklarının arasında tuttukları çaylar belli ki ellerini yakmıyordu artık uzağı görmeye çalışan bir edayla gözlerini kısan genç omuzların. Gâni devam etti:

“– Birinci anlamın ikincisi ise ‘estetik’ yokluğu .Sıradan tükenmez kalemler bir lira; ama kalite ve estetik yükseldikçe fiyat da yükseliyor. Yazarın elinde severek tutup yazacağı, boyası taşmayan, elini ve etrafını kirletmeyen tükenmez kalemler ucuz değil. Lüks olanlarını ve altın kaplama vs. olanları dikkate dahi almıyorum. Peki, ecdattan bu güne miras gelen kalite ve estetik anlayışımıza ne oldu?” dedi ve ne yapılması gerektiğini söyler bir iştahla: “Kalemi eline alınca yazası gelmeli insanın. Teşvik etmeli, tahrik etmeli. Sevmeli kalemi. Efendimiz (sav): “Allah ilk kalemi yarattı.” Buyurmadı mı? Konuyla ilgili ayetler var, sure var Kur’an’da. O öyle sıradan bir şey değil ki. Efendimizin istisnai olarak belki de mucizevi olarak yazması yoktu. Dolayısıyla kalemi de yoktu. Yazmış olsaydı ve kalemi olsaydı, kesinlikle inanıyorum o kalemin bir ismi olurdu. Çünkü O, eşyalarına da değer verir, onlara da isim koyardı” dedi ve sustu. Bu bir nefeslik susuş Efendisine bir tazim arası olmalıydı. Gönle tesir eden cümleler, bir okyanusun dibindeki gevher misali meydan oldu Gâni’nin ağzından.

Sohbet ya ifadedir, ya da istifade.’ Dillerin dert görmesin sen ifade ettin biz de istifade ettik.

Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi

–“İkinci anlam, gösterişin zenginlik olarak algılanması. Acaba zengin bir toplum olduk da öyle kuruş hesabı yapmaz mı olduk? “Kalem içiyle kim uğraşacak, içi biten kalemi at, yenisini al.” Zengin olmanın alâmeti bu mu; yoksa Batı taklitçiliğimizin neticesi mi? Eskimeden yenisini almak, evleri eşya deposuna döndürmek. Modası geçeni atmak, modası gelene büyük paralar ödemek. ‘Hazıra dağ dayanmaz’ tecrübesi de misafirimiz olsun orta yere. Ne kadar zengin olursan ol Müslüman’a yakışanı yapmalısın. İsra suresinde: ‘Saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir’ buyurmuyor mu Rabbimiz? Hazinelerini değil, hazinelerinin anahtarlarını bir bölük askerin taşıdığı Karun nerede? Herkes sahip olduğunu harcamak, bulduğunu yemek zorunda hissediyor kendini.” Gâni durdu, önünde bulunan dibinde bir yudumluk suyun kaldığı bardağı sağ eline aldı ve üç nefes ona usulca eşlik etti. İnsicamın bozulmasına müsaade etmeyen bir hâl ile derin nefesini cümleleri sarf etmek için bir kez daha çekti:

–“Üçüncü anlam; kalemsizlik.Tükenmez kalem içi satılmadığına göre bu milletin tükenmez kalemleri gerçekten bitmiyor. Niçin, çünkü yazmıyorlar da ondan. “İlim bir avdır, onu yakalamak ise yazmaktır” demiş atalarımız. Okuma özürlü bir toplum olduğumuz kadar yazma özürlüyüz de. Böyle deyince bazı dostlar haksızlık ettiğimi düşünerek ‘Biz telefona yazıyoruz, bilgisayarımıza yazıyoruz.’ gibi cümlelerle savunmaya geçiyorlar. Elbette, hiç yazmamaktansa telefona yazmak, bilgisayara yazmak daha iyi. Ne var ki kalemle kâğıda yazılanlardaki ruh, sıcaklık, samimiyet, kalıcılık, kıymet ne yazık ki yok. Onu kupkuru, soğuk, kimliksiz, kişiliksiz ve sadece zorunluluktan kaynaklı yazılmış bir muvakkat not diye düşünüyorum. Sözü çok uzattım kusura bakmayın arkadaşlar.” diyerek çok basit olarak nitelendirilebilecek bir mevzudan bin hisseli bir hikâye meydana erdi.

Oturduğu yerin rahatsızlığını dahi unutan Tahsin omzunu öne itip: “Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi’nin ifadesi ile tam bir sohbet oldu bu. Mübarek demiş ki: ‘Sohbet ya ifadedir, ya da istifade.’ Dillerin dert görmesin sen ifade ettin biz de istifade ettik.” diyerek sözler sükûna erdi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz