Muhteşem Kut’ül Amare zaferimiz, tarih olarak 29 Nisan 1916 tarihinde kazanılmıştı. Irak’ta, Basra kenti ile Bağdat kenti arasında, Dicle nehrinin kenarında Osmanlı kolordusunun İngiltere işgalci güçlerini toptan esir alması ile sonuçlanan bir zaferdir.

Kut’ül Amare zaferini detayları ile anlatmak bu yazının hacmini çok aşar. Ancak Milli Görüş gözlüğü ile olaylara baktığımızda, bu zaferin gerçek kodlarını okumamız mümkündür. Biz de onu yapmaya çalışacağız:

Şu anda da olduğu gibi İngiltere’nin emeli tarih boyunca hep sömürge bölgeleri edinmekti. Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Irak, gerek petrol gibi zenginlik kaynaklarına sahip olması ve gerekse de ulaşım yollarının kesiştiği bir noktada bulunması dolayısıyla hep İngiltere’nin ilgi alanında olmuştur.

Osmanlı Devleti’ni iktidara çöreklenen tecrübesiz, acemi ve hırslı İttihat Terakki yönetimi Birinci Dünya Savaşı’na bir oldu bitti ile İngiltere-Fransa-Rusya blokuna karşı savaşa sokmuştu. Bunu ele geçen tarihî bir fırsat olarak değerlendiren İngiltere, savaş başlar başlamaz 1914 Kasım ayında derhâl, Basra körfezine asker çıkararak Basra, Bağdat yolu ile petrol bölgelerinin işgalini gerçekleştirmek istedi.
Osmanlı orduları Sarıkamış ve Süveyş Kanalı harekatları ve akabinde Çanakkale cephesinde mücadele etmekte olduklarından Basra çıkarmasına karşı koyabilmek için fazla kuvvet ayıramadı. İşinin çok kolaylaştığını hesaplayan İngiltere, Basra’da oyalanmadan kuzeye, petrol bölgelerine doğru ilerlemeye çalıştı. Bunun için savaşmak yerine bölgedeki Müslüman Arap kabilelerini satın alarak sorunsuz ilerleyeceğini sanıyordu.

Ama İstanbul’daki Halife’ye candan bağlı olan Arap Müslümanlar paraya, itibara ve diğer vaatlere kanmadılar. Çete savaşları ve vur kaç taktikleri ile güçlü İngiliz ordusunu aylarca engelleyip oyaladılar. İşte zaferin birinci kodu budur. İngiliz oyununa gelerek Arapları toptan Osmanlı düşmanı ilan edenler bu olayı hiç gündeme getirmezler.

Osmanlı Devleti’ni iktidara çöreklenen tecrübesiz, acemi ve hırslı İttihat Terakki yönetimi Birinci Dünya Savaşı’na bir oldu bitti ile İngiltere-Fransa-Rusya blokuna karşı savaşa sokmuştu.

İngilizler Basra ve kuzeyinde az sayıda Osmanlı askerî varlığı ve Müslüman Arap kabilelerinin gerilla savaşları ile bir yıla yakın oyalanmak zorunda kaldılar. 1915 sonlarında takviye alarak ilerlemeye başladılarsa da Çanakkale savaşının gevşemesiyle bu cepheye asker kaydırmaya başlayan Osmanlı güçleri karşısında Selman’ı Pak mağlubiyetini alıp geri çekilmek zorunda kaldılar.
Çeşitli çatışmalardan sonra İngiliz birlikleri, Dicle’nin yaptığı büyük bir kavisin içinde kalan Kut kasabasına kadar çekildi. Kavisin çıkış noktalarını tutan Halil Paşa kumandasındaki Osmanlı kolordusu İngilizleri burada tam olarak kıstırmış oldu. Bu kavisten çıkmak için aylarca mücadele eden İngiliz birliklerinin içinde olanlar çok enteresandır:

“İngiliz birliklerinin içinde çok sayıda sömürge askeri vardır. Bunların çoğunluğu da Hintli (Bugünkü Pakistan ve Bangladeş) askerlerden oluşmaktadır. Bunlar Halifei Müslimin’in “cihat fetvası” yayınladığını duymuşlardır. Karşılarında bulunan Halife ordusu ile savaşmanın haram olduğu gerekçesi ile İngiliz kumandanlarına karşı çeşitli direnişler göstermektedirler. Yiyecek stokları bittiği için önlerine getirilen at etlerini boykot etmişler, hasta oldukları bahanesi ile hastanelere başvurarak cepheye gitmemişler, bunun anlaşılmasından sonra da silahları ile kendi kendilerini yaralayarak kurşuna dizilmeyi bile göze alarak savaştan geri kalmayı başarmışlardır. Bu yüzden General Tavzend kumandasındaki İngiliz birlikleri güçlü bir huruç hareketi yapamamaktadır. Zaferin bir diğer kodu da bu olaylardır.

Osmanlı birliklerinin başarılı muhasarası ile aylarca çemberde kalan İngiliz birliklerinde yiyecek ve cephane sıkıntısı başlamıştır. Dışarıdan imdada gelmek isteyen İngilizler de defalarca mağlup olarak geri kaçmışlardır. Bu defa Dicle nehrinde erzak ve cephane dolu bir İngiliz gemisi, geceleyin çemberi delip geçmeyi başarmışsa da biraz ileride pervanesi, nehre düşmüş bulunan bir telgraf direğindeki tellere dolandığından ilerleyememiş, gemi Osmanlı birlikleri tarafından ele geçirilmiştir. Askerlerimizin hatıralarında anlatıldığına göre bu teller olmasa gemideki erzak ve cephane kuşatma altındaki İngilizlerin, gelmesi muhtemel takviyeler ulaşana kadar direnmelerini sağlayacak boyutta imiş.” Zaferin bir kodu olarak bunu da zikredebiliriz.

29 Nisan 1916 tarihinde 15 bine yakın İngiliz askeri ve subayı, komutanları General Tavzend ile birlikte esir alınmış ve muhteşem zafer kazanılmıştır. Savaşın sonuna kadar İstanbul Büyükada’da zorunlu ikamete tabi tutulan General Tavzend yazdığı hatıralarında şu tespitte bulunmuştur:

“İttihatçı liderler 1912 Balkan savaşlarında kendi askerlerine İslam dinini, şehitliği, gaziliği ve cenneti öğretmeyi ihmal ettiklerinden dolayı çok büyük bir bozgun yaşamışlardı. Bizi esir alan Osmanlı askerlerine bu defa İslami eğitimlerini vermiş olduklarından dolayı biz savaşı kaybettik.” Bu da zaferimizin başka bir kodudur.
Kut zaferimizden sonra ne oldu da İngilizler önce Bağdat’ı işgal ederek petrol bölgelerine varabildiler? Bu sorunun cevabı da kodları ile beraber uzun bir makale konusudur.Esir alınan ve esir verilen karşılıklı askerlerin durumu da can acıtıcı enteresan mevzulardır.

İnsan düşünmeden edemiyor: 1916 yılında bu zaferimizin öncesinde ve sonrasında İngilizlere karşı her şeylerini feda ederek direnen Iraklı Müslümanlar bizlere karşı ne kabahat işlediler de biz, 76 ve 86 yıl sonra aynı istila ordularına Irak’ı işgal edip yıkarlarken destek verdik ve kardeşlerimizin ve ülkelerinin mahvedilmesine yardımcı olduk?

İnsanı kahreden bu sorunun cevabı var mı?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz