Özellikle “bilgi çağı” diye nitelendirilen zamanımızda bu noktaya, daha bir hassasiyetle eğilmek durumundayız. Modern teknolojinin sağladığı basın-yayın araçları, internet vb. gibi sayısız imkan dolayısıyla bilgi edinme yollarının hayli yaygınlaştığı, bilgiye ulaşmanın son derece kolay olduğu bir dönemde, ilim öğrenmek bir “hak” olarak lanse edilirken, ilim ile helâk arasında ilgi kurmak ilk bakışta aykırı gelebilir. 

Ancak hemen belirtmeliyiz ki, müslümanlar olarak bizi diğer insanlardan ayıran en temel özelliklerden birisi tam da bu noktada kendisini göstermektedir. Müslümanın telakkisinde ilim, “yaradılış amacına uygun hareket etmek”, yani zahirini ve bâtınını mamur kılmak için öğrenilir. Bu da en başta Din ilimlerinin öğrenilmesini gerekli kılar. 

Bir diğer ifadeyle ilim amel etmek içindir. Amel ancak neyin nasıl yapılacağı konusunda bilgilenmek suretiyle gereği gibi yerine getirilir. Zira ilimsiz amel dalalettir. Amele dökülmeyen ve kalpte arzu edilen safiyeti sağlamayan ilim ise kişi için bir yük ve vebaldir.

Elde ettiği ilim kendisine fayda sağlamayan, yani ilmiyle amel etme bahtiyarlığına eremeyen kimse, Allah Tealâ’dan huşu ve haşyet duyma mevkiine ulaşamaz. Zira onun ilmi ne amel, ne ahlâk ne de nefis terbiyesi konusunda kendisine bir fayda temin eder. 
Yüce Allah, “Kulları içinde Allah’tan ancak alimler hakkıyla korkar” (Fâtır, 28)uyurmuştur. Bu ayet, Allah Tealâ’dan hakkıyla korkmayan kimselerin “ alim ” sıfatını hak etmediğini göstermesi bakımından da oldukça manidardır. 

Öğrendiği ilimden istifadeden mahrum kalmış kimsenin huşudan pay alması mümkün olmayacağı gibi, huşudan nasipsiz kimse de, dizginlerini nefsinin eline vermiş demektir. Dilimizdeki “Kork Allah’tan korkmayandan.” sözü bu durumu gayet güzel ifade etmektedir. Ayrıca burada, “faydalı ilim” sınıfına giren ilimlerin, kalpte Allah korkusu oluşturacağına da işaret vardır.

Günümüz dünyasında ise toplumda bir yer edinmek, saygınlık kazanmak, başkalarına üstünlük sağlamak, hayat standartlarını yükseltmek… gibi beklentiler bilgi edinmenin başlıca sebepleri olarak değerlendirilmektedir. 

Elbette burada “ilim” ve “bilgi” kelimeleriyle ifade ettiğimiz olgular arasında temel farklılıklar bulunmaktadır. Bunlardan ikincisi ahireti unutturarak kişiyi dünyaya bağlarken, ilki İmam Gazalî ‘nin de vurguladığı gibi dünyadan ahirete , geçici olandan kalıcı olana çağırır. 

İşte o “kalıcı hayatta bize bir fayda temin etmeyecek her şey gibi, bu özellikteki “ilim” de sonuç itibariyle zararlıdır. 

“Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” (Tirmizî, Daavât, 68)

Faydalı ilim insanı küfür ve şirk bataklığından çıkarıp Allaha ulaştırır. Gurur ve kibirden uzaklaştırır. Nefisleri helâk edici ahlaksızlıklardan temizleyip güzel ahlaka kavuşturur. Doğru yolu buldurur. Dalalet karanlığından çıkarıp hidayet aydınlığıyla buluşturur. Dünya ve ahirette iyiliğe kavuşmaya vesile olur.

Her türlü ahlaksızlığın, fenalığın, hatta küfür ve şirkin, rüşvetin, yolsuzluğun, terörün ve huzursuzluğun kökünde cehalet ve çarpık, yanlış, faydasız bilgi yatmaktadır.

İslâm’a göre ilim, Allah’ın rızasını kazanmak ve amel etmek için öğrenilir. Fert ve cemiyete maddi ve manevi yönden zarar veren, milli ve manevi değerleri hafife alan, nesli bozan, inançsızlığın ve ahlaksızlığın yayılmasına sebep olan, Allah’ın rızasını kazandıran değil bilakis gazabını celbeden bilgi gerçek bilgi değildir. Bu yanlış bilgiyle mücadele etmek, onu ortadan kaldırmak, yerine doğru bilgiyi hâkim kılmak her Müslüman’ın görevidir.

Bin bir çeşit sıkıntının yaşandığı şu yaşlı dünyada insanların ekonomik, sosyal, dinî ve dünyevî bütün durumlarını düzenleyici ve insanları birleştirici kuvvet ancak ilimle ve ilim yoluyla kazanılır.

Bin bir çeşit sıkıntının yaşandığı şu yaşlı dünyada insanların ekonomik, sosyal, dinî ve dünyevî bütün durumlarını düzenleyici ve insanları birleştirici kuvvet ancak ilimle ve ilim yoluyla kazanılır.

O halde, bin dörtyüz sene önce “Oku” emriyle ilmin ve ilim tahsil etmenin kapısını sonuna kadar açan islamın açtığı bu kapıyı kapatmaya hiçbir insanın hak ve salahiyeti yoktur. Okumak, öğrenmek, doğru bilgiyi elde etmek kadın erkek her müslümanın en tabii hakkıdır. Bu kapıyı kapatanlar, cehaletin kapısını açtıklarını, böylece insanlığı felakete sürüklemenin vebali altında kaldıklarını unutmamalıdırlar.

Netice olarak, Yunus Emrenin:
“İlim ilim bilmektir,
ilim kendin bilmektir,
sen kendini bilmezsen;
ya nice okumaktır.”
mısralarında dile getirdiği gibi ilim, insanın öncelikle kendini tanımasına vesile olur. İnsana varlıklar âleminde üstün bir yerinin olduğunu, Allah’ı tanıyıp Ona kul olmak için yaratıldığını, başıboş olmadığını, çok önemli görev ve sorumluluklarının bulunduğunu öğretir.

Bu doğru bilgiler hayatı anlamlı hale dönüştürürken başarı ve mutluluğun kapısını da sonuna kadar aralar. İslâm’ın “ilim ve hikmet müminin kaybolmuş malı gibidir, onu nerede bulursa alır” ( Tirmizî, İlm, 19,) dediği ilim işte bu faydalı ilimdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz