Ana Sayfa Milli Şuur 49. Sayı “MİLLΔ EĞİTİM BATI TAKLİTÇİSİ OLAMAZ

“MİLLΔ EĞİTİM BATI TAKLİTÇİSİ OLAMAZ

Müstemleke tipi eğitim anlayışı bir an önce terk edilmelidir. Yabancıların hayat anlayışı ile şekillenmiş taklitçi eğitim modellerinin evlatlarımızı eritmesine ve en kıymetli zamanlarını boş yere harcamalarına daha fazla izin verilmemelidir.

178
0

Eğitim, Türkiye’de en çok konuşulan konuların başında geliyor. Önemi herkesçe biliniyor. Buna rağmen kendimize özgü bir eğitim sistemi kurabildiğimiz söylenemez. Herkesin en şikâyetçi olduğu konuların başında eğitimin gelmesi bunun en açık örneği.
Cumhurbaşkanı, köklü bir eğitim sistemi kuramayışımızdan yakınıyor: “Hâlâ bir eğitim sistemi kuramadık.” (26. 09. 2017) 200 civarındaki üniversitemizden hiçbirinin dünyanın en başarılı üniversiteleri arasına girememesinden şikâyet ediyor: “Kadim bir medeniyete sahipken neden ilk 500 üniversite içinde yokuz?” (19. 10. 2018)
Ülkelerin eğitimini toplum yapıları şekillendirir. Türkiye, eğitimde başarı trendini yakalamak istiyorsa toplumun dinî, manevi, tarihî, ahlaki değerlerini dikkate almak zorunda. Millî, yerli, toplum yapımıza uygun bir eğitim sistemini esas almalı. Kişisel olgunluk millîliğin, millîlik de evrensel düşünmenin kapılarını açar.
Eğitimimiz önce millîlik, yerlilik üzerinden ele alınmalı. Bu konuda ciddi bir durum değerlendirmesi gerekli. Eğitimin muhtevası (içeriği) belirlenmeli. Araç, gereç ve diğer ihtiyaçlar buna göre hazırlanmalı. Plan önce gelir, icraat onun arkasından. Planla uyumlu program hazırlanır, o programı uygulamaya hazır öğretmenler yetiştirilir.
Eğitim Taklitçiliği Kaldırmaz
Cumhuriyet’in kurulmasından sonra ABD’li John Dewey Türkiye’ye davet edilmiş, eğitim sistemimiz konusunda bir rapor hazırlaması istenmiştir. O da ülkesinin yapısına uygun ve Türkiye’yi ABD’ye “uydu” yapmak amaçlı bir “rapor” hazırlamıştır. Türkiye eğitimi, uzun süre “Dewey’in Rapor”u üzerinden yürütülmüştür.
Dewey’in pençesinden kurtulan eğitimimiz daha sonra yarısı ABD’li üyelerden oluşan Fulbright Eğitim Komisyonu’nun tuzağına düşmüştür. Türkiye’nin Einstein’ı da denilen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu eğitim sistemimizin “ithal” olduğunu anlatır: “1945’e kadar İngiltere’nin sömürgesiydik. Daha sonra ABD’nin sömürgesi olduk. Millî Şef İsmet İnönü 1947’de yaptığı resmî Fulbright Anlaşması ile Türkiye Millî Eğitim Sistemi’ni ABD’lilere teslim etti.” (Millî Gazete, 07. 03. 2017)
Yapımıza uygun olmayan, yabancıların dikte ettiği eğitim modeli gençlerimizi yabancılara özendirdi. İdeal kahramanlarımız dururken Batı’nın hastalıklı değerlerine taklitçilik başladı. Eğitimimiz, kendi değerlerimizden çok Batı normlarını öne çıkardı. Taklitçi nesiller oluştu. Taklitçilik eğitimimizi çürüttü. Değerlerimiz ve orijinal özelliklerimizi kaybettik. Benliğimizi unuttuk. Düşmanlarımızı taklit ettik. Prof. Dr. Necmettin Erbakan böyle bir toplumu bekleyen tehlikeye şu sözüyle dikkat çekmektedir: “İnsanların vücudunda kanser ne ise milletlerin yapısındaki taklitçilik hastalığı aynı şeydir.”

Türkiye Bağımsız Bir Ülke
John Dewey’in raporu ve Fulbright Eğitim Komisyonu’nun yönlendirmesiyle yürüyen bir eğitim “bağımsız” ve “millî” olamaz. Bu anlayışla yapılan eğitim “sömürge tipi eğitim”dir. Halbuki Türkiye “bağımsız” bir ülke. Her alandaki kararları kendisi vermeli. Hele bir ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren eğitim alanında. Eğitim bizim can damarımızdır. Kendimize özgü ve özgün olmalıdır. Millî eğitim Batı taklitçiliğini kesinlikle kaldıramaz.
Taklitçi eğitim bizim kimliğimizi, inancımızı, tarihimizi unutturuyor. Emperyalist ülkeler, sömürdüğü ülkelerin uyanmasını istemiyorlar. Bilgisiz, sürü psikolojisiyle hareket eden insanlar yetiştirmeye çalışıyorlar. Zengin Türkçemizi kısırlaştırıyor, ufkumuzu köreltiyorlar. Baskıcı, çatışmacı, birbiriyle uğraşan insanlar yetiştiriyorlar. Okumayan, düşünmeyen, sorgulamayan, girişimcilik ruhundan mahrum sorumsuz insanlar.
Bu gerçek bütün açıklığıyla eğitimin sonuçlarına yansıyor. FETÖ’cülük taklitçi eğitimin ürünüdür. Bunca yönetici, istihbaratçı, hukukçu ve eğitimciye rağmen çarpık bir zihniyet yarım asır bu ülkede at oynatabiliyor. 15 sene üniversiteye giriş sınavı sorularını çaldılar, haksızlıkta sınır tanımadılar. Eğitim, bu ülkenin şartlarına göre yapılıp “uyanık” insanlar yetiştirilebilseydi bunca ferasetsizlik yaşanır mıydı?
Eğitimin İçi Doldurulmalı
Kâinat boşluk kabul etmez. Boş ve bakımsız bırakılan bir araziye ayrık otları ve dikenler kaplar. İşte FETÖ’cülük gibi çarpık zihniyetler, bırakılan boşluktan faydalanmışlar, ülkenin başına belki 1 asır etkisinden kurtulamayacağı felaketler açmışlardır. Eğitimin içini doldurmaz, eğitimi millî ve yerli hâle getirmezsek yeni felaketlerin kapımızdan ayrılmayacağını unutmayalım.
Eğitim ciddi bir iştir, şakaya gelmez. Yabancılara emanet edilemeyecek kadar da önemlidir. Bu ülkeye sahip çıkmaları için değerlerimize göre yetiştiremediğimiz insanlar “gezi parkı” ve “FETÖ darbe kalkışması” gibi olaylar tezgâhlamış veya bu oyunlara alet olmuşlardır. Bu tür olayların başarıya ulaşması hâlinde Türkiye’nin durumunun ne olacağını hiç düşündünüz mü? Bu ürpertici sonucu yaşamamak için millî, yerli, bağımsız ve bize göre bir eğitim sistemi şarttır.
Gözü dışarıda ve ipin ucunu yabancıların eline vermiş zihniyetler “bize göre bir eğitim sistemi” oluşturamaz. Yaparlar, bozarlar; her fırsatta sistem değiştirirler ama yaptıkları bir işe yaramaz.
Kendi Sistemimiz Nerede?
Bizim kültürümüzde insan her an ve her yaşta eğitimin içindedir. Eğitimde “süreklilik” esastır. Beşikten mezara kadar. Bu işin nasıl yürüyeceği de değerlerimiz içinde mevcuttur: Çokluğu değil, bereketi esas alan bir eğitim. Kâinatın sahibini tanıyarak işe başlayan besmeleli eğitim. “Önüne dünyanın bütün imkânlarını sunsalar bile ruhu tatmin olmayan insan manevî eğitime muhtaçtır.” gerçeğini göz önünde bulunduran bir eğitim.
Eğitmek iddiasıyla çoğunlukla evlatlarımızın 16 senesini çalan taklitçi eğitim sistemi öğrenciyi “okumayı sevmek” noktasına bile getiremiyorsa o eğitim uygulamasının başarısından söz edilemez. Ayrıca toplum yapımız itibariyle kazandırılması gereken edep, terbiye, irfan hikmet, bilgelik, feraset gibi özellikler konusundaki evlatlarımızın durumlarını sizin anlayışınıza bırakıyorum.
Müstemleke tipi eğitim anlayışı bir an önce terk edilmelidir. Yabancıların hayat anlayışı ile şekillenmiş taklitçi eğitim modellerinin evlatlarımızı eritmesine ve en kıymetli zamanlarını boş yere harcamalarına daha fazla izin verilmemelidir.
Hiçbir şey bilmiyorsanız konuyu millî ve yerli özelliği önde olan ÖĞDER kadrolarına havale edebilirsiniz. Hem de o zaman bunca öğrencinin vebaline girmekten kurtulmuş olursunuz.