Pandemi süreci olmasaydı yukarıdaki başlığı bir imamın söyleyebileceği aklımıza gelmezdi herhalde. Çünkü biz imamlardan safları sık tutmayı, açık cep telefonlarını kapatmayı, klimaları görevli haricinde kimsenin kurcalamamasını, ön safta boşluk varken arka safta namaz kılmamayı öğrenmiştik. Şimdi ise bütün bu algılarımız yine imamlar tarafından ters düz edildi. Artık namaz başlamadan önce safların mümkün mertebe seyrek tutulması, araya girenlere müsaade edilmemesi ve mümkünse saftan atılması, bahçede dahi saflar arasında metrelerce boşluk bırakılması, cami içindeki işaretli yerler dolunca caminin kapısının kapatılıp içeri kimsenin alınmaması gibi uygulamalar sıkı sıkı tembihlenir oldu. Pandemi sürecinden önce saf ve cemaat düzenine pek aldırmayan imamlar covid-19 salgınında sağlık neferi kesildiler. Maalesef bu durum hem din görevlilerinde hem de cemaatin kendi arasında nezaket kurallarının ihlaline ve kul hakkına riayetsizliğe kadar gitti.

Otobüslerde ayakta sıkışık seyahat edebilen, metroda yan yana oturabilen, vapura cümbür cemaat binebilen, sahilde bir arada dolaşıp denizde üst üste yüzebilen, evinden seccadesiyle birlikte yan yana camiye gidebilen insanlar maalesef aynı camide yan yana saf tutamıyor, tutturulmuyorlar. Bu işin yapılması için de cemaatten görevli kartlı özel insanlar ayarlanmış.
Peki, bu niçin böyle? Covid-19 salgını sürecinde alış-veriş merkezleri, berberler, kafeler bile açılmak için feryad-ü figan ederken genelde diyanet camiası özelde imamlar niçin seslerini çıkarmaz, açılma yönünde taleplerini dahi belirtmezler? Şehirlerarası seyahatler serbest, avm’ler açık ama virüs endişesiyle Cuma’ya gitmek niçin caiz değildi? Öğle ve ikinde namazlarında virüs etki etmezken akşam, yatsı ve sabah namazlarında mı bulaşıyordu?
Sorular, sorunlar ve sorumlular… Aslında Covid-19 Müslümanların bilerek ya da bilmeyerek yaptığı kadîm bir hatayı yeniden bize hatırlattı, bilinçaltımızda yatan bir gerçeği gün yüzüne çıkarttı: İslam’ı bilime feda etmek…

İslam insan aklının ürünü değildir. Mükemmel bir dindir. Bir şey eksiltilemez, çıkarılamaz veya bir şey eklenemez, sentezi yapılamaz. Bilim mutlak doğru değildir. Sürekli bir değişiklik göstermiştir. Bir gün kara dediğine diğer gün ak diyebilmiştir. Çağın siyasi, sosyal ve ekonomik durumları bilimi her dönem etkilemiş, belirli çevrelerin tesirinde kalabilmiştir. Bu tesir gücünün azalması veya çoğalmasıyla ya da yeni tesir alanlarına girmesiyle bilimsel veriler değişebilmiştir. Bundan dolayı İslam, bilimin insafına terk edilemez.

“ Otobüslerde ayakta sıkışık seyahat edebilen, metroda yan yana oturabilen, vapura cümbür cemaat binebilen, sahilde bir arada dolaşıp denizde üst üste yüzebilen, evinden seccadesiyle birlikte yan yana camiye gidebilen insanlar maalesef aynı camide yan yana saf tutamıyor, tutturulmuyorlar.”

Tarihte ve günümüzde bazı din adamlarımız maalesef İslam’ı bilimle çatıştırmamak adına ya ayetlerin tefsirinde zorlamaya gitmiş ya bazı ayetleri tevil etmiş ya da dini bilimin mecrasına sokarak şekillendirmeye uğraşmışlardır. Ortaçağda bilimin dünyanın düz olduğunu savunması yüzünden, o dönemdeki bazı din âlimleri ayetlerle dünyanın düz olduğunu ispatlamaya çalışmışlardır. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette güneşin bir yörüngede (Enbiya 33, Rahman 5) hareket ettiği söylenmesine rağmen, modern bilim 20. yüzyılın başlarına kadar güneşin sabit durup gezegenlerin etrafında döndüğünü savunmasından dolayı; bazı din âlimlerimiz bu ayetleri tevil etmişler, güneşin de gezegenler gibi bir yörüngede hareket ettiğini söylemeye cesaret edememişlerdir.

Günümüzde de din adamlarımızın maalesef bir heyet kurarak, böyle bir salgında nasıl hareket edilmesi gerektiğini Kur’an ve sünnet ışığında istişare etmek, gerekli verilere ulaşıp yorum yapmak, diğer ülkelerdeki uygulamaları incelemek yerine; adına bilim kurulu denilen bir takım bilim insanlarının din namına aldıkları kararları sorgulamadan, vahyin süzgecinden geçirmeden kabul ettiklerini ve dinle bağdaştırarak toplumda en güzel uygulayanlar olduklarını görmekteyiz. Geçmişte yapılan kadîm hatalardan ders alınmayıp, yine İslam’ın bilime kurban edilişine şahit olmaktayız. Evde anlatılanları, okulda öğretilenleri, ekranda gösterilenleri, resmi açıklamaları hakikat sananların günün birinde karşılarına çıkan gerçekleri kabul etmeleri kolay olmayacak.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Üç söz vardır ki, insan onları ihlâsla söylerse cennete girer: 1- Rabbimin Allah oluşuna razıyım. 2- Dinimin İslam oluşuna razıyım. 3- Hz. Muhammed’in (SAV) peygamberim oluşuna razıyım…” (Ramuzul- ehadis) (Müslim, salat 7,13). Bu üç sözün dışındakilerde rızayı ararsak yanılırız, aldanırız. Salgın hastalıklar da sıkıntılar da musibetler de dini ve peygamberi metodun uygulanmasıyla son bulacaktır. Rabbim bizi bu üç sözü hakkıyla söyleyen kullarından eylesin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz