Okullarda neden 180 iş günü vardır. Bir yıl 365 gün ise 365-180=185 gün ne oluyor. Kalan bu 185 günde insan hayatında öğrenme devam etmiyor mu, etkileşim olmuyor mu, “değişmeyen tek şey değişimdir” dediğimiz değişim devam etmiyor mu, öğrenmeye ihtiyaç duyulmuyor mu, eğitim öğretim faaliyeti olmuyor mu?

Ülkemizdeki Temel Eğitim Kanunu’na göre, ilk ve orta dereceli okulların 180 iş günü açık olması gerekiyor. Kanun, bu 180 günlük sürenin başlangıç ve bitiş tarihlerini her yıl bir yıllık çalışma programı ile belirliyor. 180 iş günü kararının alındığı kanun 14/06/1973 de yasalaşmış, belki 180 iş günü daha önceki kanunlarda da aynı şekilde vardı. Önemli olan bu kanun çıktığı ve 180 iş günün belirlendiği yıllardaki Türkiye’nin şartları, dünyanın şartları 2016’daki Türkiye ve dünyanın şartları ile aynı olmamasıdır. 1973’lü yıllarda Türkiye de belki elektrik sıkıntısı vardı ama bu gün yok, belki ulaşım sıkıntısı vardı ama bu gün yok, belki mevsimlere göre sıcak veya soğuktan kaynaklanan sıkıntı vardı ama bu gün yok. Bunları çoğaltabiliriz, bu işin bir tarafıdır. İşin bir diğer tarafı ise Temel Eğitim Kanun’unun çıktığı yıllarda herhangi bir sınıf seviyesinde bir öğrencinin kazanması gereken yeterlilikleri 180 iş günü karşılıyor olabilir. Ancak 2016 Türkiye’sinde 180 iş günü herhangi bir sınıf seviyesinde öğrencilere kendi kendine yetebilen akranları arasında var olabilme becerisini edinebilmesi için yeterlilik kazandırılmasının mümkün olamayacağını düşünüyorum. Öyle ise 180 iş gününün 2016 Türkiye’sinde nesillere yeterlilik kazandırma açısından yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Yine işe başka bir boyuttan bakalım. Okullarda herhangi bir sınıf düzeyinde uygulanan müfredatı ele alalım ve müfredatı uygulayan öğretmenlerimize soralım. “180 iş gününde müfredatı uygulayarak tamamlayabiliyor musunuz?” muhtemel cevap “hayır, müfredatı yetiştiremiyorum, süre yetmiyor” olacaktır. Tabi hemen eleştiriler hazır; program yüklü, öğrenci seviyesine göre bir program değil, başka ülkeden programı kopyalarsan böyle olur vs, vs, uzar gider. Ancak bu müfredatı uygularken bir yıldaki 180 iş günün süre olarak az olduğundan kimse bahsetmez, başka ülkelerden program kopyalanıyor derken o ülkelerin bir yılda kaç iş günü eğitim öğretim yaptığını sorgulamazlar. O zaman müfredatın yoğun olduğu ile ilgili eleştirilerimizi yaparken 180 iş gününde bir yılda bir yaş grubundaki öğrencilere davranış kazandırma açısından yeterli olmadığının da tartışılması gerekir. Yine başka bir açıdan bakalım, 180 iş gününe göre müfredatın uygulamasının yansımalarına, evet sınıfa bir kazanımı etkinlikle çalışmak için geldiğimizde 1973’ lü yıllarda kazanım (davranış) ile ilgili bir örnek ders kitabından okunur, bir örnek öğretmen anlatır, bir iki de not alınır ders tamamlanırdı. Oysa 2016’lı yıllarda sınıfta aynı kazanımı çalışırken hem ders kitabındaki örnek, hem öğretmenin örneği, hem öğrencilerin örnekleri, hem de internet ortamında ülkemizde ve dünyada neler oluyor incelenmesi gerekiyor. Bu durumda kazanımın sınıfta tamamlanması imkânsız hale geliyor ve kazanımlar tamamlanmadan dersler bitiriliyor. Her dersin bu şekilde eksik bırakıldığını düşündüğümüzde öğrencide oluşmasını istediğimiz davranışların, değerlerin, erdemlerin gerçekleşmeden bir sonraki kazanıma, bir sonraki temaya, bir sonraki sınıfa geçip gidiyoruz. Tabi kazanımın gerçekleşmemesindeki bu eksiklikler karşımıza ya günlük hayatta beklentileri karşılamayan davranış eksikliği olarak ya da TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı) ya da PİSSA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) araştırmalarında görebiliyoruz. Tabi bu tür durumlara eleştiri ve yorumlarımız hazır “müfredat yoğun, azaltılması gerekir, çocukların seviyesine göre değil vs, vs…” oysa bir yıldaki iş günü sayımızın 180 iş günü olarak azlığından hiç söz eden yok.

Ülkemizde ve dünyada bir sınıf seviyesinde insan yetiştirmedeki (müfredat) kazanım sayısının 1970’li yıllardaki kazanım sayısından daha fazla olması gerektiği konusu aşikârdır.

2016’lı yıllardaki ülkemizde ve dünyada bir sınıf seviyesinde insan yetiştirmedeki (müfredat) kazanım sayısının 1970’li yıllardaki kazanım sayısından daha fazla olması gerektiği konusu aşikârdır. Diğer bir açıdan bakarsak 185 gün formal eğitimden uzak olan çocuklar olumsuz davranış kazanma, bir yerde çalışma, kötü alışkanlıklara maaruz kalma gibi konularda kontrolsüz bir şekilde yaşamaya devam etmiyorlar mı? Sonradan da 180 iş gününde bu olumsuzlukları gidermek için programlar uygulanmaya çalışılmıyor mu? Herkesin bildiği koruyucu hekimlik dediğimiz uygulamanın eğitim kurumlarında uygulanması için çalışma yapılamaz mı? Yani, problem çıkmadan önce gerekli önlemlerin alınması için farklı programları uygulanabilir hale getirebiliriz. Bu işin çözümü, iş günü artırarak eğitim öğretim çalışmaları sürecinde formal ortamlar oluşturmak, kontrollü ve eğitimcilerin rehberliğinde faaliyette bulunmaları daha sağlıklı olmaz mı?

Peki, dünyadaki eğitim sürelerine baktığımızda, en kısa eğitim süresine sahip ülkeler arasında yer aldığımızı biliyor muyuz? Hangi ülkede, okula gidilmeyen gün sayısı, gidilen gün sayısından daha fazla? Hangi ülkede çocukların okulda geçen süreleri, sokakta geçen sürelerinden daha azdır? Programlarını, eğitim ile ilgili araştırmalarını, öğrenme ile ilgili tüm süreçlerini örnek aldığımız ülkelerin yıllık eğitim öğretim sürelerinin 220 ila 250 gün arasında değiştiğini ve bu süreleri de örnek almamız gerektiğini düşünmüyoruz. Yani her şeyini örnek aldığımız gelişmiş ülkelerde en az 220 tam gün eğitim öğretim yapılırken, bizde 180 iş günü o da çoğu yerlerde yarım gün eğitim öğretim yapılıyor. Dahası bu 180 iş günü bazen kar, kış, bayram ya da idari tatiller derken tabiri caiz ise kuşa dönüyor. Sonra da Türkiye eğitimde neden bu kadar geri, eğitim sistemimizde doğru dürüst uygulama yok, kitap okumayı sevmeyen toplumuz…. gibi bin türlü sonuç üzerinde yorum yapıyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı bir yılda 180 iş gün yani 36 hafta eğitim-öğretim yaparken aralarında Finlandiya, Singapur, İsveç, İngiltere, ABD, Kanada gibi ülkelerin bulunduğu (43 gelişmiş ülke) OECD ülkelerinin tamamında yılda 6.434 saatlik ders verilirken, bizde yılda 5.760 saat veriliyor. Bunu dört yıllık okul süresine aktarırsak çocuklarımıza bir yıl daha az eğitim öğretim vermiş oluyoruz. Yılda 674 saat eksik ders verilmesinin toplam zorunlu eğitim sürecinde ne kadar süre yaptığını hesap edebiliriz ancak bu işin toplumumuza yansıyan değer olarak kaybının bedelini hesap edemeyiz.

OECD ülkelerinin tamamında yılda 6.434 saatlik ders verilirken, bizde yılda 5.760 saat veriliyor.

Öyle ise ülkemizin eğitim öğretimdeki yıllık iş gününü gelişmiş ülkelerin standartlarına getirerek programları okul öncesinden birinci sınıfa ve üst sınıflara doğru esnek, geçişli, eklektik, modüler bir anlayışla hazırlanmalı, yıllık derslerin yanında dönemlik (modüler) derslerin de programlarının hazırlanabileceği, her çocuğun ilgi yeti ve yeteneklerini keşfedecek bir yapı kurulmalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz