Hayatta (dünya şartlarında) en hakiki mürşit ilimdir fakat ilmin sistematiği ilimden daha üstündür. Zekâ önemlidir fakat sistematik zekâ bütün zekâları cebinden çıkarır. Düşünceler yolumuzu aydınlatır fakat sistematik düşünce bize en kısa zamanda en kısa yolu gösterir. İmam Gazali “İlimler tek idi, onu cahiller çoğalttı.” sözü ile sistematik bilginin gücünü işaret etmektedir.

İnsanlığın iştigal ettiği tüm bilimler, disiplinler tümevarım metodu kullanılarak hakikati ortaya çıkarma çabasıdır. İnsanlar sistematik zekâdan yoksunluk aşamalarına göre bilgileri böler, parçalar, ayrıştırır ve hakikate yalnızca tümevarım yoluyla erişmeye çalışırlar. Bu yüzden toplumların önlerinde bir rehber olmadan huzura ve medeniyete ulaşmaları mümkün olmaz.

Âlemde sistem içinde sistemler yaratan Cenabı Hak, insanlığa bir rahmet olarak tümdengelim metoduyla her müşkülatı çözümleyecek ilmi yani ilimlerin sırrını, eşyanın hakikatini ve olayların hikmetini, mentalitesini, felsefesini, temel esaslarını peygamberler aracılığı ile insanlığa özet olarak göndermiştir.

“Peygamber” denince günümüzde yeterince İslami eğitim almış insanların bile zihninde beli bükük, elindeki sopanın yardımıyla yürüyebilen, sesi titreyerek konuşan, bakıma muhtaç pir-i fani bir insan canlanır. Biz yetersiz eğitim anlayışımızla bunu anlatmaktan aciz olsak da peygamberler devirlerinin en üstün yetenekli, en zeki, en karizmatik ve seciyesi en yüksek ve de o çağın insanını etkileyebilecek bilgilerin tümüne vâkıf insanlarıdır.

Sistemsel zekâ, insanın ilk çocukluk yaşlarından itibaren fıtratına bağlılığı ve güzel ahlak sahibi oluşuyla ilgilidir. Peygamberlerin birçok üstün yetenekleri sistematik zekâya sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu yetenek, onların kendi toplumlarını en kısa zamanda değiştirebilecek ve dönüştürebilecek yöntemlere ve mesajlara yönelmelerini ve bunlara bağlı kalmalarını sağlamıştır.

Tarih döngüsüne dikkat ederseniz dünya üzerinde kurulan en büyük medeniyetler kendilerinden önce gelen ve cehaletle mücadele eden peygamberlerin öğretileri üzerine kurulmuştur. Hz. İbrahim’den (a.s) sonra Mezopotamya uygarlığının, Hz. İsa’nın (a.s) öğretileriyle Eski Yunan ve Roma uygarlığının, Peygamberimiz’den (s.a.v) sonra İslam uygarlığının yaşanması tesadüf olmadığı gibi kendiliğinden olan işler de değildir.

Eğitim literatüründe her fırsatta tekrarladığımız “… bireyde istendik davranış değişiklikleri …” gibi laflar kısa zamanda koskoca bir toplumu ve en önemlisi de o sistemi değiştirmenin yanında oyuncak gibi kalır. Liderler tüm toplumu etkileyecek, eğitecek ve harekete geçirecek noktaları çok iyi bilirler. Önce toplumun atalete düşmesine sebep olan virüsü tespit ederler, o konuda toplumun değer yargılarını değiştirirler, bütün toplumu âdeta bir römorkör gibi asıl eksenine çekerler.

“İnsanlığın iştigal ettiği tüm bilimler, disiplinler tümevarım metodu kullanılarak hakikati ortaya çıkarma çabasıdır.”

1975 yılında MSP-CHP Hükümeti döneminde Bülent Ecevit İsmail Cem’i TRT Genel Müdürlüğüne atamak ister fakat koalisyon protokolü gereği atamalar çifte kararname ile çıkartılmak zorundadır. Başbakan Bülent Ecevit, koalisyon ortağı olan Necmettin Erbakan’ın izni ve imzası olmadan atama yetkisine sahip değildir. O isme Erbakan’ın razı olmayacağı endişesi ile konuyu Erbakan’a açar. Erbakan da “Çağır bana İsmail’i, konuşalım.” der. İsmail Cem gelir.

— Bak İsmail, iki şartla senin atamanı imzalarım. Birincisi TRT Genel Müdürü olduğun süre içerisinde “şiddet ve intikam” temalı filmler ve yayınlar yapmayacaksın, ikincisi “dine ve mukaddesata hakaret” içerikli yayınlar yapmayacaksın!

İsmail Cem heyecanla ve minnet duygusuyla söz verir ve genel müdür olur. Görevde kaldığı iki yıl boyunca da sözüne sadık kalır.

Yine Erbakan Hoca siyasi çalışmalara başlarken önce hitap ettiği çekirdek kitleyi bu harekete hazırlamak maksadıyla ilk konferans olarak gittiği yerlerde “Doğu’da, Batı’da ve İslam’da Kadın” konulu konferanslar verir, akabinde de “İslam ve İlim” ve “Sanayi Davamız” konferanslarını verir.

O günün Türkiye’sinde “kadını sosyal hayatın dışına çıkarma”nın cihadın ruhuna aykırı olduğunu, Türk insanının son 70 yılda yaşadıklarıyla yıkılan “öz güvenini sağlamadan” cihada takat bulamayacağını, bizi ve zihinlerimizi hegemonyasına alan Batı’nın “maddi gücünün ve tekniğinin aslında ulaşılabilir” olduğunu, şiddet ve intikamın insanı insan olmaktan çıkardığını ve dinî değerleri ve mukaddesatı benimsemenin insanı, kendisine lazım olan “ilme ve eğitim sistemine kavuşturacağını” tespit etmek ancak bir liderin yapacağı büyük işler idi.

Bugün “Benim!” diyen eğitimcilerin hepsini toplasanız size toplumu olumsuz etkileyen yüzlerce etken sayarlar fakat toplumun acil ihtiyacı olan bir numaralı sorunun, temel sorunun ne olduğunu tespit edemezler. İşe ortadan ya da sondan başlamakla da hiçbir sorun çözülmez çünkü hastalıklı bir organizmada tedavi hızı bozulma ve çürüme hızından daha fazla değilse uygulanan tedavi sadece ölümü yavaşlatır ve işkenceye dönüşür.

Türkiye’de eğitimin sorunlarını çözmek için sistematik düşünmeye bu yüzden ihtiyaç var. Sistemi ve sistemi tıkayan etkenleri konuşmadan sorunları çok iyi bilmenin, konuşmanın ya da uygulamalar yapmanın bir anlamı yok. En azından bu aşamada, bilenlere değil lider ruhlu insanlara ihtiyacımız var.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz