Millî Eğitim Bakanlığı Vizyon Belgesi yayımlandı. Belki biraz iddialı olacak ama son yıllarda pek görmediğimiz ve alışık olmadığımız bir şekilde “bir eğitim metni” ile karşı karşıya kaldık. Vizyon Belgesi bir harita, bir kılavuz, bir rehber gibi hazırlanmış. Belgede eğitimdeki temel meseleler yer almış ve bu meselelere köklü çözümlerin önerildiği bir yaklaşım tarzı hâkim.
Eğitimin felsefesinden eğitimde yönlendirmeye, öğretmenlik mesleğinden mesleki gelişime ve meslek seçimine, ölçme değerlendirmeden ders programlarının azaltılmasına kadar birçok temel mesele ele alınmış, öncelikler belirlenmiş, takvime bağlanmış, alt yapı reformları belirlenmiş, üç yıllık somut hedefler belirlenmiş, eylem planı çıkarılarak işlem basamakları belirlenmiştir. Emeği geçenlere teşekkür ederiz.

Bu yazımızda Vizyon Belgesi’nde de yer alan öğretmenlik meslek kanunu hakkında; özellikle uygulama sahasında görülen, yaşanan ve öğretmenlik itibarını olumsuz yönde etkileyen durumlardan hareketle kanaatlerimizi ifade etmek istedik. Kanunda yer alması gerektiğini düşündüğümüz bazı hususlar ile kanunun özellikleri diyebileceğimiz noktaları belirtmeye çalıştık.
Meslek Kanunu; görevler/sorumluluklar ve bunlara karşı doğacak olan haklar dengesi ilkesini gözetmelidir. Görev ve sorumluluklar tanımlanırken öğretmenin yerine getirmesi imkânsız ya da çok zor görevler tanımlanmamalıdır. Geçiş süreci dikkate alınmalı, gerekirse geçici hükümlerle bu durum belirlenmelidir. Çünkü yeni kurgulamada öğretmen mesleki güncellemeleri bulunmaktadır. Bu güncellemelere zaman tanınmalıdır. Aksi takdirde idari ve adli durumlarda artış yaşanabilir. Mesela “Öğretmen öğrencilerin bireysel özelliklerini dikkate alarak sınıf içi uygulamalar planlar.” şeklinde bir görev tanımından hareketle meslek lisesinde “kaynaştırma öğrencisi” karşısında mesleki teknik alan öğretmeninin bu alanda eğitimi tamamlanmadan bu sorumluluğu yerine getirmesini istemek, sorumluluklar-haklar ilkesi ile örtüşmez.
Kanun; uygulama kabiliyeti az olan veya hiç olmayan ya da zamana ihtiyaç duyulan durumları dikkate almalıdır. Kanunların ruhu olmalı; bu ruh, kendi ruh köklerimizle uyumlu olmalı. Nizamü’l-Mülk’ün Siyasetname’sinden Kaşgarlı Mahmut’un Kutadgu Bilig’ine… örtük bir şekilde de olsa bağlantılar olmalı. Mesela Nizamü’l-Mülk’ün Siyasetname’sinde “Bir kişiye birden fazla görev tanımı yapılmamalı” şeklinde bir ilke yer almaktadır. Günümüzde öğretmen ve okul yöneticilerinin içinde bulundukları fiilî durum bu ilke ile çelişkiler barındırmaktadır. Okul yöneticileri eğitim öğretimin dışındaki alanlardan daha çok sorumlu tutulmaktadır (inşaat, mali konular, ihale-vergi konuları, sosyal güvenlik, iş kanunu, sağlık gibi bir dizi sorumluluklar zinciri). Okul yönetici ve öğretmenleri bu sorumlulukları nedeniyle çokça adli ve idari durumlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Alan dışı meşguliyet eğitim öğretimden uzaklaştırmakta ve dolaylı da olsa öğretmenlik meslek itibarını zedelemektedir. Mesela okulda öğretmenler “satın alma komisyonları ile teslim alma muayene komisyonlarında görevlendirilmektedirler. Öğretmenin yetiştiği alan dışında bu sorumluluk yükleme işi uygulamada bir çok sorun yaşanmasına neden olmaktadır. Okulun onarımı çeşitli malzeme alımları vs. herhangi bir sorun olduğunda öğretmen direkt sorumlu olarak adli ve idari işlemlere muhatap kılınabilmekte; inşaat, elektrik, tapu-emlak…. birçok bilim alanının yükümlülüğü yüklenmektedir. Buna karşılık bir sorun yaşandığında inşaat firması, mühendisler, inşaat denetim firması vs öğretmen kadar sorumlulukla yüz yüze tutulmamaktadır. Meslek örgütlerinin bu hususlar gündemlerini fazla meşgul etmediği de bir gerçektir.
Bu kadar yükün altındaki öğretmenden verim bekleme de ayrı bir haksızlık olsa gerektir.
Okul yöneticileri ve öğretmenlerin amirleri hususu açık anlaşılır ve kargaşaya yer vermeyecek şekilde boşluk oluşturmayacak şekilde belirlenmelidir. Sahada MEB değil öğretmenin birden çok amiri bulunmaktadır. Öğretmenin dersine izin alınmaksızın çat kapı herkes girebilir. Öğrenciler sorularla imtihan edilir, sorulardan birine bir öğrenci cevap veremese öğretmen herkesin huzurunda kelimenin en hafif şekliyle çeşitli ikazlarla karşılaşır; eğitim bilimi, alan bilgisi vs. her şeyin bilginleri karşısında öğretmenlik itibarı zor duruma düşer. Öğretmeni ve okul yöneticisini bu olumsuz durumlardan koruyacak, onu güçlü kılacak özellikli meslek kanunu bir ihtiyaçtır.
Okul programları/dersler dilendiği gibi bozulabilir. Aslında olağanüstü hâllerin dışında bu durum anayasal hakkın ihlalini çağrıştırır ancak bunu dikkate alan pek azdır. Öğrenci ve öğretmenin sıkça derslerden başka amaçlar için alındığı ülkemizin bir gerçeğidir. Diğer kamu kurumları kendi faaliyetlerini uygularlarken öğrenci ve öğretmen olmazsa olmaz dolgu malzemesi gibidir. Kaybolan dersler, eğitimler özellikle büyük şehirlerde binlerce saat yekun tutmaktadır. Eğitim öğretimi kesintiye uğratmak istemeyen öğretmen ve yöneticilerin kamu bürokrasisi nezdindeki durumu içler acısıdır. En hafif şekliyle “uyumsuz, iş birliğine yatkın değil”dir. Öğretmenlik meslek kanunu bu açılardan da amirler hususunda bu sorunları giderici olmalıdır.


Öğretmene alanı dışında çok çeşitli alanlarda görev verilebilmektedir. Büro yönetimi, sunuculuk, mihmandarlık, malzeme taşıyıcılığı, konuşma metni yazarlığı… Sunuculuk yaptırılan bir edebiyat öğretmeni yerine o konuda ileri derecede bir uzman olan üniversite öğretim görevlisine böyle bir görev verildiğine tanık olunmaz mesela. Bununla birlikte rızasız görevler de ayrı bir konudur. Seçim işlerinden sayım ve inşaat işlerine bir dizi görev …
Öğretmenin merkezde ve taşradaki protokol uygulamalarındaki yeri konusu da sahada öğretmenin itibarını zayıflatmaktadır. Törenlerde, toplantılarda öğretmenlerin konumu ve yeri öğrenci ve veliler kamuoyunda çok şık durmamaktadır. Bu uygulamalar meslek itibarını zayıflatmakta olup meslek kanunu bunları giderici özellikler taşımalıdır.
Öğretmenlik mesleği ödül-disiplin hususları detaylı bir şekilde ele alınmalıdır. Hâlihazırda sadece 657 sayılı DMK disiplin işlemleri ile bu durum karşılanmaktadır. Oysa özellikle mesleki davranışları bu kanun karşılayamamakta, her türlü mesleki davranış genel hükümlere göre değerlendirilmektedir. Bu durumda bir hukuk ilkesi olan “davranışlarla kanunun örtüşmesi, kanun ile davranış dengesinin kurulması” ilkesi zedelenmekte, adalet duygusu örselenmektedir. Kusur, suç sayılan davranışlar çok titiz ve detaylı tanımlanmalı ve karşılıkları ilişkilendirilmelidir.
Öğretmene karşı işlenen suçlar ve karşılıkları konusu da meslek kanununda yer almalıdır. Sadece şiddet değil; baskı, nüfuz kullanma gibi davranışlar da yer almalıdır.
Meslek kanunu ile hâlihazırdaki birçok ilgili kanun arasında iletişim ilgisi çok iyi kurgulanmalıdır. Özellikle 5442 sayılı kanun ile ilgi çok sağlıklı olmalı, mesleğin aleyhine olmamalıdır. Öğretmenlik, okul-kurum ile ilgili kanun arasındaki ilişkiler yeniden değerlendirilmelidir. Adli ve idari davalara öğretmen muhatap olurken aynı işlemde yetkili diğer birimler muhatap değillerdir. MEB’in okul inşaat planlamalarından resmî yazışmalara ve birçok emir ve talimatlarına kadar çeşitli uygulama sorunları yaşanabilir. Yetki ve sorumluluk paylaşımları meslek kanununda yerli yerinde ve evrensel hukuk ilkelerine uygun olarak yer almalıdır.
Meslek kanunu, öğretmen hakkında açılan adli ve idari davalarla disiplin işlerinde hukuki yardım durumunu düzenlemelidir. Özellikle herhangi bir sendika üyesi olmayan öğretmenler dezavantajlı durumdadır. Öğretmen mesleğinin icrası ile ilgi konularda, öğretmen hakkında açılan davalarda hukuki yardıma ihtiyaç bulunmaktadır çünkü öğretmen, devlet adına görev yapmaktadır, devletin memurudur. 657 sayılı DMK 125. madde sadece isnat ve iftiralara karşı bir koruma sağlamaktadır ancak ülkemizde bu maddenin uygulanması hususu çok nadir rastlanan bir durumdur. 4483 sayılı yasa bir güvence olmakla birlikte sadece yargılama izni verilip verilmemesi ile ilgilidir, dava süreçlerinde hukuk desteği sağlamaktadır. Disiplin kurullarında da bir temsilcileri bulunmamaktadır. MEB’in resmî yönetmeliğini uyguladığı için yargılanan ilçe müdürleri davalarında kurum avukatını görevlendirip mahkemeye müdâhil olmak istendiğinde Bakanlık Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü (eski adı Hukuk Müşavirliği) bu isteği olumsuz yanıtlamaktadır.
Meslek kanunu içeriğinde öğretmenlik mesleki etik davranışları titiz bir şekilde detaylı olarak ve tartışmalara imkân vermeyecek şekilde yer almalıdır. Mesleki itibarın yükseltilmesi için buna ihtiyaç vardır.
Performans sistemi elbette kurgulanmalıdır ancak branş farklılıkları gözetilmelidir. Okul yöneticileri konusundaki düzenlemeler kamuoyundaki bütün olumsuz tartışmaları bitirecek nitelikte olmalıdır, “sınav+eğitim+sınav” bir formül olarak önerilebilir. Bakanlık yönetim kademeleri, kriterlere bağlanmalıdır. Kamuoyunu en çok meşgul eden ve evrensel hukuk ilkelerine uygunluğu zayıf olan yönetici seçim şekilleri revize edilmelidir. Daire başkanlığından genel müdürlüğe, ilçe müdürlüğünden il müdürlüğüne, şube müdürlüğünden il müdür yardımcılığına bütün kademeler ehliyet kriterlerine bağlanmalıdır. Bu husus bile başlı başına mesleğin itibarını artıracaktır.
Mesleki Teknik Eğitim alanında öğretmen yetiştirme, gündemi en az işgal eden bir husustur. Eğitim fakültelerinde öğretmen yetiştirme planı kurgulanırken mesleki öğretim alanı da kapsamlı bir şekilde ele alınmalıdır. “Uygulama ağırlıklı” bir süreç kurgulanmalıdır.
Özel eğitim öğretmenlerinin mesleki riskleri, yıpranmaları haklar ve sorumluluklar açısından yeniden ele alınmalı, bu öğretmenlere bazı haklar tanınmalıdır. Özel öğretim kurumlarındaki öğretmenlerin durumları da ele alınmalıdır.
Uygulanan harcırah kanunu ile meslek kanunu ilişkisi iyi kurulmalıdır. Özellikle büyükşehirlerde görev yeri ile toplantı yeri arası ulaşım ücretlerini öğretmen ve yöneticiler kendileri karşılarlar oysa harcırah kanunu bunu düzenlemiştir. Öğretmen ve yöneticiler bunları toplu olarak tahakkuk ettirmeye kalksalar olumsuz davranışlarla karşılaşırlar. Meslek kanunu bu sorunları giderici düzenlemeler içermelidir.
Öğretmenlerin bütün memurlar gibi sosyal güvenlik hakları Emekli Sandığı ile sağlanmaktadır ancak bazı öğretmenlik alanlarında (sınıf öğretmenliği) yardımlaşma sandığı (İlksan) katılımı zorunlu tutulmaktadır, zorunluluk yerine isteğe bağlama şeklindeki bir düzenleme daha hakkaniyetli olacaktır. Yardımlaşma sandıklarına katılım isteğe bağlı olmalıdır.
Meslek kanununda meslekten çıkarılma ile memurluktan çıkarılma hususları çok iyi tefrik edilmelidir. Özellikle mesleki yetersizlik, sağlık nedenleri gibi hususlara bağlı meslekten çıkarılma durumu veya eğitim öğretim sınıfından çıkarılma durumu detaylı olarak ele alınmalıdır. Sahada özellikle psikolojik rahatsızlıklara bağlı durumlarda eğitim öğretimi sıkıntıya sokan çok durumla karşılaşılmaktadır. Kanun hem öğretmenin hakkını koruyucu hem de eğitim öğretim hizmeti alanların hakkını koruyucu nitelikte olmalıdır.
Meslek kanununda millî sporcular konusundaki sorunlar giderilmelidir. Millî sporcular eğitim öğretim sezonu boyunca kamplarda, antrenmanlarda, ulusal ve uluslararası müsabakalarda yer aldıklarından öğretmenlik görevini fiilen yerine getirememektedirler. Kaybolan dersler konusu hiç gündeme gelmemekte, olası kabiliyete sahip kişiler mahrumiyet yaşamaktadır. Millî sporcu istihdamında faal sporculuk tercih edilmemeli, faal sporcu olmayanlar öğretmen olarak istihdam edilmelidir.
Aynı şekilde çeşitli federasyonların işlerini yürüten organizasyonlar, müsabakalar, hakemlikler vs. öğretmenlerin durumlarına açıklık getirilmelidir. Öğretmenlik mesleği dışındaki görevler hususu yer alacaksa öğretmenlik görevini aksatacak uygulamalara izin verilmemelidir. Bu konularda Gençlik Spor Bakanlığı görev ve istihdam imkânları yükümlü kılınmalıdır. Vizyon Belgesi’ndeki hedefler, düzenlemeler dikkate alındığında derslerin ve programların hafifletilip okulda sosyal sportif ve kültürel etkinliklere daha çok imkân verileceği anlaşıldığından Beden Eğitimi ve Spor öğretmenlerinin okulda daha aktif olacağı sonucunu çıkarabiliriz. Bu hususlar sağlık bir şekilde düzenlenmezse Vizyon Belgesi’ndeki bazı hedefler risklerle karşılaşabilecektir.
Meslek kanunun en önemli dayanaklarından ve referanslarından biri de ilmî çalışmalardır. Eğitim araştırmalarından yararlanılırken evrensellik, temsil ve kapsayıcılık özellikleri dikkate alınmalıdır. Bir ilimizin bir okulunun iki şubesinde yapılan bir çalışmanın sonuçlarının dayanak yapılması gibi durumlar iyi düşünülmelidir.
Kanun ruhunda etkili iletişim özelliği barındırmalıdır. Kapsayıcılığının sınırları ile, kapasitesi ve ufku ile, ben merkezli kural koyup koymaması ile etkili iletişim özelliği sergileyebilir. Kanun aktif dinleyici olmalıdır, görüş ve önerilere açık olmalı ve katılımı artırıcı nitelikte olmalıdır.
Meslek kanunu olmalı ve gereklidir. “Efradını cami, ağyarını maani” mahiyette bir meslek kanunu olması temennimizdir. Kanun; itibarı artırır, güçlendirir, koruyucu kalkan olur, sürdürülmesine dayanak olur. Ancak öğretmenliğin itibarını tek başına kanun sağlayamaz. İtibarın oluşmasındaki birincil unsur öğretmenin kendisidir, şahsiyetidir.