Türk hikâyeciliğinin yaşayan pîrlerinden biri hiç şüphesiz Mustafa Kutlu’dur. İlk hikâye kitabı Ortadaki Adam’dan (1970) son hikâye kitabı Sevincini Bulmak’a (2018) kadar bize insanımızı, manevi değerlerimizi, bin yıllık kültümüzü, ariflerin imbiğinden süzülen hikmetleri anlattı. Son iki yüz yıldır dolaşmakta olduğumuz kapıların güvelerce kemirildiğini, sırtımızı çevirdiğimiz ormanların ise gür olduğunu göstermeye çalıştı.
Onu, hikâyeleri dışında köşe yazılarıyla da tanıyoruz. Gündeme hapsolmayan, yerli ve dertli olduğu konularda uzun yıllar yazılar yazdı (Hâlen de yazıyor). Bunların bir kısmını kitaplaştırdı (Akasya ve Mandolin, Yoksulluk İçimizde, Vitrinde Olmak, Vatan yahut İnternet). Derin memleket meselelerine de ince dokunuşlar yapar bu kitaplarda Kutlu. Hikâyeleri kadar deneme tarzında kaleme aldığı bu yazıları okumak da çok zevklidir.
Bundan birkaç sene önce (Şubat 2017), Mustafa Kutlu çok farklı ve hoş bir eserle karşımıza çıkmıştı: İlmihal Yahut Arzuhal. Biraz geç kalmış olsak da bu eserden söz etmek istiyorum.
Kitap; günlük hayatımızda karşımıza çıkan, hissettiğimiz, yaşadığımız, konuştuğumuz birçok kavram hakkında ayrı ayrı kaleme alınan deneme tarzında yazılardan oluşuyor.
Esasen ilmihal kitapları dini konularda; itikat, ibadet, ahlak ve muamelata dair malumatı içeren ve hitap kitlesi epey geniş olan eserlerdir. Mızraklı İlmihal ve Birgivi Risalesi bu tür eserlerin en meşhur örnekleridir. Hemen her evde bu tür eserleri görmek mümkündür.
Bu mezkûr ilmihal ise diğerlerinden biraz farklı; usta hikâyecinin sahici bir dil ile yaşadıklarından, gözlemlerinden yola çıkarak gündelik hayatta kullandığımız kavramları yorumlamasıyla oluşan sıra dışı bir ilmihal. Eserin önsözünde Kutlu’nun yakın arkadaşı İsmail Kara hocamız, kitabın bu farklı yönüne değiniyor: “Yazar metinlerin neredeyse tamamında aslında kendi tecrübelerini, müşahedelerini, içten duyduklarını, tazarru ve niyazlarını, ızdıraplarını, zevk ve acılarını, ümit ve korkularını, rüya ve hayallerini anlatıyor. Bir dua gibi, bir rahmet seli gibi hikâye ediyor. Merhamet, hürmet, hizmet sütunları üzerine yükselen bir ahlak dünyası, bir insanlık mahşeri kuruyor.” (s. 7)
Önce Ahlak
49 yazıdan oluşan eserdeki bazı başlıklar şunlar: Allah için, abdest, namaz, yolcunun kitabı, hatasız kul olmaz, kanaat, şükür, bereket, hayâ, nasip, sabır, muhabbet, hüzün, yara, benlik davası…
Ahlak kelimesinin üç ayrı yazı başlığında geçtiğini fark ediyoruz: Ahlak dersi, önce ahlak, ahlak ağacı. Müslüman kimliğine sahip olanların çoğunun sayılara/rakamlara önem atfettiği bu dönemde ahlakın altını kalın çizgilerle çiziyor Kutlu, önce ahlak diyor.
1980 sonrası ülkemizde uygulanan politikaların parayı her şeyin önüne koyup ahlakı geri plana ittiği, bunun da zalim bir zenginliği doğurduğunu belirtiyor. Ahlakın önemsenmediği toplumlarda birtakım hastalıklar ortaya çıkacaktır; yalnızlık, bencillik, kin ve öfke, inançsızlık, güvensizlik, mutsuzluk, bir türlü tatmin olmama hali… Bu hastalıkları seküler ahlakla (!) çözmek mümkün değil elbette. “Allah’a ve ahiret gününe inanmayan bir düşünceden ahlak zuhur etmez” diyor Kutlu.
Modern zamanların manevi dünyamıza müdahalelerine çarpıcı örneklerle değiniyor yazar. Ezanın hoparlör ile okunması, insanların ezana değil de saatlerine bakıp vaktin girdiğini anlamaya çalışması, ezanı duyamayıp büyük gökdelenlerin rutubetli bodrum katlarındaki mescide yönelen işçilerden söz ediyor. Tüm bunlar hiç şüphesiz ezanın derinlerden gelen anlamına gölge düşürüyor.
Bir Şey Yap
“Hareketsizlik günahtır.” der Nurettin Topçu. Kutlu da onun izleğini takip ederek, “bir şey yap” diyor. Hiçbir bahaneye sığınmadan… Bahanelerin, “ama”ların sonu yok. Bugün bir sıkıntın biter, yarın başkası başlar. Yapılacak güzel/faydalı işleri erteleye erteleye bir de bakarsın ki vakit dolmuş.
“Bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun. Rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin. Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgâra ve akıntıya kapılmasın. Kırılsın lakin eğilip bükülmesin. Bir şey yap iyi olsun. Hizmetten, hürmetten, merhametten müteşekkil olsun. Kalpleri yumuşatsın; garibin, yolcunun, zayıfın derdine derman olsun.” (s. 53-54)

İyilik Daima İyilik
Kitaptaki yazılarda yoksullara, gariplere, fakirlere yardım etmenin de altının çizildiğini görüyoruz. Üç-dört yazı özellikle bu konuya ayrılmış. Yazarın tanınmış bir yardım derneğinin kurulmasına öncülük ettiğini biliyoruz. Üstadımız hem kavli hem filli hem de fikri olarak bu derin meseleyi dert edinmiş.
Bugünün hâkim ideolojisi ise başka şeylere bizleri çağırıyor. Geçenlerde reklamlarda görmüştüm, bir iyilik yap kendine diyordu. İyiliği kendine yap, başkasına değil. Batılılaşmanın bizi getirip bıraktığı yer nefsimiz oluyor. Kanaat etme, paylaşma, diğerkâmlık yok. Oysa geleneksel anlayışımız paylaşmanın bin bir örnekleriyle doludur. Usta hikâyecimiz birçok yazısında bu konulara değiniyor:
“Yapabileceğiniz en küçük bir iyiliği bile hakir görmeyin. Elinizden bir şey gelmiyorsa bari güler yüz gösterin. Evinizde tencere kaynıyorsa bize yetmez demeyin, suyunu biraz fazla katıp komşunuza da ikram edin.” (s. 67)
Daha çok hikâyeleriyle tanıdığımız Mustafa Kutlu İlmihal Yahut Arzuhal adlı eserinde ilmihal kitaplarında sıkça geçen, manevi hayatımızı şekillendiren kavramları kendi zaviyesinden, sözü ve okuyucuyu yormadan, gönlünden güç alarak yorumluyor.
Eserin önsözünde, yıllar önce ilk metinler ortaya çıktığı zaman kitap için düşünülen ilk isim de zikredilmiş. Biz de o ismi bu yazıya başlık olarak seçtik.
Kutlu’ya sağlıklı, hayırlı ve bereketli ömürler diliyoruz.
İlmihal Yahut Arzuhal, Dergâh Yayınları, 2017.