Küreselleşen dünyamızda ülkeler sürekli gelişme, ileriye gitme çabasındadır. Eğitim sistemleri de ülkelerin gelişiminde rol oynayan önemli etmenlerdendir. Etkili bir eğitim sistemi için sistemdeki bütün süreçler düzgün işlemelidir. Öğretmenler ‘’Ben muallim olarak gönderildim.’’diyen Peygamber efendimizin varisleridirler. Bu açıdan öğretmenlik kutsal bir meslektir ve bu işi icra edecek kişilerin, mesleklerine gönül vermeleri gerekmektedir, çünkü bütün bir toplum öğretmenler tarafından inşa edilmektedir. Bu nedenle eğitimde başarının yakalanması öğretmenlik mesleğinin niteliğinin yükseltilmesiyle gerçekleşebilir.Nitelikteki yükselme öncelikle öğretmenlerin sahip olması gereken genel ve özel alan yeterliklerin bilinmesi, daha sonra, bu yeterliklerin, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim programlarıyla, öğretmen adaylarına ve öğretmenlere kazandırılması ile mümkündür.

Öğretmen yetiştirme uygulamalarında 1996 yılına kadar toplumun gereksinimi olan ve öğretmenden toplumun beklentilerine uygun olarak “her şeyi bilen öğretmeni yetiştirme amaçlanmaktaydı. 1923’ten beri yetiştirmeye çalışılan öğretmenlerden toplumsal kalkınma ve kültürel dönüşüm doğrultusunda toplumun itici gücü olmaları beklenmiştir. Kısaca öğretmenden beklenen rol “her şeyi bilen kişi” olmasıydı.

1923’ten beri yetiştirmeye çalışılan öğretmenlerden toplumsal kalkınma ve kültürel dönüşüm doğrultusunda toplumun itici gücü olmaları beklenmiştir. Kısaca öğretmenden beklenen rol “her şeyi bilen kişi” olmasıydı.

Öğretmen yetiştirme kurumlarında uygulanmakta olan programlarda yer alan dersler de bu nitelikteki öğretmenleri yetiştirmeyi amaçlar bir durumdaydı. Öğretmen yetiştirme uygulamalarında karşılaşılan aksaklıklar dikkate alınarak 1996 yılında eğitim fakültelerinin yeniden yapılandırılması sürecine girilerek sorunların minimuma indirilmesi planlanmıştır. Ancak yapılan bu çalışma ve uygulamaların çoğu, geçmişteki öğretmen yetiştirme uygulamalarında olduğu gibi başarısız olmuştur. Eğitim fakültelerinin yeniden yapılandırılması süreci sonucunda ortaya çıkan öğretmen yetiştirme uygulamaları da bugün bir karmaşa içerisindedir.

Türkiye’de öğretmenlerin niteliklerinin genel çerçevesini belirlenmesi amacıyla, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 45. maddesinde “öğretmen adaylarında genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon bakımından aranacak nitelikler Milli Eğitim Bakanlığınca tespit olunur” hükmü yer almıştır. MEB ve üniversite temsilcilerinden oluşan “Öğretmen Yeterlikleri Komisyonu” 1999 yılında “Öğretmen Yeterlikleri”ni belirlemiş ve bu yeterlikler 2002 yılında yürürlüğe konmuştur. “Eğitme öğretme”, “genel kültür” ve “özel alan” başlıkları altında gruplandırılan bu yeterlikler Millî Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarına gönderilmiş ve gerekli düzenlemelerin yapılması beklenmiştir.

Bütün bu çalışmalara rağmen öğretmen eğitimlerinde olumlu bir gelişmenin olmadığı da yine akademisyenler ve eğitim fakültesi çevrelerinde dile getirilmekte. Bu dönemde hormonal bir artışla sayıları hızla çoğalan bu öğretmen yetiştiren kurumlarda öğretim görevlisi açıkları eğitim kalitesindeki kötü gidişin birinci sebebi. Mevcut çalışan öğretim görevlilerinin de bilimsel olarak yetersiz oluşları buna katkı sağlıyor.

2000 yılından önce kurulan üniversitelerin eğitim fakülteleriyle, 2000 yılından sonra kurulan üniversitelerin eğitim fakülteleri profesör başına düşen öğrenci sayısı değişkenine göre karşılaştırıldığında; 2000 yılından önce kurulan üniversitelerin eğitim fakültelerinde 1profesöre 317 öğrenci, 2000 yılından sonra kurulan üniversitelerin eğitim fakültelerinde ise 1profesöre 1460 öğrenci düştüğü görülmektedir. 2000 yılından önce kurulan devlet üniversitelerinin eğitim fakültelerinde 1 öğretim üyesine 60 öğrenci, 2000 yılından sonra kurulan devlet üniversitelerinin eğitim fakültelerinde ise 1 öğretim üyesine 92 öğrenci düştüğü görülmektedir. OECD ülkelerinde öğretim görevlisi başına 16 öğrenci düşmektedir.

Eğitim kalitesizliğindeki bir diğer sebep öğretim görevlilerinin hemen hemen hiç birinin öğretmenlik yapmamış olmasıdır. ABD ve Finlandiya gibi ülkelerde eğitim fakültelerinde çalışan öğretim görevlileri daha önceden öğretmenlik yapmış kişilerden oluşmaktadır. İlkokul sınıf yönetimini bilmeyen, lise gençliğinin önceliklerini ve sorunlarını bilmeyen bir öğretim görevlisi, öğretmen adayına ne anlatabilir!

Öğretmenlik, ayrıcalık gerektiren bir meslektir. Öğretmenlik yapacak kimsenin kişilik ve karakter yapısının buna uygun olması gerekir. Eğitim fakültelerine alınan öğrenciler LYS ye göre alınmaktadır. Bu da öğretmenlik mesleğine uygun kişilik ve karakterde olmayan öğrencilerin de bu fakültelerde eğitim görmesine imkan veriyor. Kalitenin düşmesindeki bir diğer sebep de bu gösterilmektedir. Onun için öğretmen yetiştiren kurumlara öğrenci seçimi sadece LYS ye göre olmamalı. Kişilik ve karakter analizleri de yapılmalı. ABD nin yedi ve Finlandiya’nın bütün eğitim fakültelerine mülakatla öğrenci alınmakta.

Öğretmenlik yapılarak öğrenilen bir meslektir. Eğitim fakültelerinde okuyan öğrenciler bu pratiği yapamamaktadırlar. Son sınıfta yarım dönem yapılan stajlar formaliteden öteye gidememektedir. Bir öğretmenin mesleğini gereği gibi öğrenmesi için iki yıl uygulama yapması gerekiyor. Onun için yarım dönemlik stajlar yerine iki yıllık uygulama dersleri konmalıdır. Öğretmen adayı iki yıl boyunca sınıfa girip ders anlatmalıdır.

Eğitim fakültesi mezunu olmayanlara verilen formasyon sertifika programının yanlışlığı öğretmen kalitesindeki düşüşün başka bir sebebi.

Dünyadaki formasyonuygulamalarına bakacak olursak bizdeki gibi kısa süreli değil. Önce formasyon almak isteyenlere mülakat ve sınav yapılıyor. Eğitim iki yıl sürüyor. Teorik derslerin yanı sıra uygulama da var. Bizde verilen formasyonda kimi üniversiteler çok para kazanmak için bir yılda üç ayrı gruba formasyon veriyor.

Öğretmen kalitesindeki düşüş sadece formasyonla sınırlı değil. Son üç yılın KPSS deki alan bilgisi sınav sonuçları öğretmen adaylarının öğrenim gördükleri alanlarda da yetersiz olduklarını gösteriyor. Bu da eğitim fakültelerindeki müfredatın yetersiz olduğunu göstermektedir. 2016 KPSS alan bilgisi sınavı sonuçlarına göre öğretmenler, matematik, fen bilimleri fizik, kimya, biyoloji ve yabancı dil (Almanca) alanlarında ortalama yüzde 40’ın altında başarı gösterdi. En düşük başarı ortalama yüzde 18 ile matematik alanında gerçekleşti.ÖSYM 2016 verilerine göre öğretmenlerin sözel dersler için de durumu parlak değil. Öğretmenler ortalama yüzde 65 ile en çok neti Türkçede yaptı. Rehber öğretmenliği ortalama yüzde 62 ile sıralamayı izledi. Aşağıda 2015 ve 2016 alan bilgisi sınav ortalamaları bulanmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz