Ana Sayfa Milli Şuur 52. Sayı MANEVİYATSIZ EĞİTİMİN ACI MEYVESİ; ŞİDDET

MANEVİYATSIZ EĞİTİMİN ACI MEYVESİ; ŞİDDET

243
0

Eğitim ve şiddet kelimeleri aslında birbirine zıt kavramlar olup bir arada olmaması ve birlikte zikredilmemesi gereken ifadelerdir. Eğitmek ve eğitilmek ile öğretmek ve öğrenmek gibi fiiller öncelikle insanlıkla ilgili çok önemli değerler ve hasletlerdir. İlk insan Hazreti Âdem (A.S.)’e eşyanın isimlerinia öğreten Yüce Rabbimiz, onu meleklerden üstün tutarak ilim sahibi olmanın değerine işaret buyurmuştur. Bu nedenle ilmin ve ilimden kaynaklanan terbiyenin, yani bilgilenmenin ve bildiğini uygulamanın ilahi ve manevi bir esası bulunmaktadır. Ancak ilim ve terbiyenin ilahi boyutundan uzaklaşıldığında karşımıza şeytani tuzaklar ve bu tuzaklara düşünce de olumsuz sonuçlar çıkmaktadır ki, tıpkı: Hazreti Âdem (A.S.) kıssasındaki “Şu ağaca yaklaşmayın!” ilahi emrine boyun eğmek yerine,şeytanın telkinine kapılarak, emre karşı gelmek suretiyle günah işleyip, ilahi cezaya müstahak olmak gibi.
Asr-ı saadetten itibaren helal-haram, sevap ve günah gibi kavramların yer aldığı din temelli eğitim-öğretimden seküler eğitim-öğretim sistemine geçildikten sonra, hedef ve amaçlarda haliyle değişmiş oldu. Amaç olarak sadece dünyevi boyutu bulunan günümüz eğitim felsefesi ve sistemlerinin, bireyin davranışlarını kontrol altında tutmada ve disiplin konularında çok yetersiz kaldığı ve çözüm üretmede çok zorlandığı muhakkaktır. Çözüm olarak ortaya atılan her yeni sentezin de kısa bir zaman sonra aşırı tenkitlere maruz kalarak, çöpe atılıp yerine bir başkasının getirildiğine, bir asra yakın bir zamandan beri şahit olunmaktadır.
Önceleri genelde öğrenciler arasında yaşanan, ara sırada öğretmenin öğrenciye terbiye amaçlı uygulaması olarak gündeme gelen şiddet konusu günümüzde tersyüz olmuş durumdadır. Ülkemizde son yıllarda eğitimde şiddet olayının “öğrenciye dayak” boyutundan “öğretmene şiddet” boyutuna taşınması, meselenin ne denli vahim noktalara ulaştığını göstermektedir. Öğrenciye şiddet konusunda hassas olan ve yüksek sesle tepki veren kurum yöneticileri, medya ve kamuoyu; nedense öğretmene şiddet konusunda aynı hassasiyeti gösterip, gereken düzeyde tepki vermemektedir. Öğretmenlere a uygulanması ve onlara karşı işlenen suçların giderek artmasıyla; artık kamuoyunda bir alışa gelmişlik mi oluşmuştur, yoksa eğitim ve onun baş aktörü öğretmen konusu kamuoyunun değer verdiği normlarda alt sıralara mı düşmüştür? Özellikle bu konu üzerinde bilimsel araştırmalar ışığında problemin kaynakları ve bağlantılarını izaha çalışacağız.
Okullarda saldırganlık/şiddet: okul ve öğretmenle ilgili risk faktörleri ve önleme stratejileri konusunda yapılan bilimsel araştırmalar, meselenin çok farklı boyutları olduğunu, sebep-sonuç ilişkileri açısından da kısır bir döngünün yaşandığını ortaya koymaktadır. Okullarda saldırganlık ve şiddeti artıran risk faktörleri, dört ayrı alanda incelendiğinde uzmanlar tarafından şu nedenler tespit edilmiştir;
Personel (Öğretmen, yönetici ve diğer çalışanlar) Özellikleri:
a) Öğrenciye ve aileye karşı olumsuz tutum
b) Öğrenci davranışlarını yönetme yetersizliği
c) Öğrenci gelişimi için düşük destek
d) Yetersiz iletişim becerileri
e) Saldırgan liderlik tarzı
f) Sorun/çatışma çözme konusunda yetersizlik
g) Olumsuz model
Öğrenci Özellikleri:
a) Okula karşı olumsuz tutum
b) Zayıf özgüven
c) Aile yapısı
d) Düşük akademik başarı
e) Sosyal uyum yetersizliği
f) Şiddet mağduru olma
g) Kontrol edilemeyen öfke
h) Disiplin sorunları geçmişi
i) Madde, alkol kullanımı
j) Kültürel yapısı (İki dillilik, din, etnik yapı)
k) Gelişimsel zorluklar
Okulun İklimi ve Kültürü:
a) Adaletsiz uygulamalar
b) Disiplin politikasının açık-seçik olmayışı
c) Okulun güvenli olarak algılanmaması (yaygın korku ve endişe)
d) Cezaya ilişkin kontrol metotlarının sıkça kullanımı
e) Öğrenci özgürlüğünün sınırlı olması
f) Yönetime öğrenci-veli katılımı eksikliği
Okulun Fiziksel Özellikleri:
a) Öğrenci mevcudunun fazlalığı
b) Bakımsız ve çekici olmayan görünüm (Kırık camlar, korumasız merdivenler, yüksek duvarlar vs.)
c) Güvenlik önlemleri yetersizliği
d) Her bölümü kontrol edilemeyecek kadar büyük okul binası
e) Uygun olmayan okul bölgesi
f) Okulun sosyal Özellikleri
g) Sınırlı program seçenekleri
h) Rekabete dayalı değerlendirme yöntemleri
i) Zayıf okul yönetimi
j) Okul-aile işbirliği eksikliği
Yukarıda görüldüğü gibi yapılan akademik araştırmalar sonucunda okullardaki şiddetin çok farklı boyutları ve alt yapısı bulunmaktadır. Ancak burada bireysel,kurumsal ve fiziksel nedenlerin yanında, konunun toplumsal ölçekte; hukuki, ekonomik, siyasal ve kültürel boyutlarının da bulunduğu asla göz ardı edilmemelidir. Çünkü ekonomi, hukuk, kültür ve siyasi irade; eğitimi doğrudan ilgilendiren, onunla doğrudan etkileşim içerisinde bulunan önemli erk ve unsurlardır.
Ekonomik, kültürel, hukuki ve siyasi gelişmelerin neden olduğu toplumsal değişimlerin bireylerin düşünce ve algılarını doğrudan etkilediği önemli bir gerçekliktir. Eğitim-öğretim konusunda eski dönemlere ait öğrenci, öğretmen, veli ve yönetici tiplerindeki değişim son yıllarda gözle görülür bir seviyeye ulaşmıştır. Posmodern düşüncenin giderek hayata daha çok hâkim olduğu 21. yüzyılda her alanda olduğu gibi eğitimde de “ilkesizlik ve kuralsızlık” gitgide yerleşmekte ve bu anormal durum özellikle yeni kuşaklarda önemli oranda rağbet görmektedir. Hele hele Türkiye gibi eğitimin “yazboz tahtası”na döndüğü bir ülkede, eğitim kurumlarının ilkeler ve kurallar çerçevesinde öğrenci ve veli üzerinde ciddi manada bir yaptırım gücü olduğundan söz etmek, çok iyi niyetli bir yaklaşım olur. Kapitalist sistem ve onunla beraber yürüyen seküler hayat anlayışının toplumda giderek yaygınlaşması ve bu şekilde milli ve manevi değerlerin hızlı bir şekilde erozyona uğradığı günümüz hayat tarzı anlayışında artık meslek, unvan ve statülerin eskiye oranla etki ve gücü ciddi anlamda zayıflamıştır. Mesleklerin birkaçı hariç, genelinde görülen değer ve itibar kaybının öğretmenlik mesleğinde de görülmesi yadırganacak bir durum değildir. Özellikle kamu kurumlarında ve konu aldığımız eğitim alanında, ehliyet ve liyakatin eskiye oranla bir ölçü olarak pek öne çıkarılmaması ve ölçü olarak başka saiklerle görevlendirmelerin yapılması da, meselenin nasıl çıkmaza sokulduğunu göstermektedir.
Öğretmene verilen değer ve duyulan saygıda azalma olduğu, öğretmenlik mesleğinin itibar kaybettiği gibi varsayımlar göreceli olup, doğrudan bireysel başarı veya başarısızlıkla da bağlantılı olabilir mi? Bu konuda yine yapılan bilimsel araştırmalara başvurduğumuzda, karşımıza ilginç sonuçlar çıkabiliyor: İstanbul’da 13 okulda 799 öğrenciyle yapılan şiddetin okula bağlı nedenleri ve alınabilecek önlemler konulu bir araştırma, okuldaki şiddetle öğretmenin tutumu arasında çok yakın ilişki bulunduğunu göstermektedir (Mertoğlu vd. 2008). Yapılan bu araştırmanın sonuçlarına göre, olumsuz tavır sergileyen öğretmenlerin görev aldığı okulda, öğrencilerin şiddet algısı artmaktadır. Okul yöneticisinin davranışı, okulun imkânları, öğrencinin okula aidiyet duygusu, şiddeti etkileyen diğer faktörler arasında yer almaktadır. Araştırmanın sonuçlarına göre en önemli faktörün öğretmenin tavrı olduğu saptanmıştır. Araştırmacılar, okulun fiziki şartları, araç gereçleri, müfredat programı ne kadar iyi olursa olsun; eğer öğretmen yeteri kadar donanımlı değilse, iletişim becerilerine sahip değilse, sınıf yönetimini bilmiyorsa, öğrenciyi tanımıyorsa okullarda şiddet olaylarının önlenemediğini belirtmektedirler. Araştırma bulgularından biri de; öğrencilerin, olumlu ve olumsuz öğretmenleri tanımlama şekilleridir. Öğrencilere göre olumsuz öğretmen; onlara karşı sabırsız, sınıfta herkese eşit davranmayan, onlarla sık sık alay eden, öğrenciyi sebepsiz yere azarlayan öğretmendir. Öğrencilere göre olumlu öğretmen ise; okulla ilgili ve okul dışı sorunu olduğunda danışabildiği, anlayamadığı konuyu çekinmeden sorabildiği, başarı için kendisini cesaretlendiren, fikirlerine saygı duyan, derste onu seven öğretmendir. Dolayısıyla, öğretmenlerin yetersiz alan bilgisi ve iletişim becerileri, saldırgan liderlik tarzları, adaletsiz uygulamaları, öğrenci davranışlarını yönetme yetersizlikleri ve öğrenci gelişimi için düşük destek gibi özelliklere sahip olması okullarda saldırganlık ve şiddet davranışlarına neden olmaktadır.
Sonuç olarak, batı kaynaklı seküler eğitim anlayış ve modeli devam ettiği sürece, yerli ve milli değerlerde kayıplar çoğalacak ve giderek milli kimlikten kopmuş nesiller yetişecektir. Ekonomik değişimlerin eğitim üzerindeki olumsuz etkileri, seksenli yıllarda serbest piyasa ekonomisi ile başlamış, iki binli yıllarda uygulanan İMF politikaları ile günümüze kadar devam etmiştir. Çok para kazanma ve çok harcama zihniyeti, körpe beyinlere eğitim aracılığı ile yerleştirilmiştir. Son on beş-yirmi yıllık süreçte bu materyalist zihniyet insanlara sınırsız özgürlüğü, rahat hayatı, konforu, keyfiliği, köşe dönmeciliği, çalışmadan kazanmayı telkin ederek hayatı tozpembe göstermiştir. Bu zihniyete karşı olan kuşakla, bu zihniyeti benimseyen kuşak arasında bir çatışmanın olması doğaldır. Bu çatışmanın alanı da öncelikle okul olmuştur. Başta eğitim olmak üzere her alanda ahlak ve maneviyatı öncelemeyen her kurum ve sistem; bu yanlışlıklar içerisinde bocalamaya, zaman kaybetmeye ve hayal kırıklığı yaşamaya devam edecektir.