Ana Sayfa Milli Şuur 45. Sayı NEFİSLE CİHAD ÇAĞIMIZIN KÖTÜLÜKLERİYLE CİHADA ENGEL Mİ?

NEFİSLE CİHAD ÇAĞIMIZIN KÖTÜLÜKLERİYLE CİHADA ENGEL Mİ?

Hakkı hâkim kılmak için sana düşen görevleri yerine getirirken nefsine cazip gelecek şeylerle karşına çıkan olur, vazgeçmeni ya da gevşemeni isterlerse gevşeklik gösterme.

92
0

Müslüman olmak demek Allah ve Resulünün bütün emirlerine teslim olup bu emirlerin gerektirdiği görevleri belirlenen kaideler doğrultusunda yerine getirmektir. Bu bağlamda bir Müslüman dinin herhangi bir emrini kendi aklına estiği şekilde, işine geldiği, hoşuna gittiği gibi değil, Allah o işi nasıl emrettiyse, Peygamberimiz (s.a.s) nasıl yaptıysa öyle yapmak zorundadır. Namazı Peygamberimizin (s.a.s) kıldığı gibi kılmayan, orucu onun tuttuğu gibi tutmayan, haccı onun yaptığı gibi yapmayan, zekâtı onun tarif ettiği gibi vermeyen bunların hiçbirini yapmış olmaz. Keza cihadı da aynı şartlara uygun olarak eda etme mecburiyetimiz vardır. Cihadı Allah Resûlünün yaptığından eksik ya da fazla yaparsanız tıpkı diğer ibadetlerde olduğu gibi cihatta etmiş olmaz sadece kendinizi kandırmış olursunuz.

Cihad; İslam ile insan arasına konulmuş bütün engelleri kaldırmak, insanlığın iki cihanda saadet bulması, iyinin, güzelin, faydalı olanın, doğruluk ve adaletin yani ilahi ahkâmın yeryüzünde hâkim kılınması için yapılan çalışmaların tamamıdır. Cihad, mal ve canla-bedenle yapılan bir ibadettir. Bu sebeple Kur’an-ı Azîmü’ş-Şân’daki “Câhidû” emri hep “mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz.” şeklinde zikredilmiştir. O halde malla ve canla cihadın manaları şunlardır.
Canını-bedenini Allah’ın davası uğruna koştur, malını Allah yolunda harca
Allah’ın rızasının kazanmak için, O’nun davasına koşarken nefsin hoşlanmadığı işler karşına çıkınca ve nefsine hoş gelen dünyalıkları biriktirmek, infakta cimrilik etmek istediğinde nefsini aş ve onu yen.
Hakkı hâkim kılmak için sana düşen görevleri yerine getirirken nefsine cazip gelecek şeylerle karşına çıkan olur, vazgeçmeni ya da gevşemeni isterlerse gevşeklik gösterme.
Bir defadan fazla verme şansınız olmayan canı sadece ve sadece Allah yolunda verin demektir.

Her devirde; Peygamberimizin (s.a.s) bir savaştan dönüşünde söylediği rivayet edilen “Küçük cihattan büyük cihada döndük. Büyük cihad, nefisle mücahededir.” hadisini “Biz, “büyük (nefsimizle) cihadla” meşgulüz diye tevil ederek sadece ferdi ibadetleri yapmaya yönelip tabiri caizse “etliye sütlüye karışmayan” bir anlayışla pasif bir hayatı tercih eden bazı kimseler hep olmuş, dolayısıyla bu hadisin sıhhati hep tartışma konusu olagelmiştir. Ali el-Karî, İbn Teymiyye gibi bazı âlimler “zayıf” ya da “uydurma” deseler de; İbn Kayyim el-Cevziyye; “Mücahid nefsiyle cihad edendir.” meâlindeki hadise dayanarak kulun nefsiyle olan cihadının dış düşmanlara karşı gerçekleştirilen cihada nispetle sürekli olduğunu, Allah’ın emirlerine uyma konusunda nefsiyle cihad edemeyen kimsenin düşmanla cihad edemeyeceğini belirtir.
Bizim Sünnete bağlılıktaki ilkemiz Allah’ın Peygamberinden gelen ister mütevatir olsun, ister sahih, isterse zayıf olsun tüm hadislerini baş tacı etmektir. Uydurma (Mevzû) hadis olduğu kesin olan sözlerin ise, zaten Allah’ın elçisine ait olmadığı aşikârdır. Hadis olarak nakledilen bir söz uydurma (Mevzû hadis) değilse onun sıhhati konusundaki tasnifler sadece ondan çıkacak hükmün kuvvetini -Farz, vacip, sünnet, müstehab, mendup, haram, mekruh gibi hükümleri- değiştirir. Dolayısıyla bizim burada yapmamız gereken kat’i bir ilim ve delil olmadan “Bu hadis uydurmadır.” diye kestirip atmak yerine Kur’an ve Sünnetteki diğer açıklamalara bakıp, bizim anlayışımızdaki eksikliği gidermek, düşüncelerimizi tashih etmek olmalıdır.

“Cihad; İslam ile insan arasına konulmuş bütün engelleri kaldırmak, insanlığın iki cihanda saadet bulması, iyinin, güzelin, faydalı olanın, doğruluk ve adaletin yani ilahi ahkâmın yeryüzünde hâkim kılınması için yapılan çalışmaların tamamıdır. “

Kur’an ve Sünnete baktığımızda ise bu hadisi ferdi ibadetleri yapmaya yönelip tabiri caizse “etliye sütlüye karışmayan” bir anlayışla pasif bir hayatı tercih etmenin gerekçesi yapmak ya da cihadın farklı yönlerini öncelik sıralamasına tabi tutmak Kur’an’a, Sünnete ve tarihi gerçeklere aykırı, işine geldiği gibi yorumlamaktan kaynaklanan bir hal, görüş ve beyan ve olduğu aşikâr olarak görülecektir.

Birinci olarak; bu anlayış Kur’an ve Sünnete aykırıdır. Rabbimiz; “Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar da öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da Allah’ın üzerine hak bir vaattir. Allah’tan daha çok vadine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur.” buyurarak çok açık ve net bir şekilde küffarla cihadın ehemmiyetini vurgulamaktadır. Bir başka ayeti kerimede de; “Savaş size (nefislerinize) hoş gelmediği halde farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için şer olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” buyrularak nefislerde bu konudaki engeller henüz aşılmamış olmasına rağmen cihadın kıtâl kısmının farz kılındığı açıkça beyan olunmaktadır. Allah küffarla, düşmanla cihad etmek için bu ve buna benzer pek çok ayetlerinin hiç birinde “önce nefsiyle cihadını tamamlayanların” küffarın fitne ve ifsad çalışmalarına karşı mücadele edebileceği” şartını koşmamıştır. Ayrıca Resûl-i Ekrem (s.a.s) efendimiz de hiçbir gazve ve seriyye’ye ashabı güzîni (r.ahm) çağırırken “nefsiyle cihad edip başaranlar gelsin” diye bir şart öne sürmemiştir. Binaenaleyh, Beşir ibni Hasâsiye (r.a) bir gün Efendimize: “Yâ Rasûlallah! Sana ne üzere biat edeyim” diye sordu. Efendimiz cevaben: “Allah’tan başka ilâh olmadığına, benim O’nun kulu ve elçisi olduğuma şehadet edersin. Ramazan orucunu tutar, Hac yaparsın. Zekât verir, Allah yolunda cihad edersin” buyurdu.

Beşir (r.a): “Yâ Rasûlallah! Zekât ve cihadı yerine getiremem. Benim yalnızca on tane devem var. Onlardan elde ettiğim gelirle ailemin ve çocuklarımın geçimini sağlıyorum. Cihada gelince; duyduğuma göre savaştan kaçanlar, Allah’ın gazabına uğruyorlarmış. Ben savaştan kaçıp Allah’ın gazabına çarpılmak istemem” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s) efendimiz mübarek elini onun göğsüne koydu ve ona:
“Zekât yok, cihad yok! Peki, ne ile Cennete gireceksin?” buyurdu. Bunun üzerine “Söyledik-lerinizin hepsine biat ediyorum dedim.” buyurmaktadır.
İkinci olarak bu anlayış tarihi gerçeklere de aykırıdır. Abdullah b. Revâha’nın (ra) Mûte savaşında bir yandan nefsiyle cihad ederken diğer yandan düşmanla savaşını bir düşünelim. Sahabe hayatından buna onlarca, belki yüzlerce örnek mevcuttur. Nefsle cihadın bu en çetin halini başka nerede yapabilirsiniz? Bütün bunlar bize, insanın nefsiyle, nefsinin boş ve mânâsız, hatta gayr-ı meşrû istekleri ile mücadele etmesinin hayatının her anında daima olabileceğini ve olması gerektiğini göstermektedir.
Peki, öyleyse; “Nefis-le cihad büyük cihattır” hadisini nasıl anlamalıyız?

Birinci olarak; Evet, nefsle cihad edilir ve bu cihatta son nefese kadar bitmez. Zira nefsle cihatta dâimi bir zafer yoktur. Nefsin en yüksek mertebelerinden olan “Râdıyye – Merdıyye” mertebesine de ulaşsanız maazallah esfel-i sâfilîne yuvarlanma tehlikesiyle her an karşı karşıyasınızdır. Bu sebebe binaen büyüklerimiz hep “Yükseklere çıkanların düşmesi maazallah aşağıdakilerin düşmesinden daha tehlikeli ve acı sonuçlar doğurur” diye bizleri ikaz ederlerdi.
Yani farklı bir ifadeyle; kendi adımıza bu iş imanla başlar, parayla yürür, bir defadan başka verilemeyecek olan canı sadece Allah yolunda vermekle son bulur. Allah için maldan ve candan vazgeçmek nefsin en hoşlanmadığı şeylerdir. Yapılması halinde Allah’ın (c.c.) en çok hoşlandığı, nefsin ise hiç hoşlanmayacağı şeyle onu terbiye etmek nefisle cihadın zirvesidir ki bu zirveye ulaşarak hayatını noktalayabilen yiğitlere de şehit denir.
İkinci olarak; Hak hâkim olmuş, devletiniz gücü ve azametiyle ifsadı önleyecek kudrete ulaşmış olabilir. Bu durumda devletin seyfiye sınıfı olarak nitelenen ordusu küffarla fiili cihadı yürütür. İlmiye sınıfı olan âlimleri ilim yoluyla ifsadı engeller. Böylece fertlere cihad farz-ı kifâye mertebesine düşer. Ancak nefsle mücadele ve cihad her daim farz-ı ayn olarak kalmaya devam eder demektir.

Irkçı emperyalistler kültürel, ekonomik, hukuki, siyasi ve askeri alanlarda olanca güçleriyle ifsat çalışmalarını yürütmektedir. Milyonlarca Müslüman genç kültür emperyalizmi yoluyla, bin bir türlü entrikalarla inancından, tarihi köklerinden kopartılırken, milyonlarca insan aç, sefil, biçare şekilde yurtlarından çıkartılıp katledilirken, üstelik kendisi ve evlatları bu tehlikenin bizzat içerisindeyken bir Müslüman nasıl olur da Allah için, mazlumların kurtuluşu, Hakkın hâkimiyeti için ayağa kalkmaz, derde düşmez, mücadeleye girişmez? Tüm olanları görmezden gelip nefsimle cihad ediyorum diye nasıl kabuğuna çekilebilir?
Merhum Erbakan Hocamızın dediği gibi; “Hak’kın tesisi için çalışmamakla, batılın hâkimiyeti için çalışmak arasında fark yoktur…” Kur’an’ın beyanlarına dikkat edersek rabbimiz bizden “kendine Müslüman olan” bir adam olmamızı değil, efendimiz (s.a.s)in hadisi şerifinde buyurduğu gibi “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” düsturu ile yaşamamız gerektiğini unutmamamızı emretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz