Ana Sayfa Milli Şuur 47. Sayı Mobil Bağımlılık ve Eğitim

Mobil Bağımlılık ve Eğitim

Son zamanlarda bazı Avrupa ülkelerinde okullarda akıllı telefonların yasaklandığına dair haberler gelmektedir. Ülkemizde de başlangıç için bu tarz önlemlerin alınması şart.

92
0

Bağımlılık TDK’nin sözlüğünde, terim olarak farklı kullanılmakla birlikte “Karşılaşılan sorunları yalnız başına çözmek ve kendine yön seçmek için gerekli yetenekten yoksun olma durumu.” olarak tanımlanmıştır. Bu sözcük “madde alımı” düzleminde değerlendirilecek olunursa “Psikotrop bir maddeyle merkezî sinir sistemi arasındaki etkileşmeden doğan, maddenin keyif artırıcı psişik etkilerini duyumsamak ve bazen de yokluğunun vereceği huzursuzluktan sakınmak için maddeyi devamlı veya periyodik olarak alma isteği.” olarak tanımlanmıştır. Genel olarak bağımlılığı “Bir eyleme, nesneye veya maddeye aşırı düşkünlük” olarak tanımlayabiliriz.

Önceleri sadece sigara, alkol ve uyuşturucu maddeler bağlamında ele alınan bağımlılığın etki alanı maalesef gittikçe artmıştır. Bağımlılık bugün kumar, yemek, cinsellik, moda, tüketim gibi pek çok alanda fırtınalar estirmektedir. Bugün bütün dünya için asıl tehlike, gelişen teknolojiyle birlikte meselenin daha da önüne geçilemez hâl almaya başlamasıdır.
Bilişim teknolojisi eğitimden ticarete, devletten özel sektöre, alışverişten eğlenceye birçok alanda standart anlayışları değiştirmiş ve insanlara yeni bir anlayış, yeni bir hayat tarzı kazandırmıştır. Eskiden bağımlılık yapan tüm nesne, madde veya objelerin her biri için ayrı ayrı uğraş vermek gerekirken bugün bütün bunların sanal âlemde tek bir tuşla, zaman ve mekân sınırı olmadan yapılabiliyor olması işin ürkütücü tarafını oluşturmaktadır. Sanal dünyanın gerçek dünyaya baskısı her geçen gün artmaktadır.

Bugün internet ortamında satışı yapılamayan hemen hemen hiçbir ürün yoktur. Dünya genelinde etkili firmaların tamamı, yerel satış işlemlerinin tamamını sanal ortamda da yapmaktadırlar. Hatta en ücra yerdeki bir ürün bile sanal dünyada pazarlanabilmektedir.
Dünya genelinde e-ticaret cirosu 2015’te 1 trilyon 943 milyar dolar, 2016’da ise 2 trilyon dolara ulaştı. 2018’de global e-ticaret hacminin 2,5 trilyon dolar seviyesinde olması, 2020’de ise 4 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Yapılan araştırmalar bu ticaretin çok önemli bir kısmının herhangi bir mekâna bağlı olmadan mobil cihazlarla yapıldığını ortaya koymaktadır.

“Dünya Sağlık Örgütü(WHO) 1990 yılında güncellenen Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması teşhis kılavuzunun 2018 yılında yenileneceğini ve bilgisayar oyunu bağımlılığının da kılavuzda “akıl hastalığı” başlığı altında yer alacağını duyurdu.”

2014 yılında dünyada yaklaşık 4 milyar kişi mobil telefon kullanmakta iken bu rakamın 2016 yılında 4,6 milyara ulaşmıştır. 2019 yılında da 5 milyar olacağı tahmin edilmektedir. Yapılan araştırmalar dünya nüfusunun yarısının internete girdiğini ortaya koymaktadır. İnterneti kullanan kesimin de yarısı sosyal medyayı kullanmaktadır. İnterneti kullanan ve klasik ürünlerin dışında alışveriş yapmak isteyen herkes, ürün bulmak için mutlaka internette ürün araştırması yapmaktadır.
Türkiye’de yaklaşık 48 milyon internet kullanıcısı var ve bu kullanıcıların yüzde 87’sini oluşturan 41,5 milyonu interneti istisnasız her gün kullanıyor. Bu kitlenin internet üzerinde e-posta okumak ve sosyal ağlara girmek haricinde en sık yaptığı eylem, online ürün bilgisi aramak. Türkiye’nin yalnızca 1 aylık e-ticaret kullanıcı etkinliklerine baktığımızda, internet kullanıcılarının yüzde 52’sinin satın almak üzere online ürün veya hizmet aradığını, bir online perakende mağazasını ziyaret ettiğini, yüzde 43’ünün de bu satın almayı yaptığını görüyoruz (www.marketingturkiye.com.tr). Bu trendin önümüzdeki yıllarda giderek artacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur sanırım.

Hayattaki tüm unsurların iki yüzü vardır: İyi ve kötü. Buna karar verecek olan bireyin kendisidir. Zaten Allah da insanı, yaptığı seçimlerden dolayı hesaba çekecektir. Yukarıda bahsini ettiğimiz tüm gelişmelerin, istatistiklerin hepsi bizim toplumumuzu dolayısıyla da çocuklarımızı, gençlerimizi etkilemektedir. Her dakika telefonuna bakmak zorunda olduğunu düşünen ve telefonsuz, tabletsiz bir hayat düşünemeyen, saatlerce bunlara bağlı kalarak yaşadığını düşünen bir nesille, toplumla karşı karşıyayız. Üstelik bu sıkıntı sadece bizim topluma has değil.
Dünya Sağlık Örgütü(WHO) 1990 yılında güncellenen Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması teşhis kılavuzunun 2018 yılında yenileneceğini ve bilgisayar oyunu bağımlılığının da kılavuzda “akıl hastalığı” başlığı altında yer alacağını duyurdu. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelindeki en yaygın hastalık olarak oyun bağımlılığını belirtmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bilgisayar oyunları bağımlılığını hastalık olarak saymıştır. Bugün oyun oynamayan ancak mobil cihazlarını elinden düşürmeden yaşayan milyonlarca insan yapılan çeşitli değerlendirme kriterlerine göre bağımlı olarak kabul edilmektedir.

“Toplumların teknoloji bağımlılığını diğer kimyasal bağımlılıklardan farklı değerlendirmeleri teknoloji bağımlılığının yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Bu algı bağımlılığın teşhis ve tedavisinin önündeki en büyük engeldir.”

Ülkemizdeki duruma gelince TBMM Madde Bağımlılığı Araştırma Komisyonunca yapılan çalışmaların raporunda teknoloji bağımlılığının kimyasal bağımlılıklardan farklı olarak aileler ve toplum tarafından daha az zararlı görüldüğü belirtilmiştir. Aileler, kimyasal bağımlılıkları ciddi bir sorun olarak görüp hastalık olarak kabul ederken ve tedavisi yönünde bağımlı aile üyesine ciddi baskı yapıp maddi ve manevi desteği kesme noktasına gelirken teknoloji bağımlılığında problemi çoğu zaman bağımlılıktan ziyade kötü alışkanlık olarak değerlendirmekte, kendi kendine geçeceğini, hayatta belli bazı dönemlerin (evlenme, askerlik, sınavların bitmesi vs.) doğal süreci olarak bağımlılığın düzeleceğini düşünmektedir. Bu nedenle aileler tedavi konusunda ciddi, acil ve dikkatli bir sürece girmedikleri gibi problemi dışarıya karşı kapatarak ya da basitleştirerek dolaylı da olsa bağımlının bağımlılığını desteklemektedirler. Bu algı sadece bizim topluma ait değil, başta gelişmiş toplumlar olmak üzere hemen bütün toplumlarda mevcut. Yani toplumların teknoloji bağımlılığını diğer kimyasal bağımlılıklardan farklı değerlendirmeleri teknoloji bağımlılığının yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Bu algı bağımlılığın teşhis ve tedavisinin önündeki en büyük engeldir.

Mobil bağımlılığın en sıkıntılı yanı, tedavi edeceklerin bile kendini ondan beri tutamamalarıdır. Evde ebeveynler, okulda öğretmenler, hastanede doktorlar, iş yerinde patronlar, Meclis’te vekiller, parklarda gençler hasılı tüm kesimler şu ya da bu sebeple günün önemli bir kısmını mobil cihazlarla iştigal ederek geçirmektedirler. Muhatap olduğunuz herkes için zamanın ne kadarını sanal dünyada geçirmenin bağımlılık yaptığı değişkenlik göstermektedir. Günde 1 saat mi, 2 saat mi, 3 saat mi; ne kadarı bağımlı olmamız için yeterli, bunun kararı önemli.
Geçenlerde kızım ve oğlumu aynı anda doktora götürdüm. Doktor sosyal medya arası muayene etti. Kontrolün sonunda her iki çocuğun ilaçlarını karıştırmış. İlaçların kullanım şeklini sorduğumda yanlış ilaçları karıştırdığını öğrenme fırsatı bulduk. Yani sormasam çocuklar birbirlerinin ilaçlarını kullanmış olacaklardı. Doktorlar genelde sabah 9:00 – 11:30 arası iş görmekte. Yani bu süre zarfında hiç telefon kullanmazsa sanırım dünyada bir değişiklik olmaz. Şimdi o doktora sorsak bağımlı olmadığını söyleyecek. Okulda öğretmen arkadaş tüm teneffüsünü sosyal medyada geçiriyor. Parkta çocuklarını oyun oynasın diye getiren ebeveynler sosyal medyada. Gençler parklarda ağaç köklerinde veya belediyelerin bedava internet alanlarında telefona gömülmüş vaziyette. Sıradan vatandaşlar saatler süren yolculuklarında mobil hayatta…

Bütün bunların yanında Millî Eğitim Bakanlığı -şüphesiz iyi niyetle- öğrencilere bedava tablet dağıtımı için milyarlarca lira harcadı. Bugün geldiğimiz nokta ortada. Eğer önlem alınmazsa öyle görünüyor ki bu sarmal bizi daha çok sarmalayacak. Özellikle genç neslin olumsuz etkilenmemesi için çok acil önlemler alınmalıdır.
Son zamanlarda bazı Avrupa ülkelerinde okullarda internetli telefonların yasaklandığına dair haberler gelmektedir. Ülkemizde de başlangıç için bu tarz önlemlerin alınması şart. Bu alanla ilgili disiplin yönetmeliklerindeki uygulamalar yetersiz. Okul yöneticilerinin eli güçlendirilmeli. Okullarda sosyal ve kültürel etkinlikler sıkça yapılmalı ve bu etkinliklere tüm öğrenciler dâhil edilmelidir. Ülkemizde maalesef bu tür etkinliklere hep aynı öğrenciler katılıyor, oysa her öğrencinin dâhil olabileceği mutlaka bir etkinlik vardır. Aileler çocuklarıyla mobil cihazlar kullanmadan daha kaliteli zaman geçirmeli, onları dinlemeli. İnternet belli hedefler için kullanılmalı ve bir süre taksimine dâhil olmalı. İnternet dışında gençler için eğlenceli ve sosyal çevreler oluşturulmalı. Ailece uğraşılacak hobiler bulunmalı.

Eğitimimizi, günlük alışkanlıklarımızı, alışverişimizi, arkadaşlıklarımızı, aile ortamımızı, ahlakımızı, ibadetlerimizi, geleneklerimizi her geçen gün daha fazla sarmalayan internetin, mobil cihazların hayatımızdaki yerini ayarlamamız, geleceğimiz için çok önemli bir durum olarak karşımızda durmaktadır. Ya biz onların hayatımızdaki yerini ayarlayacağız ya da onlar bize hayat bırakmayacak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz