Küçüktüm, henüz okul çağına gelmemiştim. Annem elimden tutup okulun yolun tutmuştu. “Mualim, al bunu! Eti senin, kemiği benim.” diyerek beni öğretmenime teslim etmişti. Başımı kaldırıp bakamadım öğretmenime. Heybetli duruşuyla ululardan bir uluydu adeta. Sınıfta ondan izin almadan değil konuşmak, nefes almak bile neredeyse mümkün değildi. Korkudan mı? Evet… Ancak bu korku onun gözünden düşmek ve onun sevgisini kaybetmek korkusuydu. Sokakta bile karşımıza çıksa hemen hazırola geçer, baş selamı verip “ İyi günler öğretmenim.” der, o uzaklaşıp gidene kadar da hazırolda beklerdik.

Korkudan mı? Hayır, saygıdan. Çünkü o bizim için bilgiye, hayata ve dünyaya açılan tek kapıydı. Her şeyi en iyi o bilir, en iyi o yapardı. O yüzden de en büyük saygıyı hak ediyordu. Köyün en saygın insanıydı. İhtiyarlar meclisinde bile sözü dinlenir, kendisine başköşeden yer ayrılırdı.

Büyüdüm. Öğretmenime duyduğum hayranlıktan ve öğretmenliğe duyulan saygıdan etkilenmiş olmalıyım ki öğretmen oldum. Kimse, eti senin kemiği benim, diyerek çocuğunu teslim etmedi bana. Öğretmen Bey diye de hitap etmiyorlardı bana. Öğretmenlere Muallim Bey, öğrencilere ise “efendi” sıfatlarıyla hitap edildiği 1950’li yıllar da yoktu. “Hoca, işin iş ha! Beş ay çalış üç ay yat.” hitapları ve aşağılamaları daha okul servisinde başlıyordu.

Sınıfa girdiğimde öğrenciler değil hazırola geçmek, ayağa bile kalkmıyorlardı. Zaman mı değişti, sistem mi değişti yoksa insanlar mı değişti? Sanırım hepsi birden… Toplum nezdinde öğretmen itibar kaybına uğratıldıkça uğratıldı. Yarım gün çalışan, üç ay tatil yapan, haybeye maaş alan asalaklar durumuna indirgendi öğretmen. Toplumun öğretmene bakış açısı bu olunca öğretmenin karşısına gelen öğrencinin de öğretmene karşı bir saygısı ve ona bir hayranlığı kalmadı. Ekonomik olarak zayıflatıldıkça zayıflatıldı öğretmen. Birçok öğretmen ek iş yapmak zorunda bırakıldı. Eski öğrencisinin düğününde garsonluk yapan öğretmen arkadaşlarım oldu. Ye kürküm ye, devrinin yaşandığı yıllardayız. Haliyle sosyal statüde öğretmene ayrılan yer de ekonomik gücüne göre en alt basamaklarda oldu. Toplum nazarında bu kadar dibe vuran öğretmen, devlet nazarında çok mu üst seviyelerde! Ne yazık ki devlet nazarında da öğretmen en alt seviyelere indirildi. Öğretmen maliyenin sırtında hep bir kambur olarak görüldü. Ülkenin ve toplumun geleceğini inşa edenler öğretmenler değilmiş gibi ekonomiye artı değer katmadıklarından yakınıldı. Ülkenin cumhurbaşkanı bile, haftada 15 saat çalışıp yüksek maaş alıyorlar, diyerek can çekişen öğretmenlik itibarını kıyıma uğratmıştı.

Geçen yirmi yıllık süreçte on millî eğitim bakanı görev yapmış. Bu bakanlar, özellikle Ak Parti hükümetleri döneminde bakanlık yapanlar, sistemden şikayet edip sistemi değiştireceklerini söylemişlerdir. Ancak sistemi iyileştirmek şöyle dursun, sistemi daha da içinden çıkılmaz hâle getirmişlerdir. Bu bakanların, bir nebze Hüseyin Çelik hariç, hiçbiri öğretmen ve eğitimci kökenli de değildi. Hukukçu, işletmeci, iktisatçı, mühendis kökenliydiler. Meşhur bir söz vardır, eğitim eğitimcilere bırakılmayacak kadar önemlidir, diye. Ülkemizde yıllardır bu politika yürütülüyor. Hâliyle eğitimin içinden çıkılmaz bir hâl almasının en büyük sebebi de bu olsa gerek. Bakanlar ve müsteşarlar başta olmak üzere, eğitime yön verenlerin eğitim dünyasından gelmiyor olmaları… Öğrencilik hayatı dışında sınıfa girmemiş bir bakan, müsteşar veya genel müdürün sınıfta, güç bela ders anlatmaya çalışan öğretmenin hâlinden anlamasını beklemek beyhude bir beklentidir. Bu yüzden de en ufak bir olumsuzluğun faturasını öğretmene keserek eğitimdeki problemlerin düzeleceğini sanmaktadırlar.

Öğrencilik hayatı dışında sınıfa girmemiş bir bakan, müsteşar veya genel müdürün sınıfta, güç bela ders anlatmaya çalışan öğretmenin hâlinden anlamasını beklemek beyhude bir beklentidir.

Veli şımartılmış, öğrenci şımartılmış. Öğretmen âdeta bunların elinde şamar oğlanına dönüştürülmüş. Öğrenci okul basıp öğretmen öldürür, öğretmen suçlanır. Sınıfta “çakal” öğrenciler, öğretmeni maskaraya çevirip videoya çeker, yine öğretmen suçlanır. Öğrenci başarısız olur, tek suçlu öğretmendir. Ömer Dinçer tarafından kurdurulan “Öğretmen ihbar hattı” Alo 147, öğretmeni peşinen suçlu ilan etme hattına dönüşmüştür. Evde bir çocuğuna söz geçiremeyen veli “ Benim çocuğumun psikolojisini bozdu.” türünden abuk subuk bahanelerle bu hattı arayarak şikayet etmekte ve öğretmenin bütün kişiliğine ve öğretmenlik mesleğine saldırmaktadır. Ve ne yazık ki öğretmenini koruma refleksi göstermesi gereken bakanlık ve taşra teşkilatları da bu ihbarları ciddiye alıp öğretmen hakkında soruşturma açmaktadır. Bu şikayetlerden birine muhatap olmuş bir öğretmen olarak başta Ömer Dinçer olmak üzere bu hattı kurup işlerlik kazandıran herkesin ahirette iki elim yakalarında olacaktır. Sormak lazım, öğretmen için bu ihbar hattını kuranların milletvekilleri için, bakanlıkların müsteşarlık da dahil üst bürokrasisi için de bir ihbar hattı kurmaları daha yerinde olmaz mıydı?

CİMER’lerle, BİMER’lerle ve ALO 147’lerle itibarsızlaştırıldıkça itibarsızlaştırıldı öğretmen. Şimdi de sosyal medyada mizah konusu bile olan performans uygulaması başlatıldı. Can çekişen öğretmenin mezarı kazılıyor sanki. Altı farklı kaynaktan yapılacak değerlendirmeye öğrenci ve veliler de dahil edilmiş. Çocuğunu başından atan, çocuğunun kaçıncı sınıfta okuduğunu dahi bilmeyen veli ve öğretmeni maskaraya çeviren, 11. sınıf olduğu hâlde daha doğru düzgün yazmayı bilmeyen ve heceleyerek okuyan öğrenci, öğretmenin performans notunu verecekmiş. Bu uygulama hastanın, doktorunun doğru tedavi uygulayıp uygulamadığını değerlendirmesinden farksız. Madem böyle, bu uygulamayı başlatanların da kendilerini değerlendirmeye tabi tutacak bir imkân tanımaları gerekir öğretmene. Öğretmenlerin performans notuna göre bakan atansa mesela, müsteşar atansa! Eminim ki eğitim kalitesi bundan daha iyi olurdu. Bu uygulamayı başlatan sayın Bakan İsmet Yılmaz, sayın Müsteşar Yusuf Tekin ve üst bürokrasiye teklifim, tebdili kıyafet bir hâlde herhangi bir meslek lisesinde bir saat ders anlatsınlar. Ondan sonra bu saçma sapan uygulamadan vazgeçeceklerdir. Eğitimden ve öğretmenlikten bihaber insanların öğretmeni değerlendirip puan vermesi öğretmenlik mesleğine yapılacak en büyük hakaret ve en büyük ihanet olacaktır. Öğretmene bu uygulamayı reva gören başta sayın bakan ve müsteşar olmak üzere bütün üst bürokrasiye benim de verdiğim performans notları hemen şuracıktadır:

  • Sistemi iyileştirme becerileri: 10 üzerinden 0
  • Müfredatı iyileştirme becerileri: 10 üzerinden 2
  • Kitap yazım ve değerlendirme becerileri: 10 üzerinden 1
  • Manevi eğitim becerileri: 10 üzerinden 0
  • Öğretmen Yetiştirme Becerileri: 10 üzerinden 3
  • Öğretmene değer verme becerileri: 10 üzerinden 0
  • Liyakata göre atama becerileri: 10 üzerinden 4
  • Öğrencileri doğru yönlendirme sistem geliştirme becerileri: 10 üzerinden eksi sayılar.
  • Ar-Ge ye önem verme: 10 üzerinden eksi sayılar.
  • Gereksiz projeler geliştirme becerileri: 10 üzerinden 10
  • Beş yıldızlı otellerde israf becerileri: 10 üzerinden 10


Ne yazık ki bakanlık teşkilatının hâli pürmelali bu. Allah sonumuzu hayretsin. Vesselam…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz