“Küfür tek millettir.” ve” Müslümanlar ancak kardeştir.” prensipleri Kur’ani prensiplerdir. Bu prensiplere göre 1 milyar 700 milyon Müslüman’ın yaşadığı bir dünyadan, kardeşlik ruhumuzun oluşması ve öz değerlerimize sahip olmamız için ciddi bir gayretin olması beklenirken tam tersine fesat odaklarının ifsat hareketleri, aralıksız olarak devam etmektedir.
İlimde, eğitimde, teknolojide, sağlıkta, ekonomide, ticarette, askeriyede, siyaset ve diğer bütün konularda herkesten daha çok çalışmamız, daha ileride olmamız gerekirken maalesef içler acısı bir durum yaşıyoruz. Şu ana kadar hiçbir konuda Müslüman ülkelerle yeterli bir iş birliğimiz olmamıştır ve şu andada bulunmamaktadır.Örgütlenmek ve teşkilatlanmak , birlik ve beraberlik içinde gücümüzü birleştirmek yerine, ihtilaf üretmek ve birbirimizi yemekle meşgulüz maalesef. Kuran’ın ilk emri; okumayı, ilmi, bilimi, tefekkürü emretmesine rağmen üzülerek ifade etmeliyim ki ümmet cehalet içinde yüzüyor.
“İki günü eşit olan zarardadır.” prensibine rağmen, Müslüman kardeşlerimiz tembel bir hayat sürdürmektedirler. Boş oturana selamın bile verilmediği bir medeniyetten ne hallere düştü bu ümmet. Okuyup araştırmayan, zamanını boşa harcayan, tefekkür ve düşünmeye yer vermeyen bir toplum hâline geldik. İslami emir ve tavsiyelere uymayıp İslam medeniyetinden uzaklaştığımız için bu hâllere düştük. Siyonizmin, ABD’nin, İngiltere’nin, Almanya ve Hollanda’nın oyuncağı olduk.
Maalesef ki biz uzun yıllar düşmanın ihanetlerini görme kabiliyetini yitirdik, hidayet ve ferasetten mahrum kaldık. İlimden ve takvadan uzaklaşmak ferasetimizi önledi, adeta gerçekleri görme konusunda gözümüzü kör etti. Dost düşman birbirine karıştı, şer güçlerin söylem ve stratejileri anlaşılamaz hâle geldi, düşmanın hamleleri görülemez oldu ve gerekli tedbirler de böylece alınmamış oldu.
Yıllarca İngilizlerin, ABD’nin , İsrail’in… Siyonizm’in oyunlarını ya hiç görmedik veya bu oyunlara ses çıkarmadık ya da onlarla işbirliğine girerek bizzat ihanetin içinde yer aldık. Ümmetin ittihadını ve birliğini sağlayan yegane müessesemiz olan “Hilafet Müessesesi” kaldırılarak maalesef İslam coğrafyası başsız bırakıldı.
Arap (Kur’an) alfabesi kaldırılarak tüm Müslümanları bir anda cahil bırakıldı. Müslümanları geçmişinden, tarihinden, mukaddes değerlerinden kopararak verilebilecek en büyük tahribatı ve ihaneti yaptılar. İslam ülkeleri paramparça edildi, dininden, mukaddesatından uzaklaştırıldı. Hidayet ve feraset sahibi yöneticiler ya “Kızıl Sultan” ilan edildiler veya bin bir oyunla önleri kesildi, partileri kapatıldı, yasaklar, mahkumiyetler konuldu.
D-8 gibi güzel girişimlere tahammül edemediler. Abdülhamit Hanlar ve Erbakan Hocalar itibarsızlaştırılırken ihanet ve hiyanette boğulanlar ise kahraman ilan edildiler. Bu arada “Yalan söyleyen tarih utansın! “diyenler oldu ama pek çok samimi Müslüman uzun süre gerçekleri fark edemedi. Koca şair, millî şairimiz büyük insan M. Akif Ersoy bile Abdülhamit Han’ı uzun süre anlayamadı, İttihat ve Terakki’nin yanında yer aldı, yanıldı ancak fark edince geri döndü.
Almanya, Hollanda, Avusturya, ABD ve İsrail…tek bir millettir.”Onlar birbirlerinin dostudurlar.”,”Yahudi ve Hristiyanlar asla senden razı olmazlar, onlara tabi olmadığın sürece.” ilahi mesajları hemen hemen herkes bilir. Bilgi problemimiz yok ancak Kur’an’ı hayata geçirme konusunda problemimiz var.
Değerli kardeşlerim, İslam birliği veya eski ifadeyle “ittihadı İslam“ zorunlu bir hâl almıştır. Müslüman’ın Müslüman’dan başka dostu yoktur. Tarihte yaşadığımız bütün sıkıntılarda sadece Müslüman kardeşlerimizi yanımızda gördük. Hindistan Müslümanları, Pakistan, Libya, Afganistan, … kardeş kardeşlik bağıyla birbirlerine bağlıdırlar. Bu ülkeler birbirlerinin öz kardeşidirler.
Dünyayı çok zengin birkaç baron yönetmeye çalışmaktadır. Kurulu dünya düzeni, sömürü, zülüm ve vahşi kapitalizm üzerine kurulmuştur. Bugüne kadar rahat sömürdükleri dünyayı, özellikle İslam dünyasını , bundan böyle güçlü hamlelerle korumak ve bu şer odaklarını engellemek zorundayız. Sömürülerini engellemek için daha güçlü hamlelere ihtiyaç vardır. Çok güçlü bilgiye, büyük bir ekonomik güce ve her şeye rağmen bir olmaya, beraber olmaya şiddetle ihtiyaç vardır. Millî Görüş’ün söylemlerine daha iyi kulak vermek gerekir. Batı batmaya mahkum bir medeniyettir, mimsiz medeniyet olan batı çok uzak olmayan bir zaman diliminde Allah’ın izniyle yok olacaktır. Genç nüfusu olmayan, gittikçe nüfusu azalan, köhnemiş, yıkılmaya yüz tutmuş bir coğrafyadır Avrupa ve Batı. Ancak bu süreç hemen olmayacaktır. Süreci hızlandırmak, birazda Avrupa’da yaşayan müslümanlara bağlıdır. Malum olduğu üzere batı nüfusu azalmaya başlamış, olan nüfusta yaşlanmıştır. Bu durum iyi değerlendirilirse değerlerden mahrum olan Batı’yı iyi bir örneklik, irşad ve tebliğ faaliyetleri ile hızlı bir İslamlaşma hareketi sağlanmış olabilir.
Müslüman nüfus daha hızlı artmalı ve millî bir eğitimden, şuurlu bir terbiyeden geçirilmeli. Batıda yaşayan Müslüman aileler, örnek bir hayat sergilemeli. Ne yazık ki yeterli bir bilince ve millî şuura sahip değiller. Hatta çocuklarını iyi eğitmedikleri ve kaba davrandıkları için, devlet eliyle başka ailelere, özellikle ve özellikle Hıristiyan ailelere verilmekte ve evlatları asimile edilmektedirler maalesef. Bu korkunç bir durumdur. 600 bin çocuğun koruma altına alındığından bahsediliyor, özellikle Almanya’da. Hıristiyanlaştırılan bu çocukların sayısı eğer doğruysa korkunç bir rakam. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da özellikle bu konuya Meclis’te yaptığı bir konuşmada değinmiş ve vahametini anlatmıştı.
Batı medeniyeti işte böyle mimsiz bir medeniyet. Aynı şer odakları değil mi ki Kürt-Türk, Alevi-Sünni … diye bizi birbirimize yıllarca kırdırdılar ve kırdırmaya devam ediyorlar. Onlar inandıkları şeyi yapıyorlar.
Düşmandan merhamet dilenmez. Güçlü oluşumlarla , Müslüman ülke ve toplulukları yanımıza alarak, silah sanayimizi ve ağır sanayi hamlelerini yeniden başlatarak, D-8’i canlandırarak ve büyüterek, bilgi ve teknolojiye daha fazla kaynak aktararak, gençliğimizi millî şuur ve bilgiyle, edep ve cihat ruhuyla donatarak; kısaca kendimize, özümüze, dinî ve tarihi değerlerimize dönerek kaybettiğimiz değerleri kazanabiliriz.
Satranç oyunu gibi kim güçlü hamlelerle saldırırsa o rakibini mat eder. Bize düşen kendimiz gibi olmak, değerlerimize sahip çıkmaktır. Esas olan bizim Batı’nın kültür emperyalizmini, hile ve desiselerini bilmek, dava şuuruyla hareket etmektir. İslam’ı iyi temsil edip irşat ve tebliğ faaliyetlerini ara vermeden sürdürmek, düşmanın hamlelerini boşa çıkarmaktır.
Yıkıldığımız yerden kalkmasını başarmak zorundayız. Çok güçlü olmalıyız, bilgili ve zengin olmalıyız, birbirimizi sevmeli, birlikte iş yapmalıyız, iyi örgütlenmeli – teşkilatlanmalı, çocuklarımıza ve ailemize sahip çıkmalı, salih ve bilgili nesiller yetiştirmeliyiz. Dünyayı yöneten şer odaklarının, Siyonistler baronların oyunlarını iyi görmeli, bu oyunlara karşı güçlü hamleler yapmalıyız.
Kendi medeniyetimize, kendi hukukumuza , kendi harflerimize, hilafetimize, adaletimize kavuşmak hayal değildir. Unutulmasın ki hiçbir güç yıkılmaz değildir. Her şey hayalle başlar, inançla olur. Tarihte yıkılan pek çok imparatorluk biliriz. “Hak gelince Batıl elbette zail olur.” Batıl hâlâ hâkim olduğuna göre Hak henüz gelmemiş demektir. Hakkı; sen, ben, biz tutup hâkim kılacağız kardeşlerim.
Bu mücadele Habil ve Kabil’le başlayan; İbrahim ve Nemrut’la, Musa ve Firavun’la ,Efendimiz (sav) ile Ebu Cehillerle devam eden bir mücadeledir. Üstad N. F. Kısakürek’in deyişiyle: “Oluklar çift, birinden nur akar birinden kir.“ Batıl kirli yoldur ve yıkılmaya mahkumdur. “Ve mekeru vemekerellah vellahu hayrulmakirin (sadakallahulazim).” Herkesin bir oyunu, bir tezgâhı, bir hesap kitabı vardır. Yüce Rabb’imin de bir planı bir hesabı vardır ve planı olanların en güçlüsü, en hayırlısıdır.
“Allah kuluna kafi değil midir?”