Ana Sayfa Milli Şuur 47. Sayı Model İnsan Öğretmen

Model İnsan Öğretmen

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol. Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

93
0

Geçtiğimiz günlerde elime geçen bir kitap beni imam-hatip okulundaki öğrencilik yıllarıma götürdü.
Kitapta İstanbul İmam Hatip’te “iz bırakan öğretmenler” anlatılmış. Dönemin öğrencileri üzerinde önemli etkiler bırakmış, bir neslin yetişmesinde katkıları olmuş değerli öğretmenlerin hayat hikâyeleri konu edilmiş.
Merhum Ali Nar da anlatılmış. Ali Nar Hoca’nın kitapta yer alan bestelenmiş bir şiiri ise kitabın özeti gibi.
Gençlerin hüsrandan kurtuluşuna vesile olmak… Hakkı tanımak, sabrı bilmek, hayra koşmak…

“Arayan yol bulur önü necran görünür.
Arayışsız geçen ömrün sonu hicran görünür.
İnsan Hakkı tanır, sabrı bilir, hayra koşar,
Kurtulan insan olur, gayrısı hüsran görünür.”

Kitabı okuyunca nerdeyse yarım yüzyıldan fazla olan geçmişim film şeridi gibi gözümün önünden geçti: Konya İmam Hatip Okulu yıllarım…Unutamadığım, üzerimizde “iz bırakan”değerli hocalarım…Öğretmenlik ve yöneticilik yaptığım yıllar boyunca hakkaniyet merkezli insan yetiştirme gayretindeki meslektaşlarım…
Konya İmam Hatip Okulu’na 1965 yılında sınavla girmiştim. Birkaç bin öğrencisi, yüzün üzerinde öğretmeni vardı okulun.
Selçuklu mimarisi tarzında yapılmış görkemli bir kapıyla okulun bahçesine giriliyordu. Kapının üst kısmında M.Akif Ersoy’un bir sözü vardı.

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol.
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

Kurulmasında son devrin âlimlerinden ve Konya’da çok saygın bir zat olan Hacı Veys Zade Mustafa (Kurucu) Efendi’nin çok emekleri vardı. Köy köy dolaşıp buğday toplayarak okulun inşaatını tamamladı. İnşaatında çalıştı. Resmi izinleri için uğraştı. Öğretmen buldu, müdür buldu. Öğrenci bulmakta zorlanmadı, imam-hatip okuluna rağbet çok fazlaydı çünkü. Aziziye Camii imamlığının yanı sıra okulda fahri muallimlik yaptı bir süre.
Konya’da Hacı Veys Zade Mustafa Kurucu, İstanbul’da Celalettin Ökten ve neredeyse her imam hatip okulunun fahri banileri… İmam-hatiplerin açılmasında üstün çaba sarf eden öncülerin ibretamiz hikâyeleri aslında başlı başına bir kitap konusu.

Çocuk yaşta kardeşim ve benim için o günün şartlarında gurbet sayılabilecek uzak bir ilçesinden gelmiştik Konya’ya. Bu bakımdan hocalarımızın bize olan ilgileri bizim için daha da önem kazanıyordu. Küçük yaşımıza rağmen özellikle bir kısım hocalarımızın yaklaşımları, onlara olan saygı ve muhabbetimizi artırıyordu.
Hangi birini anlatsam ki hocalarımızın…
Hatırlayabildiğim kadarını anlatmak en iyisi…
Okulun orta kısım çağımızda, söküklerimizi, kopmuş düğmelerimizi diken Fikriye Öğretmen’in şefkati unutulabilir mi?
Akaid öğretmenimiz, ancak simasını hatırlayabildiğim çok değerli bir öğretmendi. Sağlam bir itikadı çocuk kalbimize yerleştirmişti.

Lise döneminde Mustafa Ben Hocamız, naif, kibar ve nazik, hani “Tam bir Osmanlı beyefendisi” derler ya öyle bir insandı. Hepimize ismimizle hitap ederdi. İlk defa bana ismimle hitabettiğinde çok hoşuma gitmişti. Kendisini örnek almıştım. Eğitimcilik hayatım boyunca her öğrenciye ismiyle hitap etmeye gayret gösterdim. Kelam dersi ağır, sıkıcı bir ders olmaktan hocamızın bizim seviyemize uygun anlatım üslubu ile daha anlaşılır olmuştu. O, dinî inançlarımızı kesin delillerle perçinlemeye özen göstermişti.
Ali Rıza Işın, imam – hatip okulunu dışarıdan bitirmiş bir medrese âlimiydi. Kur’an-ı Kerim hocamızdı. Çok saygın bir insandı. Kızdığını, kötü söz söylediğini hiç görmedik. Yıllarca birçok öğrenciye özel olarak kıraat-i aşere öğrettiğini biliyorum.

Okulumuzda dağ köylerinden gelen epeyce fakir öğrenci vardı. Ahmet Kurhan Hoca bu öğrencilere hamilik yapardı. Herkese yetişmeye çalışır, yardımcı olurdu. Biz onun ihtiyaç sahibi öğrencilere harçlık, yiyecek, giyecek, ders araç-gereçlerini temin ettiğini, yurt ücretlerini sağladığını bilirdik ama kime yardım ettiğini asla bilmezdik.
İsmail Kaya. Müslümanca duruşu, ölçüyü, İslam şuurunu, cihad şuurunu öğretti bize. Bizlere çok yakın alaka gösterirdi. Geziler, piknikler ve ziyaretlerle bir arada olduğumuz zamanlar olmuştu.

Ali Gümrah’tan doğru tarihi ve tarih şuurunu öğrendik.
Nevzat Arabacı’nın 1972 yılında okula gelmesiyle beraber bizler arasında bir heyecan dalgası oluşmuştu. Ondan aksiyoner tarzı ve siyasi şuur aldık.
Elbette ki saydığım değerli hocalarım, sadece bir kısmıydı ama öne çıkan rol model öğretmenlerdi. Anlayışlarının temelinde insana sevgi, şefkat ve merhamet vardı. Kendilerine emanet gençleri iyi insan olarak yetiştirme gayret ve çabası içindelerdi. Ailemizden uzak geçirdiğim yedi yıllık okul boyunca öğrendiklerimiz elbette ki mühimdi ama edindiğimiz davranışlar çok daha mühimdi.
Onları çok seviyorduk. Derslerinde yaramazlık yapmazdık. Çok saygılıydık. Derslerini dikkatli dinlediğimiz ve çalıştığımız için notlarımız hep iyi olurdu.
Saygıyı, edebi, iyi ahlakı, kitap okumayı, kendimizi geliştirmeyi hâsılı güzel davranışlarımızı onlardan edindik.

“Saygıyı, edebi, iyi ahlakı, kitap okumayı, kendimizi geliştirmeyi hâsılı güzel davranışlarımızı onlardan edindik. Ulvi hedefler uğruna gayret göstermeyi, Hak ölçüsünü, “Millî Şuur”u da onlardan aldık.”

Ulvi hedefler uğruna gayret göstermeyi, Hak ölçüsünü, “Millî Şuur”u da onlardan aldık.
Bizler için hep model oldular. Hareketlerimiz, konuşmalarımız, yürüyüşümüz, saç biçimimiz ile onlara benzemeye çalışırdık. Onlar bizim için birer rol modeldi.
Elbette ki hepsi böyle değildi öğretmenlerimizin. Bağırıp çağırmayı, hakaret etmeyi, aşağılamayı, dayak atmayı bir eğitim metodu sananlar da vardı. Hiçbir şeye karışmayan, eyyamcı diye tabir ettiğimiz suya sabuna dokunmayanlar da… Otorite kurmak adına derse hep asık suratla, hatta elinde sopayla sınıfa gelenler bile vardı. Not defterini koz olarak kullananlar da…
Yüz civarında öğretmeni olan bir okulda 5-10 öğretmen bütün öğrenci kitlesini peşinden sürükleyebiliyor, kilometrelerce uzunluktaki bir katara lokomotif olabiliyor ve onları maksuduna eriştirebiliyordu.
Çeşitli ortaokul ve liselerde öğretmenlik ve yöneticilik yaptığım dönemlerde de bu türden öğretmenlerle beraber çalıştım. Neredeyse okulu peşinden sürükleyenler oldu. Çeşitli dünya görüşüne sahiptiler ama idealisttiler. Branşlarında çok iyi idiler. Öğrencilerle sağlıklı ve nitelikli iletişim kurabiliyorlardı.

Ne yazık ki idealist öğretmenlerin sayıları her geçen gün gittikçe azaldı. Kimisi öğrencilerle yakın ilgilendiği için uyarıldılar. Asıl iktidarların düşünce yapısına uygun olmadıklarından dolayı soruşturma geçirdiler, sürgünler yaşadılar. Sıkıntı çektiler, yılmadılar ama eğitim sisteminin bu yaklaşımı bir kısmını sindirdi. Sistemin sınav merkezli, maddeci yaklaşımı manevi değerleri zayıflattı. Ben merkezli, sadece kendini düşünen insan tipi ortaya çıktı. Diğergâmlık kayboldu, idealizm öldü.
Doğrudan ve dolaylı olarak 1976’dan bu yana eğitimle ilgiliyim. Bu ilgimi hâlen de heyecan duyarak sürdürüyorum. “Eğitimin esas unsuru öğretmendir.” düşüncesini hep savundum. Ahlaki ve manevi değerlerin sadece eğitimin değil her şeyin merkezine alınması düşüncesinin önemini vurguladım.

Eğitim ortamı, müfredat, ders araç-gereçleri gibi tüm unsurlar asıl unsur olan öğretmeni ikinci plana itmemeli. Eğitimde temel değerlerimiz ahlak ve maneviyat öncelenmeli.
Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’u ESAM Çarşamba konferanslarında iki kez dinleme fırsatım olmuştu. İyi bir eğitimci özelliklerini taşıyan birisi olarak görüyorum kendisini. Özellikle eğitimde öğretmeni merkeze alan açıklamasını, ilk icraat olarak da öğretmenlerin tamamına mektup göndermesini çok önemsiyorum. Bu tür uygulamaların eğitimin düzelmesi için; yeterli, nitelikli ve şuurlu öğretmenlerin sayılarını artıracağını umuyorum.
Eğitim sistemimizin düzelmesi, ancak eski tabirle “Maarif Ordusu” dediğimiz öğretmenlerin fedakârane inançlı katkılarıyla olur.
Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığı öncelikli olarak öğretmenlerin eğitimlerine, kendilerini geliştirmelerine, özlük haklarının iyileştirilmesine çok önem vermelidir. Şuurlu öğretmenler inşa etmelidir.

Dip Not:

1.İmam Hatip Neslinde İz Bırakan Öğretmenler, Editör: Hafsa Nur Aslanoğlu ve Sedat Özgür, YEKDER (Yaygın Eğitim ve Kültür Derneği), 2017

2.Bu konuda bir kitaba rastlamadım, ama önemli bir yazıyla karşılaştım. Hıdır YILDIRIM, Anı ve Anekdotlarla İmam-Hatiplerin Kuruluşu, Eğitime Bakış Eğitim, Öğretim ve Bilim Araştırma Dergisi, EĞİTİM-BİR-SEN, Sayı: 35, Ekim-Kasım-Aralık 2015

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz