Ana Sayfa Milli Şuur 44. Sayı ÖĞRETMEN EĞİTİMDE ASIL UNSUR

ÖĞRETMEN EĞİTİMDE ASIL UNSUR

Öğretmen eğitimde asıl unsur. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, binalar ne kadar lüks ve şatafatlı olursa olsun, müfredat düzelsin, düzgün kitaplar yazılsın, üst seviyede teknoloji kullanılsın… Öğretmene alternatif yok.

91
0
© Milli Şuur

Eğitim, üzerinde en çok konuşulan olmasının yanı sıra en fazla arayışların da olduğu bir konudur. Eğitimdeki her problem ciddidir ve hayati önem arzetmektedir. Fiziki eksiklikleri tamamlamak eğitimi düzelteceğiz zannıyla hareket edip asıl problemlerden uzaklaşıyor muyuz?

Asıl sorun eğitimin ruhuyla ilgilidir. Hedeflediğimiz değerlerle ilgilidir. Hangi değerleri benimsiyoruz? Hangi değerleri toplumumuza bir hayat tarzı olarak vermeyi arzuluyoruz?

Ülkeyi yönetenlerin belirledikleri politikalar bizim inanç ve ahlaki değerlerimizle örtüşüyor mu?

Asıl sorunu önceleyip eğitimi kökten ele almak gerekir.

Muhakkak ki öğretmemiz gereken asıl değer İslam ve onun ahlaki ve manevi değerleridir. Bütün prensipler, beşeri sistemler bunun önünde herhangi bir değere sahip değildir.

Ahlak dediğimiz zaman sadece utanma duygusu da anlaşılmamalıdır.

Çünkü ahlaki manevi değerler demek kul hakkı demektir.

Adaletin tesisi, adil paylaşım bunun içindedir.

Gerçek manada insan hakları ve komşu hakkı vardır.

Haksızlığa karşı durmak, onunla mücadele etmek esastır.

Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla gerçek manada mücadele etmektir.

Gençlerimize gerçek ve doğru bilgiyi öğretmek, düşünmeye sevk etmek, donatmak, çağın teknolojisini hakkıyla kullandırmaktır.

Ahlaki değerler, yine sadece manevi ve uhrevi konuları benimsetmek de değildir. Maddi ihtiyaçlarımız da var. Herkesin saadetini hedefleyeceğiz. Üretmek ve güçlü olmak gerekir. Gelişmiş ülkelerle yarışacak bir konuma gelmek mecburiyetindeyiz.

Bütün bunlar ahlaki ve manevi değerlerimizin ihyasıyla mümkündür. Bu da eğitimle, eğitime kendi ruhumuzu giydirmekle mümkündür. Eğer ahlaki ve manevi değerler ihya edilmezse bu gücü elde etme imkânımız olmaz.

Bunları nasıl öğreteceğiz? Elbette ki eğitimde öğretmeni merkeze alarak. Öğretmen eğitimde asıl unsur. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, binalar ne kadar lüks ve şatafatlı olursa olsun, müfredat düzelsin, düzgün kitaplar yazılsın, üst seviyede teknoloji kullanılsın… Öğretmene alternatif yok. Öğretmen iyi olursa bu saydıklarımızın hepsi iyi birer destekçidir.

Öğretmen yeterli olmazsa bu sayılanların fazlaca bir kıymeti yok.

O halde öğretmeni iyi yetiştirmek gerekir temiz bilgiyle, iyi ahlakla… Şuurlu… Sevgi dolu… Ahlaki ve manevi değerlere bağlı… Bu değerleri kendinde toplamış örnek insan olarak.

Ülkemizde öğretmen yetiştirme mekanizmalarına, kurumlarına ve amaçlarına kısa bir göz atmak gerekir. Öğretmen okullarının tarihine bakalım.

Dar ul-Muallimden Muallim Mekteplerine
Osmanlı eğitim sisteminde öğretmen yetiştirmek için ayrı bir okul yok. İlim ve irfan eğitimi veren medreseler peygamber mesleği olarak değer verdiği öğretmenliği müderris olarak tanımlamış. Osmanlıca sözlükte kelime anlamı olarak “müderris”; ders veren, ders okutan, ilim talebelerine ders veren, ders vermeğe izinli ve yetkili olan kimse, âlim, hoca, muallim, öğretmen, profesör olarak ifade ediliyor.

Bu nedenle Osmanlı’nın son dönemine kadar ayrıca öğretmen yetiştiren okullar yok, medrese eğitim kadrolarını kendi sistemi içinde yetiştiriyor. Hangi dersleri anlatmaya yetkili olduğuna dair de “icazet (diploma)” vererek yetkilendiriyor. İcazette yetkilendirildiği ders(ler)i öğretmek mükellefiyeti var. Branşlaşma mevcut. Bu arada müderris toplumda oldukça saygın kişi. Vakarı, edebi, ahlakı, aile hayatı ve yaşam tarzıyla model insan, örnek insan. Bir çoğu en az bir tarikattan da icazetli, yani mürşid. Hem müderris hem mürşid.

Öğretmen yetiştirmek amacıyla Tanzimatla beraber “Darulmuallimîn (Muallim Mektepleri)” açılmış. İlk müdürü Ahmed Cevdet (Paşa) olan bu okullarda, öğretmenlik mesleği için zaruri olan usûl-i ifâde ve tâlim dersi de bulunuyordu. Yani öğretmene dersi anlatabilme, öğrenme, öğretme, okutma, ders verme, bu günkü tabirle diksiyonun da içinde olduğu pedagojik formasyon veriliyordu. Bu okullar 1924 yılına kadar bugünkü karşılığı olan ilköğretim (sübyan mektepleri) ve (Rüşdiye) orta öğretim okullarına öğretmen yetiştirmeye devam etti.

Çocukluğumda kasabamızda bu Osmanlı okullarında okuyan, bu öğretmenlerin eğitiminden geçen yaşlıların sayıları oldukça fazlaydı. Osmanlıca yazıp okuma, hem de çeşitli konulardaki (matematik, fen, soysal) birikimleri etkileyiciydi. Muteber insanlardı. Belli ki iyi eğitim almışlar ve iyi muallimlerin ellerinde yetişmişlerdi.

Köy Enstitüleri

Hasan Ali Yücel, Meclis konuşmasında “Biz köy enstitüsünü sadece nazarî tedrisat (teorik eğitim) yapılan bir müessese olarak almadık. İçerisinde ziraat sanatları, demircilik, basit marangozluk gibi amelî bir takım faaliyetler de bulunduğu okullar hedefledik…” diyerek tanımladığı köy enstitüleri ilkokullar için öğretmen yetiştirme merkezleri oldu. Ortaokuldan sonra 3 yıl teorik ve pratik eğitimden sonra öğretmen olarak atanıyorlardı.

Batı’ya yönelen, “Tek Parti” ideolojisini millete benimsetmeyi amaçlayan “Köy Enstitüleri” 1940’ta kuruldu. Ancak kısa ömürlü oldu, altı yıl sonra kapatıldı.

İlkokulda iken tamamı bu okullardan gelen öğretmenlerden eğitim aldık.

1960’larda ilkokul hocalarımızın önemli bir kısmı bu okullardan yetişen öğretmenlerdi. Hala onlar hakkındaki gözlemlerim, düşünce yapılarına katılmamakla beraber öğretmenlik yaklaşımları ve meslek formasyonları hakkındaki kanaatlerim olumlu idi: hemen hemen her konuda bilgi ve beceri sahibi idiler. Konulara hâkim, seviyeyi tutturur, konuyu güzel öğretirlerdi. En az bir müzik aleti çalarlar, spor yaptırırlar, okulun tamiri, bakımı, arızalarını üşenmeden, mahir bir şekilde giderirlerdi. Prensipli, disiplinli idiler.

İdeolojik ve seküler idiler. İslami hassasiyetleri yoktu. Tek parti CHP’nin temsilcileri gibi idiler. Toplumun her kesimiyle kolay diyalog kurabiliyorlardı.

Bu okullar ideolojik amaçtan kurtarılıp, ıslah edilebilseler idi bu birikimler heba edilmemiş olurdu.

İlköğretmen Okulları

İlköğretmen okulları da benzeri nitelikte vasıflı öğretmenler yetiştirdi. Ortaokuldan sonra sınavla giriliyor, 3 yıllık yatılı bir eğitimden sonra ilkokullara öğretmen olarak atanıyorlardı. Ortaokullarda boş geçen derslere de ücretli olarak girebiliyorlardı.

Bu öğretmenlerle çalıştım. Başlangıçta kendisini solcu ya da komünist olarak tanımlayan yetişiyorken, sonradan bu okullar milliyetçilerin/sağcıların kontrolüne geçti.
Yine siyasi irade kurumları cezalandırdı, ıslah etmek yerine kurumlar cezalandırıldı. Yatılı, kampus ilk öğretmen okulları, bir kısmı polis okulları olmak üzere meslek lisesi gibi algılanan okullara dönüştürüldü.

Yüksek Öğretmen Okulları ve Eğitim Enstitüleri

Ortaokul ve lise branş öğretmenliği için kökü eski olan Yüksek Öğretmen Okulları 2 yıllık (sonra 3 yıllık) eğitim enstitülerinde okumak gerekiyordu. Yanlış siyasi iradeler, geçmişi oldukça uzun olan Yüksek Öğretmen Okullarını kapattılar, eğitim enstitülerini de dejenere ettiler. Sağ ve sol iktidarlar, mülakatla girilen eğitim enstitülerine kendi ideolojisine mensup ya da aday öğrencileri aldılar, 3 yıllık bu okullardan bu gençleri 3 ayda mezun ederek, konusunda hiçbir bilgisi olamayan bu öğretmenleri okullara öğretmen olarak atadılar. Bu öğretmenler sınıflarındaki yetersizliklerini ideolojik tavır ve davranışlarla kapatmaya çalıştılar. Asıl dananın kuyruğu bundan sonra koptu, sağ-sol kavgası ortaokul ve liselerde bir anda patladı… artık önü alınamadı.

Anadolu Öğretmen Liseleri

İlköğretmen okullarının yerine, öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarına öğrenci hazırlamak için kurulan zamanla fen liselerinden sonra, rağbet gören, nitelikli okullar haline geldi.

MEB, iyi bir teşvik uyguladı; üniversite sınavlarında eğitim fakültelerini ilk beş tercihi içinde yazan lise mezunlarına yüksek burs ve bu genç öğretmen adaylarına atama garantisi verdi. Bu uygulama başarılı öğrencilerin öğretmenlik mesleğine yönelmelerini sağladı. Eğitim fakülteleri en fazla aranan okullar arasına girdi. Ne zaman ki eğitim fakültelerinin sayıları arttı, giriş puanları azaldı, nitelik düştü, aşırı mezun verdi…

Sonuç olarak;

Eğitimcilik hayatım boyunca bu olumsuzlukları teessürle izledim. Varsa bir ceza hep okullara kesildi. Kusuru olan hükümetler, siyasileri, bakanlar, yöneticileri, kişiler değil, hep kurumlar, okullar cezalandırıldı. Islah edilebilecek kurumlar infaz edildi.

Bugün geldiğimiz noktada; nitelikli, milli ve manevi değerlere bağlı, şuurlu, öğrencisini seven, insana şefkat ve merhameti kendine hayat tarzı olarak alan öğretmen ne kadar çok ihtiyaç var değil mi?

  1. Osmanlıca lügat
  2. İslam Ansiklopedisi cilt: 08; sayfa: 551, Dârülmuallimîn – Cemil Öztürk
  3. http://www.meb.gov.tr/meb/hasanali/egitimekatkilari/koy_enstitu.htm
  4. http://dhgm.meb.gov.tr/yayimlar/dergiler/Milli_Egitim_Dergisi/146/gelisli.htm
  5. 1989-1990 öğretim yılında açılmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz