Tarihten aldığı misyon ve bulunduğu coğrafya bakımından stratejik bir konuma sahip olan ülkemiz, sapık inanışlarını gerçekleştirmek isteyen Siyonistlerin, her daim hedefinde olmuştur. Tanzimat’la başlayıp her fırsatta devletin kilit noktalarına yerleşen çift kimlikli kriptolar; ırkı emperyalizmin, hedefleri karşısında en büyük engel gördüğü Türkiye’yi dizayn etmede kullandığı işbirlikçiler olmuştur. Ülkemize yapılan en haince eylemlerden biri olan 15 Temmuz darbe girişimi de, Siyonistlerin kuklaları vasıtasıyla yapılmaya çalışılmıştır. Üst akıl stratejiler oluşturup, sabırla şartların olgunlaşmasını beklemiş ve 15 Temmuz’da da darbeye kalkışmıştır ama sınav sorularını çalarak bir takım mevkilere gelen onların kuklalarının aklı, darbeyi başarıyla sonlandırmaya yetmemiştir Allah’a şükür.

Yüzyıllık planlar yapan Siyonistlerin, işler iyi gitmediğinde uygulayacakları alternatif planları da mevcuttur elbette. Kriptoların devlet içine ustaca yerleştirilmeleri de, yeni planlar üretmekte üst akılın işini kolaylaştırmaktadır. Dolayısıyla ülkemiz üzerindeki tehditler devam etmektedir. Devlet yetkilileri de bunun farkına varmış olmalılar ki, kamusal alanda büyük bir temizleme(!) operasyonu başlattılar. Ancak bu temizleme(!) çalışmalarında, ta Sabatay Sevi’den gelen çift kimlikçilik geleneği gereği gerçek kimliğini gizleyenlerden ziyade, herhangi bir ihanet olayına karışmamış masumlar zarar görüyor sanki.

Kamuda yapılan ihraç operasyonu, ciddi istihbarat verileri yerine basit ihbarlar üzerine yapılınca; at izi de it izine karıştı doğal olarak. Gerçi cadı kazanına dönmüş bir istihbarat teşkilatının verdiği raporlar ne kadar gerçekçi olur ayrı mevzu ama başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, devlet erkânının “çevrenizde FETÖ ile münasebeti olan kişileri ihbar edin” mesajı; kamuda adeta bir FETÖ avı yarışana dönüştü. Birini terörist diye lanse etmek böyle ayağa düşürülünce, 15 Temmuz gecesi hasbelkader şartlar oluşup da darbecilerle karşı karşıya gelseydi eğer, gözünü kırpmadan şehit olabilecek kadar vatanına sevdalı insanlar bile FETÖ mensubu diye gözaltına alınmaya ve kamudan ihraç edilmeye başlandı. Yıllarca bu hain yapılanmanın karşısında olan ve bu duruşundan dolayı çeşitli iftiralara maruz kalıp bedel ödeyenler de zarar gördü bu temizleme(!) operasyonlarında.

17-25 Aralık süreci öncesinde, darbe girişiminin kukla faili FETÖ’nün devlet tarafından yükselen değer olarak sunulması ve devletin hemen hemen tüm kurumlarının bu yapılanmanın inisiyatifine bırakılması, toplumun da bu örgütün kucağına itilmesine sebebiyet vermiştir. Hatta öyle bir hale gelmişti ki; FETÖ yapılanmasının sohbetlerine katılmayan, onlardan gibi görülmeyen kişiler, kamuda mülakatla yapılan alımlarda -tüm yeterliliklerine rağmen- saf dışı kalabiliyorlardı. Bu durumda geçmişte toplumun büyük kesimi zaaflarından dolayı ya da menfaatleri gereği bu hain yapılanmanın içinde yer almıştır. Bundan dolayı bir ihraç operasyonu yapılırken, bu kıstasların da göz önünde bulundurulması gerekir.

İnsanoğlu fıtratı gereği güçlüden yana tavır alır. Onun için toplum, üzerinde hükmeden gücü çok benimsemese bile, onlardan gibi görünme ikiyüzlülüğünü gösterebilir. Bu güç bir de, toplumda önemsenen değerler üzerinden söylemler geliştirip, çalışmalarını o minvalde yürütüyorsa; sosyolojik zeminde kabul görmesi ve yayılması daha da kolaylaşacaktır.

İnsanoğlu fıtratı gereği güçlüden yana tavır alır. Onun için toplum, üzerinde hükmeden gücü çok benimsemese bile, onlardan gibi görünme ikiyüzlülüğünü gösterebilir. Bu güç bir de, toplumda önemsenen değerler üzerinden söylemler geliştirip, çalışmalarını o minvalde yürütüyorsa; sosyolojik zeminde kabul görmesi ve yayılması daha da kolaylaşacaktır. Sadece FETÖ’nün değil, PKK yapılanmasının da son yıllarda kamuda nevzuhur etmesini bu çıkarım üzerinden yorumlayabiliriz. Çözüm süreci adı altında PKK’ya verilen tavizler, örgütün kendine olan özgüvenini tazelemesine neden olduğu gibi; oluşturulan serbestlikte PKK, tıpkı devlet gibi halktan vergi toplamaya, mahkemeler kurup halkı yargılamaya başladı. Yani PKK’nın da Doğu ve Güneydoğu’da paralel bir devlet yapılanması oluşturmasına göz yumuldu.

Siyonizm’in kuklası olan terör örgütleriyle yürütülen müzakereler, devlet tarafından bu yapılanmalara verilen imkanlar, bu örgütlerin sözünün birçok yerde devlet teşkilatlarının sözünün üzerinde olması, vatandaşların bu yapıların insafına terk edilmesi; terör örgütlerinin elini güçlendirmiş ve toplum, göz göre göre terör örgütlerinin kucağına itilmiştir.

Devlet, milleti terör örgütlerine kanalize etmeyi bir dönem adeta devlet politikası haline getirmişken, şimdi bu örgütlerle mücadeleye başladığında, geçmişte yapılan hatalardan kendini soyutlayıp faturayı halka kesmesi ve on binlerce vatandaşı mağdur duruma düşürmesi anlamsız bir ironidir. Devletin bekası için ferdin fedası caizdir. Elbette bu ülkede yaşayıp hain emeller peşinde koşanlara gereken yapılmalı ama bu yapılırken masumlar ayırt edilmeli. Masonlar, dönmeler, kriptolar, pakraduniler hala kilit noktalarda bu ülkeye zarar vermeye devam ederken, aslı astarı olmayan iftiralarla masum insanların cezalandırılması zulümdür.

Basit bir ihbar üzerine bile kamuda çalışan birinin açığa alınıp, hakkında soruşturma açılması; devlet olarak ne kadar paranoyaklaştığımızın da bir göstergesi aslında. Emniyet ve istihbarat teşkilatlarımızın içine çöreklenen hainler sebebiyle devlet, herkese şüpheyle yaklaşırken toplumu da paranoyak bir hale getirmiştir. Kimse bu temizleme(!) operasyonlarında kendisinin de ipinin çekilip çekilmeyeceğinden emin değil. Herkes “Acaba ben de bir iftiraya kurban gider miyim?” telaşında. Bir dönem göklere çıkarılıp, mecburi istikamet gösterilen terör örgütleriyle geçmişte ufak bir münasebeti olanlar, bugün kendilerini aklamak için türlü türlü şekillere giriyorlar. Yani deyim yerindeyse; devlet ve millet olarak travmatik bir döneminden geçiyoruz.

Batıdan ısmarlama ev ödevlerinin toplumu getirdiği durum ortada; toplum psikolojik sarsıntılar yaşarken, devlet de sürekli tehdit altında. “Üst akıl” diye tabir edilen güç boş durmuyor ama biz de ülke olarak hala, vatandaşından bürokratına herkesin “üst akıl” olarak hedef gösterdiği ABD, İsrail, AB ve NATO ile işbirliği halinde hareket ediyoruz. Türkiye, darbe girişiminin olduğu gece duaya durup, bu ülkenin zarar görmemesi için yalvaran insanların coğrafyasına çevirmelidir yüzünü. Celladımızdan merhamet bekleme zilletine devam edersek hem ülkemiz hem de İslam âlemi zarar görmeye devam edecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz