Sayın Veli!
Evlat sahibi olmak rabbimizin lütfettiği nimetlerin şüphesiz ki en güzellerinden olmakla beraber, bizlere birer emanet tevdi etmesidir. Bu münasebetle onları dünyaya getirmek velisi olmak gibi en mühim vazifeyi üzerimize yüklemektedir. Yüce önderimiz, sevgili peygamberimiz (S.A.V) “Her doğan (tertemiz bir) fıtrat üzere doğar. Sonra onu anne-babası; ya Yahudileştirir, ya Hristiyanlaştırır, ya da Mecusîleştirir” buyurarak bu emaneti taşımanın, veli olmanın ne büyük mesuliyet yüklediğini haber vermektedir. Dolayısıyla çocuk, ailesinin aynasıdır ve aynısıdır.
Veli olarak vazifemizi doğru yaptığımız takdirde rabbimizin emanetine sahip çıkmış hem kendimiz, hem de evlatlarımızın dünya-ahiret saadetine ulaşmalarına bir vesile bulmuş olacağız demektir. Ancak sözlerimin hemen başında şunu da belirtmek isterim ki; öğretmen olarak bizim de mesuliyetimizin sizden az olmadığının farkındayız.
Ancak çocuklarınızın yetişmesinde veli-öğretmen görev ve rollerimiz arasında benzerlikten çok, farklılıklar bulunduğunun bilinmesini isterim. Bizler fıtratta var olan, çocuğun kalıtsal olarak sahip olduğu, özden gelen cevheri işleyebiliriz. Hiçbir balığa uçmayı, hiçbir ağaca yürümeyi öğretmeye; kavak ağacından kapı, pencere yapmaya muktedir değiliz. Yani bizim maharetimiz sizin çocuklarınızdaki cevher ne ise ancak onu işlemekten ibarettir. Ancak hepimizin de, kötü bir öğretmenin en kaliteli insan malzemesini helake sürükleyebileceği ihtimalini göz ardı etmememiz gerekir.
Toplumun hemen her kesiminde; inandığı dini değerlerinden habersiz, dini vecibelerini bilmeyen ve uygulamayan, hayatın gerçeklerinden habersiz, yaşamayı eğlenmekten ibaret zanneden; coğrafyamızda meydana gelen zulüm, katliam ve tecavüzleri film tadında izleyen; duygusuz, vefasız, acımasız, bencil, empati kuramayan, amaçsız, kişiliksiz, kadirşinaslık bilmeyen, kural tanımayan, büyüğünü küçüğünü bilmeyen, tarih şuurundan mahrum, yokluğa ve en ufak sıkıntıya katlanamayan, insanlarla ünsiyet sağlayamayan, sevinçli ve kızgın anlarında duygularını kontrol edemeyen, kültürsüz, misyonsuz, okumayan, paylaşmacı olmayan, infak kültüründen uzak, insanlara kendi isteklerini yerine getirdikleri kadar değer vermeyi adamlık zanneden, vatan sevgisinden dem vuran ama o vatanın tabiatını çevresini kirletmekten hicap duymayan, yaratılmışlara şefkatten nasiplenmemiş, merhamet taşımayan bir nesil geldiği şikayetleri ayyuka çıkıyor. Bunun bir başka anlamı da; vatan topraklarımızı işgal edemeyen emperyalistler, kafalarımızı işgal edip ruhlarımızı esir almaya başlıyorlar demektir.
Sayın Veli!
Günümüzde milletler arasındaki hâkimiyet ve üstünlük yarışı artık silahlardan daha çok kültür ile yapılmaktadır. Başka bir deyişle coğrafi işgallerin ve ekonomik sömürgelerin temelleri kültürler yoluyla, önce zihinlerin işgal edilip ruhların esir alınmasıyla atılıyor. Tarih boyunca, millet olarak bizim davamız; bize lütfedilen alanda konforlu yaşamak değil, Hakk’a teslim olmak olmuştur. Bu sebeple bizim yegâne derdimiz; vizyonu ve misyonu haçlı Batı’nın Anglosakson kültürüne hamallık etmek olan bir sistemde, çocuklarımızın kalbine neyi, nasıl koyacağımız olmalıdır.
Öğrencilerimizin elbette bizlerden daha yetenekli, bizlerden daha ufku aydın olmalarını istiyoruz. Onların, Rabbine yürekten inanmış, O’nun aşkıyla yanan, her engeli aşan, ilme-fenne çalışan, alnı secdeye varan, milletine hor bakmayan faziletli, bilgili, imanlı, gücünü Hak’tan alan, yalnız Hakka kul olan, tefekküre dalan, bir nesil olmalarını istiyoruz. Dindar, vatansever, gerçekçi, doğruya susamış, yürekli, yüksek ahlaklı, üstün karakterli, vatanına ve milletinin tarih boyunca uğruna can verdiği değerlerine sevdalı, bilgili ve şuurlu ateşten geçmiş, çelikleşmiş, inşa ruhu taşıyan, verimli ve yapıcı, yerinde susan, yerinde konuşan, öteye inanmış, tarihin gidi-şini değiştirecek, insanlığın geleceğini kurtaracak nesil olmasını istiyoruz. Şunu hiçbir zaman unutmamalısınız ki; her bir öğrencimizin bu manada herhangi bir alanda ulaştığı başarıdan, nail olduğu muvaffakiyetten; ebeveynlerinden sonra en çok mutlu olacak kimseler biz öğretmenleriz.
Sayın Veli!
Sizlerin, bizim ve çocuklarınızın bunu başarabilmemiz için, izninizle naçizane bazı tavsiye ve hatırlatmalarda bulunmak istiyorum:
Çocuğunuzla şeffaf bir iletişim içinde bulunun. Onun her zaman güvenebileceği yegâne dost olduğunuzu hissettirin ancak büsbütün de arkadaş gibi olmayın. Anne-baba olduğunuzu belli edecek bir resmiyet koyun ama bunu yaparken de aranıza duvarlar örmeyin.
Çocuğunun hayata küsmesini istemeyenler, aile içi tartışmalardan, kavga ve şiddetten kesinlikle uzak kalmalıdırlar. Mutsuz ailelerin çocukları, mutlu olamazlar.
Konuşmalarınızda ve davranışlarınızda her şeyden önce güzel, ölçülü ve tutarlı örnek olun. Yersiz konuşma ve nezaket kurallarına riayetsizlikten dikkatle sakının. Kendi iyiliklerinizi veya başkalarının yanlışlarını anlatırken abartılardan kaçının. Çocuğunuzun yanında dedikodu anlamına gelecek şeyler konuşmayın. Akrabalarınızı, komşularınızı ve diğer tanıdıklarınızı çekiştirmeyin ki, çocuğunuzun hem size hem de diğer insanlara olan güveni sarsılmasın. Dün dedikodusunu yaptığınız biri evinize geldiğinde, çocuğunuzun ona saygılı davranıp elini öpmesini nasıl isteyebilirsiniz?
Çocuklarımız elbette çocukluğunu yaşamalı. Eğlemek ve oyun oynamak en doğal ihtiyaç olsa da her bir oyun ve işin zamanı ve yerini doğru planlamak gerekir. Onların teknolojiyi iyi kullanmaları güzel bir şey olabilir ama kesinlikle teknolojiyle avutmamalısınız. İzleyecekleri çizgi film ve filmlerde son derece dikkatli ve seçici olun. Gerçeğe dayanmayan, hayal mahsulü film ve özellikle dizilerden uzak tutun. Zira pek çok bilinçaltı sübliminal mesajlar bu filmlerle verilmek-tedir.
Çocuğunuzun arkadaş seçiminde hata yapmaması için gereken tedbirleri önceden alın. Kimlerle arkadaş olunur, kimlerle olunmaz. Bir arkadaşta olması gereken vasıflar nelerdir? Bunları iyi öğretin. Kötü arkadaş edinmesin diye daha okula başlamadan ellerine tablet ve akıllı telefon vererek de akran iletişimini yok etmeyin. Ailenizin ya da çocuğumuzun her anını sosyal medyada paylaşarak mahremiyet duygusunu yok etmeyin ki arsız olmasınlar.
Paylaşmayı öğretin ki, bencil olmasınlar. Evrendeki tüm varlıklar arasındaki muhteşem düzenin paylaşma üzerine kurulu olduğunu anlatın, infak kültürümüzü öğretin. Hayatın yokluk, sıkıntı, acı vb. gerçekleri olduğunu da öğretin ki; hiçbir nimetin sonsuz olmadığını, dolayısıyla israftan kaçınmak gerektiğini anlasınlar. Kul hakkı yemenin ya da herhangi bir şekilde ihlal etmenin, başkasının elindekilere göz dikmenin ne aşağılık bir davranış olduğunu kafalarına ve kalplerine nakşedin, haramı ve helali iyi öğretin ki kanaatkâr olsunlar.
Örf, adet, gelenek ve göreneklerimizin yeniden hayat bulması için kaliteli aile sohbetleri yapmak çok büyük önem arz etmektedir. Çocuklarınızı ilmi mülahazaların, faydalı mütalaaların yapıldığı konuşmalar yapılıyor ise büyüklerin meclisinde bulunmaya teşvik edin ki; saygıyı, sevgiyi hatta birbirlerine karşı hitap etme usulünü böyle ortamlarda öğrensinler. Şayet gündelik, malayani konuşmaların yapıldığı ortam ise uzak tutmaya gayret edin ki, büyüklerinin yanlışlarını doğru zannedip örnek almasınlar.
Kuralsızlık her zaman ve her yerde kargaşayı, problemleri ve çözümsüzlüğü; çözümsüzlük de hırçınlığı doğurur. Evde, okulda veya başka mekânlarda hatta yolda yürürken bile her yerde uyulması gereken bir takım kurallar olduğunu öğretiniz. Çocuğunuza programlı çalışmayı öğretiniz. Rabbimiz günümüzü programlamak gerektiğini beş vakit namazla ve diğer vakitli ibadetlerle öğretmiştir. Bu şuuru aşılayın. Okulda devlet mallarına zarar vermenin, temiz kullanmamanın en ağır kul hakkı olduğu gibi vatan sevgisiyle bağdaşmadığını zihnine iyice yerleştiriniz. Misafirliğe gittiğinizde ev sahibinin bir takım eşyalarına zarar vermesine, rahatsızlık verecek davranışlarda bulunmasına mani olunuz ki; sizin ahlakınızın ona yansıması parıldasın.
Çocuklarımıza önem vermek; onların üzerine titremek, bir dediklerini iki etmemek, her istediklerini yapmak ya da yapmalarına izin vermek değildir. Her istediğini alarak kendinizi onun buyruklarını yapmak zorunda olan köle konumuna düşürmeyin. İlgili veli olmak demek on beş yaşına gelmiş bir çocuğun halen pantolonunu annesinin giydirmesi, ayakkabısını annesinin bağ-laması demek değildir.
Onlar hakkında önemli kararlar alırken, kendileriyle istişare ederek, onun sizin yanınızdaki kıymetini gösterin. Yanlış karar vermeye meyilli buluyorsanız, dayatmada bulunarak değil, fikir teatisi yaparak doğruya yönlendirin.
Eğitim-öğretimde ödül ve ceza elbette önemlidir. Ancak tüm başarılarını ödüllendirirseniz sevinçlerini yok eder, doyumsuz bir canavara dönüştürür, zamanla onu tatmin edecek ödül bulamaz hale gelirsiniz.
Bırakın bazen üzülsünler ki, empati duyguları gelişsin. Her düştüklerinde koşup ellerinden tutup kaldırmayın. Bir müddet olsun çaresizlik içinde sıkılsınlar ki, hayal güçleri ve problem çözme becerileri gelişsin. Her işi onların adına siz yapmaya kalkışmayın ki, özgüvenleri gelişsin. Çocuğun yanında okulu ve öğretmeleri çekiştirip öğretmene saygılarını yok etmeyin.
Kendi hayallerinizi çocuklarınızda gerçekleştirmeye çalışmayın. Ya da geçmişte kendiniz yapamadığınız, içinizde ukde olarak kalmış cahilane nefsani işleri çocuklarınızın yapmasını teşvik etmeyin ki, kötülükler çoğalmasın.
Harçlığından biriktirip kitap almayı öğretin ki, ders kitabı dışında hiç kitap okumamış diplomalı cahillerden olmasınlar. Entelektüel birikimleri olacak diye de çocuklarınıza sadece batı klasiklerini okutarak, batı kültürünün taşeronu yapmayın. Öncelikli olarak kendi tarihini kültü-rünü öğrenmeye ve yaşamaya teşvik edin.
Sürekli ders çalışmaya zorlamak yerine, öğrenme arzusu ve heyecanı oluşturmaya gayret edin ki, öğrenmenin ne kadar asil bir eylem olduğunu anlasın. Çocuğunuza diğer odaya geçip ders çalışmasını, ödev yapmasını emrederken siz oturup televizyon seyredeceğinize ya da akıllı telefonunuzla sosyal medya dedikodularıyla meşgul olacağınıza; siz de bir gazete, dergi ya da kitap okuyun ki sözlerinizle eylemleriniz uyumlu olsun.
Okumadan, ders çalışmadan söz edilince adeta “Allah canımı alıyor” diyen bir çocuğu lise ya da üniversite bitirmeye zorlamak hiç şüphesiz hem o çocuğa, hem öğretmene, hem de okulu ve arkadaşlarına yapılan en büyük kötülüktür. Önüne geleni okutmak, önüne geleni sürükle-yen selden farksızdır. Okuma heyecanı olmayan bir çocuğun zekâ özürlü olmadığını bilmek ge-rekir. Vasıflı adamlar sadece okullarda yetişmez. İlim teşvik edilir ama zorla okutulmaz. Bunun yerine kabiliyet ve istidadına göre çocuğa bir meslek öğretmek en doğru çözüm olacaktır. Okulda ve sporda başarılı olan çocukları yarış atı gibi okuldan kulübe, kulüpten kursa, kurstan, özel derse koşuşturarak aile ve akrabalık bağlarını yok edip asosyal hale getirmeyiniz.
Çocuklarınıza güven duymanız elbette ki tabii bir durumdur. Ancak öğretmeni aleyhinde herhangi bir bilgiyi size ulaştırdığında, saygı ve nezaket kuralları çerçevesinde çocuğunuzun söylediklerinin doğruluğunu mutlaka araştırın.
Sayın Veli!
Çocuğunuzun öğretmenlerini anlamak için empati yapın. Mesela: durup dururken yüksek sesle garip-acayip sesler çıkartıp bağıran; ayakkabı izlerini, oynadıkları topun desenini duvarlara çıkartan; evinizdeki dolaplara, masalara, mobilyalara sivri bir aletle sevgililerine duydukları aşkı, takımlarına olan sevgiyi kazıyan; yedikleri her şeyin kabuklarını, artıklarını, ambalajlarını, içtiklerinin kutularını gelişigüzel yerlere atan; şişelerini ortaya kıran, yedikleri ekmek, bisküvi, tost vb. artıklarını pencerelerin önlerine dolduran; sizlere veya kardeşlerine kızdıklarında istedikleri küfürleri-hakaretleri birtakım yerlere yazan; girdikleri her odanın ışıklarını, kullandıkları lavabo ve tuvaletlerin musluklarını açık bırakan; evinizdeki cihazlara yumruk, tekme vs. atan-bozan, odaların kapılarını ayakkabılarıyla tekmeleyen, hatta biri içeriden, diğeri dışarıdan kapıları çekiş-tirip menteşelerinden söken, kollarını kıran çok değil, beş-on tane çocukla gün boyu meşgul olmak durumunda kalsanız ne kadar tahammüllü kalabilirsiniz?
“Benim çocuğum bunları yapmaz.” deyip işin içinden sıyrılıp kaçmak, sorumluluk şuurunda bir ebeveynin yapacağı iş değildir. Evet, sizin çocuğunuz bunları yapmaz ama evinde yapmaz… Ya okulda? Bizim de, sizin de hiç kimsenin çocuğu melek değildir. Emin olunuz ki, yüzlerce öğrenciden pek çoğu burada saydıklarımdan ve sayamadıklarımdan en az birini ya da bir kaçını yapmaktadır.
Muhakkak ki anne-baba çocuğa karşı en müşfik kimselerdir. Ancak çocuğunuz yanlış yaptığında, suç işlediğinde “psikolojisi bozulur” endişesiyle kızmaktan, gerekiyorsa cezalandır-maktan korkmayınız. Şüphesiz ki, bazen hataları görmezden gelmek, bazen görüp affetmek eğitimin olmazsa olmazlarındandır. Fakat son çözüm olarak cezadan başka yol kalmamışsa, ceza çocuk için bir kötülük değil, sadece acı bir ilaç durumuna gelmiş demektir.
Sevgili ve kıymetli velim!
Sözün özü şu ki; çocuğunuzun iyi bir öğrenci olması büyük ölçüde size bağlıdır. Belirtmiş olduğum duygu ve düşüncelerimi doğru anlayacağınız inancı ve ümidiyle veli olmanın hakkını verebilmeniz için, size başarılar diliyorum.