Ana Sayfa Milli Şuur 53. Sayı NESİLLERİ MÜSLÜMAN OLARAK EĞİTMEK

NESİLLERİ MÜSLÜMAN OLARAK EĞİTMEK

Fransız yazar Claude Farrere, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Türkiye'ye gelir ve din ve tarih adına ne varsa acımasızca ve hunharca tahrip edildiğini görür. O gün gördükleri hakkında “Türklerin Manevi Gücü” adıyla Türkçeye çevrilen kitabında: “Türkler eski hayatları ile hiç ilgi kurmadan yeni bir hayata kavuşmak için giriştikleri tecrübede muvaffak olabilirlerse çok şaşarım....

215
0

Müslümanlar için talim ve terbiyenin gayesi, kendilerini ve nesillerini Müslüman olarak eğitmektir. “Müslüman” olarak eğitmek, insanlara basit bir cümle olarak gelebilir. Ancak bu cümle ile kast edilen şey, şeytan ve adamları bakımından, düşünülmesi bile suç olan ve engellenmesi için, bütün imkânların seferber edileceği tehlikeli bir konudur. Şeytan ve adamları, nesillerin “Müslüman” olarak yetişmesini istemezler. Onlar; nesillerin, materyalist, inkârcı, müşrik, işbirlikçi münafık, liberal ve eyyamcı olarak yetişmesini isterler. Şeytan; bilenen cin şeytanı İblis ve zürriyeti, insan şeytanı ırkçı emperyalist, kabalist kâhinler, hahamlar ve rahiplerdir. Şeytanın adamları ise, ırkçı emperyalizmin jandarmalığını yapan ABD, AB ülkeleri ile gelişmekte olan ülkelerin işbirlikçi yöneticileridir. Müslüman; şeytan ve adamlarının bütün ifsat ve bozgunculuk planlarını bozan kimsedir. Şeytan ve adamlarının adı Müslüman olan şuursuz kimseler ile işi olmaz. Böyleleri şeytanlar için tehdit değil, fırsat olurlar. Adı Müslüman şuursuzlar; bir lokma ve hırkaya şeytan ve adamlarının bir dünya işini görürler. Allah, Müslümana şeytan ve adamlarına karşı savaşmayı emretmiştir. Nisa Suresi 76: “İman edenler; Allah yolunda hak ve adalet hâkim ve Müslümanlar galip olsun diye savaşırlar. İnkâr eden müşrikler, münafık ve materyalistler ise kendilerini ilah yerine koyan azgın yöneticilerin, yani tağutların yolunda savaşırlar. O halde siz ey müminler; şeytanın dostlarına yani adamlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi, kurduğu düzen gerçekten pek zayıftır.” Şeytan ve adamlarına karşı verilecek mücadelenin en önemli ayağı, nesillerin “Müslüman” olarak eğitilmesidir.

Şeytan ve adamlarına karşı verilecek mücadelenin en önemli ayağı, nesillerin “Müslüman” olarak eğitilmesidir.

BİR ÜLKEDE
Bir ülkede meydana gelen ahlaki, ticari, iktisadi ve teknik olumlu gelişmeler, bir milletin saadeti için olması gereken şeylerdir. Daha mühim olanı ise insan ve eğitimidir. İnsanı ruhen ve fikren besleyip, manen kalkındırmadan arzu edilen saadete ulaşmak mümkün olmaz. Milletimizin coğrafyamıza hâkim olduğu devirlerde, itikat ve düzen olarak İslam, ittifak ettiğimiz ve bütün benliğimizle bağlı olduğumuz bir mukaddes dava idi. Tanzimat’la birlikte önemli bir zihniyet değişimi yaşayan milletimiz, itikat ve düzen olarak İslam’dan uzaklaştırıldı. Tercih edilen materyalist eğitim ile yetiştirilen, mazisinden kopmuş, dininin, tarihinin, gelenek ve göreneklerinin yabancısı olmuş, kafa ve yüreğinde maneviyat ve ahlak adına ne varsa kaybetmiş, gayesiz, güvensiz, başıboş bir nesille yüzleşiyoruz. İnsan ne melektir, ne de şeytandır. Fakat itikat ve düzen olarak İslam’ı hiçe sayan materyalist bir eğitim ile nesiller yetiştirilirse, o zaman insan şeytanlaştırılmaya müsait hale gelir. Ülkemizin başına bela edilmiş terörün, yaygınlaşan yolsuzluk ve israfın, tüketim çılgınlığının, maneviyat düşmanlığının, deizmin büyük ölçüde materyalist eğitimin ürünü olduğunun görülmesi gerekir. Türkiye’nin her alanda olduğu gibi, eğitim alanında da köklü bir zihniyet değişikliğine ihtiyacı vardır.

BİR YABANCI GÖZÜYLE
Fransız yazar Claude Farrere, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Türkiye’ye gelir ve din ve tarih adına ne varsa acımasızca ve hunharca tahrip edildiğini görür. O gün gördükleri hakkında “Türklerin Manevi Gücü” adıyla Türkçeye çevrilen kitabında: “Türkler eski hayatları ile hiç ilgi kurmadan yeni bir hayata kavuşmak için giriştikleri tecrübede muvaffak olabilirlerse çok şaşarım. Bana öyle geliyor ki bugün, kendilerine menfur gibi görünen ama onlar için tek kurtuluş yolu olan mazilerine yavaş yavaş dönmek zorunda kalacaklardır” der ve kitabın başka bir yerinde de şu değerlendirmeyi yapar: “Eski Türkiye’yi medeniyete götüren tek vasıta İslam’dı. Gerçek bir imanları vardı. Kadınları da kendileri gibi mümindi. Toprağına, çok çeşitli ve derin köklerle bağlı bir halkın dinini kökünden sökmeye kalkışmanın iyi bir şey olduğunu iddia edemeyeceğim. Menşelerine çok yakın olan bir halkın, iç dünyasının temelini teşkil eden dinini kökünden sökmeye kalkışmanın çok ciddi bir iş olduğuna eminim. Ankaralı erkekler, bugün bu tehlikeli yolu seçmiş bulunuyor. Ankaralı hanımlar da öyle. Dün bu hanımlar inanıyorlardı. Bugün artık inanmıyorlar. Hiç değilse kocaları bunları böyle davranmaya zorluyorlar. Bu zorlamanın kadınlar üzerinde büyük tesiri olduğu muhakkak. Artık kendilerini istikbale götürecek hiçbir şey bulamıyorlar… …Bundan daha acı bir şey olamaz.”Bu yazara göre Türkler için tek kurtuluş yolu yine İslam olacaktır. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın arkadaşlarıyla birlikte başlattığı Milli Görüş hareketi, itikat ve düzen olarak İslam dönüş yolculuğunun başlangıcıdır ve bu yolculuk erinde sonunda tamamlanacaktır. Bu millet, materyalist eğitimin erdemli nesiller yetiştirmediğini görmeye başlamıştır. Sosyal, siyasi, ekonomik, hukuki ve bir saadet medeniyeti mefkûresi olarak gerçekten güçlü ve hür, refah seviyesi yüksek, üreten bir ülke olmak istiyorsak, Kur’an bilgisini esas alan bir milli eğitim müfredatını uygulamaya mecburuz.

İYİ İNSAN
Milli eğitimin gayesi iyi insan yetiştirmek olmalıdır. İyi insan, inanan, bütün insanlığın saadeti için çalışan, Kur’an ilimlerine vakıf, fikir üreten, adil, çalışkan, dürüst ve faydalı insan demektir.
İyi insan, orta yolda yürüyen, ifrat ve tefritten kaçınan dengeli insandır. Çünkü ifrat ve tefrit dengeyi ve barışı bozar. Peygamberimiz: “Aşırılar helâk olmuştur” buyurdular ve bunu üç kere tekrarladılar.

İyi insan yetiştirmek; 1. Bilgilendirmek, 2. Yönlendirmek, 3. Uygulamak ve yaşamak ile mümkündür..

  1. BİLGİLENDİRMEK
    Bilgilendirmede ilk sırayı “marifetullah” almalıdır. İnsan öncelikle yaratan Allah’ı tanımalıdır. Allah’ı bilip tanıyan insan, O’na ve insanlığa karşı yapması gereken vazifeyi bilir ve nefsini putlaştırmaz. İnsan; kendisini Allah Teâlâ’ya götürecek bir kılavuz olmadan, şeytan, nefis ve şerli insanların köşe başlarını tuttuğu tehlikeli yollarda, her zaman yok olmakla karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Onun için Adil Bir Düzenin savunucusu olan Peygamberi ve onun getirdiği adil düzeni çok iyi bir şekilde öğrenmelidir. İslam’ın; itikat, ibadet, muamelat ve ceza hukuku esaslarını bilmeden İslam’ca yaşamak mümkün değildir. İnsanlara hizmet edebilmek için “insan” denen varlığı da iyi tanımak gerekir. İyi insan, hem cinsine ve hem de bütün mahlûkata hizmet eden kişidir.
  2. YÖNLENDİRMEK
    Eğitimin temel ödevlerinden birisi de yönlendirmektir. Gayesiz ve hedefsiz bırakılmış, yönlendirilmemiş fert ve toplumlar kendi içlerinde çatışma halinde olurlar. Onun için insanımızı; itikat ve ahlak, zihniyet ve dirayet, niyet ve eylem, aklı kullanma, söz ve davranışlar konusunda yönlendirmeliyiz. İtikat ve ahlakı;hayalden hakikate, zihniyet ve dirayeti; kötüden iyiye, niyet ve eylemi; zararlıdan faydalıya, aklı kullanmayı; zan ve algılardan, gerçeklere itibar etmeye, söz ve davranışlarda; yalan ve kabalıktan, doğruluğa ve nezakete, lüzumsuz olandan lüzumlu olana, batılı savunmaktan, hakkı haykırmaya çevirebilmek, bir ülkeyi lider ülke yapar. Nesiller böyle yönlendirilirse dünyada zulüm yerine adalet hâkim olur.
  3. UYGULAMAK
    İyi insan olmak, herkesin saadetini isteyen kimse olmaktır. Bu niyetin gerçekleşmesi için mücadele etmek gerekir.Eğitimin nihai amacı, hak ve hayır için nesilleri böyle bir mücadeleye yönlendirmektir. Eğitimin nihai hedefi, niyetlere göre şekil alır. Nesilleri toplumun saadeti için çalışmaya, mücadele etmeye taşımayan bir eğitim faydasızdır ve israftır. Uygulamak, yaşamaktır. Eğitim, yaşamayı doğru bilgiye dayandırmak için yapıldığı zaman faydalı olur. Kendisini bilip tanıyan kimse, insanlığına zarar verecek davranışlardan kendisini korur. Yapılan eğitimde, kişilerin istikrarlı bir şekilde yetiştirilmesine ve çalışmalarda devamlılığın şart olduğunun öğretilmesine dikkat edilmelidir. Çünkü maymun iştahlı, gözü vitrinlere takılıp kalan, şekilci kişilerden, şahsiyetli, devamlı hizmetler beklemek mümkün olmaz. Uygulamalarda zaman, mekân ilişkisine de dikkat edilmelidir.

ÖĞRETMEN

Eğitimde kitap, öğretmen ve öğrenci arasındaki uyum çok iyi olmalıdır. Peygamberimiz, öğrenen ve öğretenleri diğerlerinden daha fazla severdi. Bunu “Bende ancak muallim olarak gönderildim” sözüyle ifade etmiştir. Burada Kitap; Kur’an-ı Kerim, öğretmen; Peygamberimiz, öğrenci ise; bütün insanlıktır. “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğretenlerinizdir” hadisi bütün öğretmenler tarafından iyi okunmalıdır. Öğretmen, mesleğinin önemini idrak edecek, eşrefi mahlûkat olarak yaratılan insanın eğitimi ile görevli olduğunun şuuruna sahip olacaktır. Bunun için öğretmen; ihlas, takva, ilim ve merhamet sahibi olmalıdır. Öğretmen; öğrenciyi, iman, ahlâk ve amelen yükseltecek ilim ve edep sahibi yapmak için çalışmalıdır. Öğrenci ise, öğretmenine karşı edepli olur ve ilim öğrenmeye gayret eder. Nesillerin “iyi bir Müslüman” olarak yetiştirilmesi, öncelikle itikat, ilmihal ve ahlâk gibi konuların öğretilmesine bağlıdır. Bu konulara ilaveten kişiye mesleği ile ilgili konuların da öğretilmesi gerekir. Öğretmen; öğrencisi ile sadece, okulda ve sınıfta değil, okul dışında da ilgilenmelidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz