Ana Sayfa Milli Şuur 45. Sayı Millî Eğitime Gayri Millî Müdahale

Millî Eğitime Gayri Millî Müdahale

Batı’dan gelen her türlü kültürel kuşatma, insanımızın dünya görüşüne zıt uygulamalar normal kabul edilirken, internet ve dizilerle gençlik cinselliğin batağına itilirken alkol, sigara ve uyuşturucuya başlama yaşı ilkokul çağlarına inmişken biz neyi konuşuyoruz?

93
0

Türkiye çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu bir ülkedir. Devletin laik olması bu hakikati değiştirmez. Türkiye için din vazgeçilmez bir kurumdur.
Bu çoğunluk (kendini Müslüman olarak ifade edenler) tarih boyunca bu topraklarda başka inanç, düşünce ve mezheplere saygı duymuş, onlarla aynı sofraya yüzyıllar boyunca oturmuş, bazı taşkınlıklara da tahammül etmeyi bilmiştir. Bu, Anadolu irfanının bir gereği ya da sonucudur. Anadolu irfanı ise Hz. Peygamber ve evrensel mesajının bu topraklardaki terennümünün bir diğer adıdır.

Müslüman olarak bize vatan kılınan bu topraklarda yüz elli iki yüz yıldır bir kavga yaşanıyor. Yerliler ve yersizlerin arasında yaşanan mezkûr kavganın göbeğinde eğitim meseleleri ve kurumları yer almaktadır. Batı’ya bakmaktan boynu tutulan zavallılar köşe başlarını tutmuş, millete ve milletin değerlerine jakoben baktıklarından dolayı eğitilmeleri için seferber olmuşlardır(!) Eğmek için eğitim şarttır. (Eskilerin ifadesi ne güzeldi; maarif, arif, irfan, maruf. Kur’an kokan kelimeler)

Bu misyonu son zamanlarda birilerinin sosyal medya ve basın yoluyla canhıraş şekilde ifa etme derdinde olduklarını görüyoruz. Toplumumuzda azınlığın çoğunluğun değerlerine/dünya görüşüne saldırdığını ya da merhum Şerif Mardin’in ifadesiyle mahalle baskısı uyguladığına şahit oluyoruz. Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya dizelerini akla getiren gelişmeler yaşanıyor. İşin acı tarafı bu olayların merkezinde ise eğitim ve unsurlarının yer alması.

Yönetime gelen, hangi siyasi düşüncede olursa olsun –genel ahlaki kuralları ihlal etmediği sürece- insanların fikrine, dünya görüşüne, hayat tarzına müdahale etmemelidir. Toplumları adalet, millî ve ahlâkî değerler ayakta tutabilir, huzuru sağlayabilir. Adalet ve ahlâkî değerler yara alıyorsa günden güne yozlaşıyorsa bu noktada siyasi erk bazı tasarruflarda bulunma hakkına elbette sahiptir.

İdeolojik Dayatma
Geçtiğimiz aylarda merhum Mustafa Sabri Efendi’nin (1869-1954) isminin bir okula verilmesi birilerini rahatsız etmiş. Sosyal medyada ve hakaret etmeyi habercilik zanneden basın yayın organlarında vaveyla kopardılar. Milli Eğitim Müdürlüğü de hemen toplanmış, yeni bir karar alarak okulun ismini değiştirmiş. Bunun birçok örneklerini görmemiz mümkündür. Mustafa Sabri Efendi her şeyden önce bir ilim ve devlet adamıdır. Görüşleri tartışılabilir, fikirlerine katılmayabilirsiniz ama neticede bu toprakların yetiştirdiği bir fikir ve ilim adamıdır. Bu kadar tahammülsüzlük, ideolojik dayatma niye? Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir ortamda zaten fikir yeşermez. Bizde tarih genelde iki tarafın savaş alanı olarak kullanıldı. Objektif biçimde yorumlayamadığımız tarihi ve tarihî değerleri kavgalarda sopa olarak kullanmayı pekâlâ biliyoruz. Tarih övgü ve sövgü malzemesi olarak kullanıldığı için birçok konuda pek bir mesafe kaydedemiyoruz.

Bir başka örnek
Tweetinde kız çocuklarının lisede beden eğitimi dersinde uygunsuz eşofman giyinmelerinden rahatsız olduğunu söylemiş, bunu ima eden bir tweet atmış. Bir anda aynı mercilerce hedef tahtasına konan öğretmen açığa alındı. Bu öğretmenin tweetini, üslubunu ya da düşüncesini eleştirebiliriz. “Ya şimdi ne gerek vardı bu meseleyi gündeme getirmeye?” diyebilirsiniz. Ama burada bir lince maruz kaldığını ve acımasızca cezalandırıldığını görüyoruz.

İnsan şu soruyu sormadan edemiyor: İslami hassasiyet sahipleri hep öteki mi olacak? Her gün sosyal medyada Müslümanların değerlerini aşağılayıcı yayınlar/paylaşımlar yapılırken bunların kaçta kaçına soruşturma açılmıştır? Hakaret/alay etmeden, incitmeden konuşup yazmayı ne zaman öğreneceğiz? Bu soru üzerinde düşünmek vacip olmuştur.
Batı’dan gelen her türlü kültürel kuşatma, insanımızın dünya görüşüne zıt uygulamalar normal kabul edilirken, internet ve dizilerle gençlik cinselliğin batağına itilirken alkol, sigara ve uyuşturucuya başlama yaşı ilkokul çağlarına inmişken biz neyi konuşuyoruz? Bu sorunları tablet dağıtarak, modern okullar yaparak ya da formalite hâlini almış değerler eğitimi ile mi çözeceğiz? Ya da en iyisi siz bunları “gelişmiş laboratuvarlarınızda dikkatle inceleyin.”

Gönüllü Eğitim ve Öğretim
Bir din kültürü öğretmeni örtünmeyi tercih eden öğrencileriyle bir kutlama tertip etmiş. Pastalar yenilmiş, fotoğraflar çekilmiş, çocuklar da “Kapandım mutluyum.”, “Rabbimin emri diye yaptım.”, “haydi sen de kapan!” yazılı dövizler taşıyarak kutlamayı renklendirmişler. Bu etkinliğin öğrenci-öğretmen ve veli işbirliği ile tamamen gönüllü program olduğu anlaşılıyor. Sıradan bir etkinlik yine zihinleri meşgul etti. Yine aynı vâveylâ… Kaldı ki zahmet edip baksalar din dersleri müfredatında tesettürün geçtiğini görecekler. Bu etkinlikle öğretmenin müfredattaki bilgiyi hayata eğlenceli bir şekilde aktardığını, gönüllü bir eğitim ve öğretim faaliyeti yaptığını görüyoruz. İşin en acı tarafı okul yönetiminin ve millî eğitim müdürlüklerinin bu gayri millî saldırılara karşı pasif duruma geçmesi.
Üzülerek belirtelim ki bu güzel etkinliği nefret diliyle haberleştirip gündem haline getirenlerin çoğu irfan, hikmet, muhabbet, aşk kavramlarının güzelliğini, naifliğini bilemeyecek. Ne güzel söylemişti Cemil Meriç; “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!”

Gayri Millî Eller Eğitme Engel Olmasın
Türkiye’de bazı meseleleri sakin bir şekilde konuşmak günden güne güçleşiyor. Bazıları tarihi şahsiyetler üzerinden kavga etmenin peşinden koşarken bazıları da okullardaki uygulamaları abartarak ve yanlı bir şekilde kamuoyuna aktararak insanları yanlışa yönlendiriyor. Eğitim meseleleri duyarsız/art niyetli sosyal medya kullanıcıları ile kara habercilik peşinde koşan muhbirlere bırakılmamalı.

Millî eğitim politikalarının siyaset üstü bir yol benimsemesi gerekir. Basın yayın organlarının öğretmenleri aşağılayıcı haberlere sık sık yer vermesinin önüne bir an önce geçilmelidir. Türk milleti ve eğitimi üzerindeki bu gayri millî müdahalelere son verilmelidir. Zira öğretmenlerin ve Millî Eğitim Bakanlığının bu haberlerle toplum nezdindeki itibarı yara almakta. Bu da güvensizliği doğurmaktadır. İnsanımızın/kamuoyunun maşeri vicdana sahip olduğuna inanıyoruz. Maşeri vicdanla hareket edersek doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, hak ile batılı tefrik edebilir, sorunları azaltabiliriz.
Milli Eğitim Bakanlığımızdan personeline sahip çıkmasını, yoğun ve zor şartlarda görevini ifa etmeye çalışan öğretmenlere destek olmasını, eğitim meselelerini alelâde kişilerin eline bırakmamasını, öğretmenlerin derdiyle dertlenmesini bekliyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz