Ana Sayfa Milli Şuur 56. Sayı Modern Okulun Krizi ve Türkiye’ye Yansımaları

Modern Okulun Krizi ve Türkiye’ye Yansımaları

Bireyin yaşamının en enerjik ve üretken çağını donuklaştıran, bireyleri benzeştirerek farklılıklarını yok eden bir kontrol mekanizması gibi işleyen eğitim sistemi, egemen paradigmanın insan mühendisliği uygulaması işleviyle öne çıkıyor.

42
0

Son otuz yılda toplumların en önemli sorun alanlarından birini eğitim sisteminden beklenenlerin yeterince karşılanmaması oluşturmaktadır. Büyük umutlar bağlanarak zaman, emek ve para harcanan eğitim hizmetlerinin umutları diri tutma gücünü hızla yitirdiği bir dönemden geçiyoruz. Eğitim hep mi böyleydi, yoksa son yıllarda eğitim hizmetinin kalitesinden kaynaklı bir sorun mu var? Eğitimin içeriğin eve uygulamalarına baktığınızda bir geriye gidişten söz etmek imkânsız. Hattâ büyük çaplı bir değişimden söz edilemezken sıra, kitap, yazı tahtası ve öğretmen dörtlüsünün ne konumu ne de işlevi değişti. Makyaja dair değişiklikleri(elektronik tahta, üstü çizilmeyen renkli sıralar, renkli resimlerin olduğu kitaplar, beyni kravatlı ama serbest kıyafetli öğretmen gibi) değişim diye ifade etmeye lüzum yok. Bu durumda akla gelen soru şudur: Yoksa okul hep mi böyleydi, aslında okulun insan yaşamındaki yeri hep mi sınırlıydı?

Yukarıda sıralanan sorular günümüz eğitim krizinin açmazlarından sadece birkaçını oluşturuyor. Okulun varlık sebebini sorgulayan yüzlerce soru sorulmaya devam ediyor. Peki, dün umut kaynağı olan okul bu gücünü neden yitirmeye başladı? Bu sorunun temel cevabı yaşamdaki değişim hızıyla ilgili olabilir. Yaşamdaki değişimin çok yavaş olduğu dönemlerde okulun gerçekleştirdiği küçük değişiklikler, bir anlam taşıyan ve insan yaşamında yer tutabilecek değişiklikler olması yönüyle okulun konumunu güçlendiriyordu. Oysa bugün okul -bırakın değişime öncülük etmeyi- değişim hızına ayak uydurmakta bile güçlük çekiyor
Okulun yapısı ve işlevi konusunda oluşan soru işaretleri, kitlesel eğitim anlayışının eğitim almak zorunda olan büyük kitleyle baş etmedeki çaresizliği ve elindeki araçların iş görmez duruma gelmesi eğitimi; kalitesiz, işlevi olmayan ve varlık gerekçesini gittikçe kaybeden bir hizmete dönüştürmüş durumda. Modern okulun düştüğü bu açmaz, işlevsizleşme ve anlamını yitirmeye başlama şeklinde kendini göstermektedir.

Okula yüklenen anlamın yitirilişinin temelinde okulda verilenlerin/kazandırılanların anlamsızlaşması ve gerekçesini yitirmesi olduğu söylenebilir. Modern okul, üretilmişve kitabileşmiş rasyonel bilginin mutlak doğrular olarak aktarım aracı şeklindekurgulanmıştır. Bilimsel dogmalara dönüştürülen birtakım bilgilerin aktarımı aracına dönüşen okul, bu dogmaların bir kısmının yanlışlanması, değişmesi, bir kısmının ise hayatı kavramada yetersiz kalması nedeniyle cazibesini yitirmiş; dışarıdan motivasyon araçlarıyla işletilen hantal bir sistem olarak varlığını devam ettirmeye çalışıyor.Okulu bu açmaza sürükleyen temel etmen insanı kavramaktan uzak pozitivist bilgi anlayışıyla sınırlı kalması ve insani birçok özelliğin göz ardı edilmesidir.

Verilen eğitiminin yaşamdan kopuk, statik bilgi yapısıyla boğuşan bir ameliye hâline gelmesi yapılanın ahlakiliğini sorgular duruma getirmiştir. İnsanların emeğini, zamanını, parasını sömüren ama nihayetinde hiçbir karşılığı olmayan bilgi yığını yüklemesinin ötesine geçmeyen ve bireyleri “sınav” denen sopayla hizaya getirme dışında bir anlam ifade etmeyen eğitim sürecinin kime ve neye hizmet ettiği de sorgulanması gereken bir diğer husustur. John Dewey, 20. yüzyılın başında yaşamda karşılığı olmayan ve işe yararlılığı tartışmalı bilgi yığınıyla işleyen eğitim uygulamalarının ahlakiliğinin sorgulanması gerektiğini söylerken bugün okulun geldiği noktayı tanımlıyordu.

İnsanların emeğini, zamanını, parasını sömüren ama nihayetinde hiçbir karşılığı olmayan bilgi yığını yüklemesinin ötesine geçmeyen ve bireyleri “sınav” denen sopayla hizaya getirme dışında bir anlam ifade etmeyen eğitim sürecinin kime ve neye hizmet ettiği de sorgulanması gereken bir diğer husustur.

Modern okul, bireyi gerekli olan bilgilerle donatmayı vaat etse de günümüzde bunun mümkün olmadığı aşikârdır. Uzun eğitim yıllarına rağmen üretilmiş bilgiye sahiplik imkânsız bir hâl almıştır. Okulun oluşturduğu yapay öğrenme düzeni, özünde insanın yaşamsal ihtiyacı olan öğrenme işlemini başkaları için zorunluluk ve zorlamayla yapılan bir aktiviteye dönüştürmüştür. Oysa öğrenme; yeme, içme, uyuma gibi insana haz veren temel yaşam gereksinimlerindendir. Doğal -yani otantik- öğrenme düzeni bozulduğu için öğrenme hastalıkları/sorunları ortaya çıkmıştır. Öğrenmekten kaçınma yada hiçbir amaca hizmet etmeyen yığın öğrenmeler nedeniyle, öğrenme obezitesi olma gibi sorunlar yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Özünde insan öğrenmesine yön vermek üzere kurgulanan okul, insanın doğal öğrenme düzenini bozan bir aktöre dönüşmüştür. Okul ve onun sopası olan sınavlar bitince bireyler öğrenme ameliyesine kendini kapatır hâle gelmiş ve okul, öğrenme anoreksiyası diyebileceğimiz öğrenmeden kaçınma, yada öğrenmeye kendini kapatma şeklinde yaşamsal aktivite bozukluklarının sebebi hâline gelmiştir. Bu olumsuzluğun ortaya çıkardığı sorunlar “öğrenmeyi öğrenme” ve “hayat boyu öğrenme” gibi bazı yeni girişimlerle çözülmeye çalışılsa da ARIZANIN asıl sebebi düzeltilmedikçe bu tür girişimlerin başarı şansının yüksek olacağını söylemek güç gözüküyor.

Yapay öğrenme düzeni okulun yaşamdan koparılmasına sebep olduğundan okul öğrenmelerinin yaşamsal değeri de ortadan kalkmış, öğrenme için oluşturulan yapay gerekçeler öğrenilen bilgi ile yaşam arasında bağ kurmaya yardım etmekten uzak, tersine “bilmek için öğrenme” dışında başkaca da bir gerekçesi olmayan bir işlem hâlini almıştır. Oysa bütün eğitim sistemlerinin varlık gerekçesi bireyi yaşama hazırlayabilmek olarak ifade edilmekte, bireyin daha nitelikli ve kaliteli bir yaşam sürmesi hedefi güdüldüğü iddia edilmektedir. Yaşamla bir bağ kur(a)mayan, sınav günü odaklı eğitim faaliyetlerinin bireyi yaşama hazırlayabilme şansının olmadığı fikri artık herkesçe kabul edilir hâle gelmiş ve okulun anlamının sorgulanmasına neden olmuştur.
Sınav günü odaklı öğrenme anlayışı okulu; yüzeysel, işlevi olmayan, kontrol amaçlı bir kuruma dönüştürdü. Bireyin yaşamının en enerjik ve üretken çağını donuklaştıran, bireyleri benzeştirerek farklılıklarını yok eden bir kontrol mekanizması gibi işleyen eğitim sistemi, egemen paradigmanın insan mühendisliği uygulaması işleviyle öne çıkıyor. Egemen paradigma farklılıkları, yenilikleri yok ederek kendisine uyum sağlayan ve varolan döngünün devamına yardım edecek sınırlı sayıda bireyi ödüllendirirken geriye kalan büyük çoğunluk en verimli yıllarını harcadığı bu yaşamsal aktiviteyi neredeyse hiçbir yarar sağlamadan tamamlamaktadır. Eğitimli genç işsizlerin geldiği bugünkü nokta, bunun apaçık göstergesidir. Uzun yıllar süren eğitimin, bireyin hayatını idame ettirme noktasında bu derece işlevsiz kalması ve bu kitlenin hızla büyümesi isteğe bağlı üniversite eğitiminde etkisini gösteriyor. Üniversite okuma çağına girmiş üç milyonu aşkın genç nüfusa rağmen birçok üniversitenin kontenjanlarında boşluklar olması, hattâ hiç tercih edilmediği için öğrencisiz bölümler bulunması, verilen eğitimden ümitlerin kesilmeye başladığının açık göstergelerinden biridir. Benzer şekilde üniversite eğitimine başlayıp bir süre sonra vazgeçen, okuldan ayrılan birey sayısında da büyük artış yaşanmaktadır. İki milyona yaklaşan okul terk oranı söz konusu olup bu rakamlar toplumun üniversite eğitiminin anlamı, işlevi ve gerekliliği konusundaki soru işaretlerinin en bariz göstergeleridir. Benzer bir akımın yakın gelecekte zorunlu eğitim sınırlamasına rağmen ortaöğretime de sirayeti kaçınılmaz duruyor.

Çanlar kimin için çalıyor

Hemingway

Lise eğitimini sadece üniversite sınavına hazırlıkla anlamlı hâle getirme çabası geleneksel liseleri tüketmek üzere. İmkânı olan öğrencilerin lise eğitimlerinin son iki yılında dershaneden dönüşmüş temel liselere yoğun şekilde yönelimleri bu eğilimi daha belirgin kılıyor. Nitelikli lise diye anılan birçok okulun da en büyük marifeti bu sınav gününe öğrencileri ne ölçüde hazırlayabildiğiyle ölçülüyor. Dört yıl gibi uzun lise eğitimini dört saatlik bir sınavla anlamlı hâle getirme çabası, lise eğitimini birkaç dersten alınabilecek özel kurstan daha değersiz bir noktaya taşımış durumda. Aslında bütün eğitim süreçlerinin neredeyse bu merkezî sınavlarla anlamlı kılınıyor olması, işlevsiz bilgi yığını aktarıcılığının da kaçınılmaz sonucu. Sistemin sorunlarına çıkış bulmak için adım atılan her girişiminin bu soruna -amiyane tabirle- toslaması eğitim kurgusunun dayandığı temel dayanakların yanlışlığından kaynaklıyor. “Varlığının bilincine ulaşmış, kendini tanıyan, ilgi ve yeteneklerini keşfedip bunları geliştirme imkânı bulmuş, iyi insan, topluma katkı sunan, üretime katılımı desteklenmiş birey” gibi eğitim hedefleri sadece söylemde kalmaya mahkûm birkaç cümle olacak gibi görünüyor.
Toplum, kendi geleceği olan çocukları için umut olacağını varsaydığı eğitime ve onun işlevsiz araçlarına çaresizce ve hunharca saldırırken çocuklar, gençler ve genç yetişkinler okula dair umutlarını bu hızla yitirmeye devam ediyor. Eğitim alanında Hemingway’in deyişiyle, “Çanlar kimin için çalıyor” acaba ?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz