Bismillahirrahmanirrahim

En yüce muallime hürmetle…

Geçenlerde öğretmenlerimden birinin vefat haberini aldım. Dünyanın faniliğini ve bizlere de ölümün yakınlığını hissettim yeniden. Hani derler ya “dünya fani, unutma yani.” Allah tüm muallimlerimize rahmet etsin. Amin.

Gaye kaliteyi mecbur kılar.

“Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.” atasözünü hatırlarken eseri düşünmeye daldım. Kendi adıma pekiyi veremedim kendime. Birçok övgüyü duyduğumuz bir mesleğin mensubu olmak çok güzel bir duygu. Ancak ne kadarını hak ettiğimizi düşünmeden de edemiyorum.

Muallim olmak aşk işidir. Bu aşk yolunda yürekle yürünür.

“Bir muallim olarak gönderildim.” buyuran Peygamberimizin varisi olmanın yanında mesuliyetini müdrik hareket etme sorumluluğunu hissetmeliyiz yüreğimizde. Muallimlik biraz da aşk işidir. Bu aşk yolunda yürekle yürünür. Ancak aşkla taşınır bu ağır yük, omuzlarda ve sinelerde. İşte kahraman bu yüreklere sahip olanlardır. Ve eser onlarındır.
Sizler dünyanın en değerli işini yapıyor, en değerli mesleğini icrâ ediyorsunuz. Çünkü eğitim, öğretim ve öğretmenlik her şeyden önce nebevî bir iştir…
Öğretmenlik ilâhî/rabbânî bir iştir. Çün- kü Allah Teâlâ (cc), Rab sıfatının sâhibidir. Rab, terbiye eden, eğiten, aynı zamanda besleyen, yetiştiren ve büyütendir. Kâinatta yarattığı bütün varlıkları, görünen ve görünmeyen âlemleri terbiye eden, nizama koyan Rab olan Allah (cc) ilk mürebbî ve ilk muallimdir.
Öğretmenin ilâhî vasfı insanları hem maddi hem de manevi olarak eğitmektir. Öğretmenlik ilâhî vasfı itibariyle rabbânî özellikler taşır. Öğretmen mesleğinde fâni olmalı ki öğrencisi onunla aynileşebilsin.
Bilmemiz gereken şudur ki muallim sözü ile değil özü ile değerli, aynı zamanda değer katandır. Sözü değil örnekliğidir öğreten. İşte muallim ile öğretmenin farkı buradadır.
Öğretmeninden ürküp annesine sığınan çocuğu, tecrübeli bir muallim nasıl şefkatle bağrına basarak kendine güvendirir ve okula ısındırdığı gibi bir ömür boyu muallim, talebelerine güven verir ve şefkat gösterir.
Öğretmenlik nebevî bir iştir. Çünkü bütün peygamberler Allah’ın (cc) mesajını insanlara taşıyan ve bu mesajları davranış ve sözleriyle onlara öğreten rehberlerdir. Peygamberlerin fıtratlarında bulunan en önemli vasıfları merhamet yâni şefkat ve sevgidir. Peygamberler bu özellikleri sâyesinde insanlara karşı hoşgörülü davranmışlar, yanlışlarını yerine göre görmezden gelmişler ve ümmetlerinin kendilerine güvenini kazanmışlardır. Böyle bir güven ortamı tesis etmeden müessir olmuş muallim yoktur.

“Öğretmen hedefleri olan, derdi
olan insandır. Kendisine emanet
edilen talebeleri zamanının
şartlarına göre değil, talebelerin
yaşayacakları dönemin
şartlarına göre yetiştirir.”

Sevmeyi bilmeyen muallim olamaz.

Vasfı merhamet ve sevgi olan öğretmen, talebelerinin önce kalbine ulaşır, oradan da beynine ulaşma imkânı elde eder. Çünkü kalbine ve gönlüne giremediğiniz insanların beynine ulaşamazsınız.
Öğretmenliğin peygamberi bir iş olduğunu kavramayan ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (sas) en muhteşem öğretmen olarak örnek almayan ve anmayan öğretmenlere elbette ceza nevinden müşrik papaz Erasmusları Allah (cc) o topluma bela eder de haberin bile olmaz.
En güzel öğretmeni bize Allah (cc) Kur’an’ında tanıtıyor ve örnek almamızı istiyor.
Hz. Peygamber’in (sas) eğitim ve öğretimdeki vasıflarını Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde görmekteyiz: “Ayetleri okumak, tezkiye, kitabı öğretmek/talim ve hikmet”.
Öğretmenin talebesine kazandıracağı en önemli bilgi-beceri kendisini, evreni ve hayatı okuması, oradan yaratıcısını tanıma duyarlığıdır.
Ayetleri okumak: Ayet, delil ve mucize anlamlarına gelmektedir. Peygamberler ve Peygamberimiz insanlara önce kendilerini tanımak suretiyle varoluş sürecine odaklanmalarını ve oradan kudret-i ilâhiye için deliller çıkarmalarını istemektedir. Okumak, baktığımıza görmek için bakmayı, gördüğümüzden de ibret alarak farkındalıkla ve ibret nazarıyla okumaktır. Boş ve anlamsız bakmak olsa olsa seyretmektir, okumak değil. Bizden istenen okumaktır, sadece seyretmek değil. Öğretmenin talebesine öğreteceği de kendisini, evreni ve hayıtı okumasıdır. Ona varlık sahibiyle iletişim kuracak duyarlılık kazandırmasıdır.
Tezkiye: Arınmak demektir. Peygam-berlerin önemli vasıflarından biri olan tezkiye insanlara güzel ahlâk ve erdemli vasıflar kazandırmaktır. Yani onları sâdece öğreterek yetiştirmek değil, eğiterek hayata hazırlamak, kötüden kaçındırmaktır. İnsanın kötü vasıflarından arınması, nefsine karşı iç mücadeleyle ve ciddi bir irade eğitimiyle gerçekleşecek hususiyettir.

Öğretmen talebesine bu özgüven ve mücadele azmini aşılamalı, onu bu alanda da başarıya ulaştıracak bir donanıma sâhip kılmalıdır.

Kitâbı öğretmek/talim: Öğretmenin varlık âlemini seyredip, hayıtı okumayı öğrettiği, tezkiyeyle iç mücadele donanımı kazandırdığı talebelerine, bundan sonraki süreçte kitabı okumayı öğretmesi, ilmî araştırmalara yönlendirmesi ve ona kendini yenileme alışkanlığı kazandırması demektir. Okumayan, sorgulamayan, muhasebeden kaçınan, meslekî açıdan kendini yenilemeyen insanlar zaman içerisinde heyecanlarını kaybeder ve etkilerini yitirirler. Okuyan ve ilmin yolu âlimleri takip eden insanlar ise işleyen demir gibi ışıldar.
Hikmeti öğretmek: Hikmet, olayların arka planını, herkesin farkına varmadığı inceliklerini görmek demektir. Hikmete ermek yoğunlaşmakla gerçekleşebilecek bir gönül aydınlığıdır. Hiç kimseye peygamberlerden sonra gökten hazır bilgi gelmediğine göre insanlar, idrak ve irfanlarını geliştirecek ortamlara muhtaçtır.
Öğretmenler, talebelerine insanlığın hikmet mirası olan eserleri okur, okutur, yorumlar ve hikmetli olanı sevdirir. Muallimler bu uğurda sabır ve sebat etmekte ve karşılaştıkları sıkıntılara, çileye tâlip olduklarının şuurunda oldukları bilinmektedir.

Hikmete ermek hayatın zorluklarıyla mücadele etmekle elde edilebilecek bir keyfiyettir.

Hikmete ermek hayatın zorluklarıyla mücadele etmekle elde edilebilecek bir keyfiyettir. Bu bakımdan gençleri hayatın zorluklarına karşı dirençli olmaya teşvik etmeli ve çekilen sıkıntıların kendilerini hikmete hazırlayacağı onlara anlatılmalıdır. Hikmete talip olmak büyük bir hayra talip olmak demektir. Çünkü kime hikmet verilmişse ona büyük bir hayır verilmiştir.
Öğretmen hedefleri olan, derdi olan insandır. Kendisine emanet edilen talebeleri zamanının şartlarına göre değil, talebelerin yaşayacakları dönemin şartlarına göre yetiştirir. Onları eğitmenin derdine düşer. Nasıl çiftçi ektiği tohumun derdine düşerse öğretmen de talebelerinin derdine düşer ve onları kurda kuşa yem etmez. Eğitimci talebesinde sağlam bir vicdan inşa etmeye çalışır. Eğitimcinin kalitesi yetiştirdiği talebelerinde görülür.
Gerçek eğitimci düzgün karakteri, hikmetli sözleri ve erdemli yaşantısı ile insanların gıpta ettiği, güvendiği, arkasından yürümenin bahtiyarlığını hissettirendir. Ne mutlu o muallimlere.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz