Özellikle ameli konularda farklı davranışlar Peygamberimiz (SAV) daha hayattayken bile vardı. Bilindiği üzere sahabelerin hepsi aynı oranda Peygamberimizin (SAV) bulunduğu ortamda bulunamıyordu. Bu nedenle Efendimizin birçok hadisini bazı sahabeler duymamış olabiliyordu. Bazen sahabeler duydukları hadisleri birbirlerine söylüyorlardı. Efendimizle en çok birlikte olan sahabenin Ebu Hureyre olduğu iddia edilir. Kendisinin uğraşacağı bir işi yoktu ve ashab-ı suffadan olduğu bilinir. Kavrama kabiliyeti ve hafızası da çok güçlüydü. Bu nedenle en fazla hadis rivayet eden sahabelerin başında o gelir.

Bazı sahabeler duydukları hadisleri unutmamak için yazarlardı. Hatta Abdullah İbni Amr ibni’l-Âs’ın duyduğu bütün hadisleri derlediği bilinir. En sahih hadisleri içine alan bu kitaba “Es-Sadık” ismi verilmiştir ve dört büyük mezhep imamı bu kitabı kaynak edinmiştir. (Muhammed Hamidullah, İlk İslam Devleti, Beyan Yayınları, Çev. İhsan Süreyya Sırma, Sh. 66 ve Ahmed İzzüddin El- Beyanuni, İçtihat ve Müçtehitler, sh. 19) Bununla birlikte Prof. Muhammed Hamidullah, en az elli sahabenin hadis konusundaki hatıralarını yazdığının tespit edildiğini bildirmektedir. (M. Hamidullah, age, sh. 17, 18)

Es Sadıka ile birlikte Ali b. Ebi Talib’in sahifesi, Sa’d b. Ubade’nin sahifesi, amirlere ve zekat amillerine Resulallah’ın (SAV) gönderdiği emirname ve mektuplar ile öteki devlet ve kabile reislerine gönderdiği davet mektupları, verdiği cevaplar, Resulullah’ın kafirlerle yaptığı anlaşma metinleri (Medine Vesikası, Hudeyiye Muselahası gibi) ve Resulullah’ın özel maksatlarla ashabından bazılarına gönderdiği mektuplar da yazılı hadisler niteliğindedir. Bu vesikaları Prof. Dr. M. Hamidullah’ın “El-Vesaiku’s – Siyasiyye” adlı eserinde toplanmış ve tetkik edilmiştir. (İsmail L. Çakan, Ana Hatlarıyla Hadis, Ensar Neşriyat, 1985, 2. Baskı, sh. 112)

Bazı sahabeler daha Efendimiz hayattayken fetva verebiliyorlardı. Bu sahabeler Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Abdullah İbni Mes’ud, Abdurrahman İbni Avf, Ubeyy İbni Kaab, Muaz bin Cebel, Ammar İbni Yasir, Huzeyfetü’l Yemâni”, Zeyd İbni Sabit, Ebu’d Derda, Ebu Musa el- Eş’ari, Salman-i Farisi ve Aişe anamızdır. (Allah hepsinden razı olsun)
Ebu Davud ve Tirmizi’de rivayet edilen bir hadis-i şerifte Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken Efendimiz’in (SAV) ona:

  • ‘’Neye göre hüküm vereceksin?’’ diye sorduğu, onun da;
    Allah’ın kitabına göre.
    Onda bulamazsan?
    Allah Resulünün sünnetiyle…
    Onda da bulamazsan?
    O zaman reyimle (kendi görüşümle) diye cevap verdiği bildirilmiştir.

Yine Resulullah’ın (SAV) Hz. Ali’yi Yemen’e Kadı olarak görevlendirmesiyle ilgili Hz. Ali “Peygamber beni Yemen’e kadı tayin etti. Ben ona “Ben gencim ve muhakeme usulü hakkında herhangi bilgim yoktur.” dedim. O bana şu nasihatta bulundu: “İki taraf senin karşında yerlerini alınca, Davacı tarafı dinlediğin gibi, davalı tarafı da dinlemeden hükmetme.” dediği bildirilir. (M. Hamidullah, İslam Anayasa Hukuku, Beyan Yay. Çev. Vecdi Akyüz, sh. 288)

Peygamberimizin vefatından sonra sahabeler yeni karşılaştıkları sorunlarla ilgili fetva vermek için çoğunlukla bir araya gelir, öncelikle Kur’an ve hadislerden kıyas yaparak sorunu çözmeye çalışırlardı.

Nitekim Resulullah’ın (SAV) vefatından hemen sonra bazı kişiler zekat ödemeyi reddettiler ve “Biz Müslümanız, Zekât ise Resulullah’ın şahsı içindi.” dediler. Hz. Ebubekir konuyu istişareye açtı. Genel kanı, kamu yararı bunlara göz yummaktır şeklindeydi. Ama Hz. Ebubekir (RA) Kur’an’dan kıyas yaptı. Ona göre Kur’an’da “Namazı tam kılın, Zekâtı hakkıyla verin.” (2/Bakara, 43) emri namazla zekatın eş değerde olduğunu gösteriyordu. Namazı inkar eden mürted olduğuna göre Zekâtı vermeyenlerle de savaşılır. Halife Ebubekir, “O halde Zekâtı vermeyenlerle savaşılması gerekmektedir.” dedi. Savaşı benimsemeyenler, onun görüşünü kabul ettiler.

Bunun gibi bir örnek de Hz. Ömer’in halifeliği döneminde gerçekleşmiştir. Irak, Suriye ve Mısır fethedilince Enfal Suresinin 41. ayetine göre fethe katılanlar bu toprakların beşte biri dışında kalanların kendilerine paylaştırılmasını talep ettiler. Komutanlar durumu Hz. Ömer’e bildirdiler. Hz. Ömer (RA) birkaç gün konuyu çevresindekilerle istişare etti ve sonunda “Allah’ın Kur’an’daki emrini buldum. Topraklar bölünmeyecek.” dedi. Bu kararını Haşr Suresinin 7-10 ayetleriyle kıyas yaparak verdi. Ayetlerde “Allah’ın (fethedilen) ülkeler halkından peygamberine verdiği ganimetler, Allah, peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının.” buyurulmaktaydı. Hz. Ömer bu ayetleri okuduktan sonra “Şayet fethedilen toprakları bugün bölüştürürsek bizden sonra gelenlere bir şey kalmayacak.” dedi. Bunun üzerine muhalifler sustular. (Prof. M. Hamidullah, age, sh. 30, 31)

Prof. Dr. M. Hamidullah Ebu Hanife’nin içtihatlarıyla ilgili öğrencileri içinden en iyi kırk kişiyi seçtiğini ve bir fıkıh akademisi kurduğunu belirtir.

Hz. Ömer Kufe Kadısı olarak görevlendirdiği Şureyh’a bir talimatname gönderir. Metinde Hz. Ömer şöyle talimat vermektedir: “Eğer sana bir dava gelirse Allah’ın kitabından bulduğun şeyle hükmet. (…) bulamazsan Peygamberin sünnetine ve tatbikatına bak, onunla hükmet (…) bulamazsan alimlerin üzerinde ittifak ettiği icmaya bak, onunla hükmet (…) bulamazsan ya hemen re’yinle (içtihadınla) hükmet veyahut biraz daha düşünme fırsatı kendine tanı…” Bu vesika Hanefi mezhebinin büyüklerinden Ebu Yusuf’un “Kitabu’l Haraç” adlı eserinde de geçmektedir. (M. Hamidullah, age, sh. 290)

Konuyla ilgili birçok örnek vardır. Bu bilgilerin büyük bir kısmı mezhep imamlarına da intikal etti. Onlar da Kur’an ve ulaşabildikleri hadisler ile Raşit halifeler ve kendilerinden önceki alimlerin görüşleri ve özellikle icması doğrultusunda daha önce karşılaşmadıkları sorunlarla ilgili fetva vermeye, Müslümanların müşküllerini çözmeye çalıştılar. Hakkında herhangi bir nas veya görüş olmayan konularda istişare heyeti oluşturarak reylerini (içtihatlarını) bildirdiler.

Prof. Dr. M. Hamidullah Ebu Hanife’nin içtihatlarıyla ilgili öğrencileri içinden en iyi kırk kişiyi seçtiğini ve bir fıkıh akademisi kurduğunu belirtir. Ebu Hanife’nin gayesi Kur’an’da ve hadislerde açıklanan veya açıklanmayan, sahabe ve tabiin selefin icca ettiği ve etmediği ibadetlerden muamelata, ukubata ve diğerlerine kadar bütün fıkıh konularındaki dinî hükümleri tedvin etmekti. Farazi ve henüz meydana gelmemiş olaylarla ilgili hükümleri araştırdı. Binlerce meseleyi incelediler. Bazı incelemeler haftalarca hatta aylarca sürdü. Ebu Yusuf bu akademinin sekretaryasını yürüttü. Konunun incelenmesi tamamlanır tamamlanmaz onu yazıya dökerdi. Ebu Hanife hemen hemen her alanda uzman talebelerini seçmişti. Tefsirde, hadiste, dilde, edebiyatta uzman olan muamelat konularını ve inceliklerini bilen fakihleri bir araya getirmişti. (M. Hamidullah, age, 61)

Bunun gibi diğer mezhep imamları da kendi ekiplerini oluşturmuş, kaynak ve yöntemlerini belirlemişlerdir.

DEVAMI GELECEK SAYIDA

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz