Şiddet, insanları yıldırmak ve hırpalamak amacıyla yapılan fiziki ve psikolojik bir saldırıdır. İnsanın bir başkasının söz ve fiillerini beğenmemesi sonucu, ortaya çıkan somut bir davranış şeklidir. Bu davranış şeklinin önlenmesi yönünde verilecek bir eğitim, çocuk ve gençlerin psikolojilerine olumlu bir katkının yanı sıra, toplumun mutlu ve saygılı bir hayata geçiş sürecini hızlandıracaktır.

Çocuklar ve gençler hayatlarının değişik safhalarında öfke ve şiddet duygusunu değişik biçimlerde yaşarlar; bu durum doğal karşılanmalı, bu duygu bastırılmamalı, çünkü bastırılan duygular ileride önemli öfke patlamalarına sebebiyet verebilir.

Çocuk ve gençlerde öfkeyi kontrol etmek ve minimum seviyeye indirmek için, onlara, sevgi ve şefkatle yaklaşmak en doğru davranış şekli olacaktır. Çocuk ve gençlerde şiddet duygusunu önleyemezsiniz, ancak onu kontrol edebilirsiniz.

Bu bakımdan öfkelenen bireylere, küçük yaştan itibaren verilecek olumlu bir eğitim; onları, toplumda şiddetten uzak tutacak ve mutlu kişiler olarak yaşama imkânı sunacaktır. Bunu sağlamanın yolu, çocukların kendi gelişim özelliklerine göre eğitilmeleridir.

Bilindiği üzere eğitim, bir davranış değiştirme sürecidir ve çocuğun eğitim sürecini planlayan, uygulayan ve değerlendiren faktörler, aile, okul ve çevredir. Bu üçlü faktörü birbiriyle uyumlu hale getirmez iseniz, çocuk ve gençlerde öfke ve şiddetin artması kaçınılmaz hale gelecektir. Bunu sağlamanın en önemli yolu, eğitimde gelişim sürecinin dikkate alınmasıdır. Çocuğun gelişim özelliklerinin bilinmesi, çocuğa verilecek “İslâmî Ahlâk Eğitimi” ’nin sağlıklı olması ve çocuk tarafından kazanılması açısından son derece önemlidir.

Eğitim Ailede Başlar

Ahlâk eğitimi önce ailede başlar. Bu yüzden ailenin vereceği temel eğitim çok önemlidir ve verilecek ahlak eğitimi kalbe, zekâya ve iradeye hitap etmeli ve amacı; iyiliği sevdirmek, tanıtmak, istetmek olmalıdır.

Çocuk, sosyal hayata uyum sağlayacak davranışları küçük yaşlarda öğrenir ve öğrenmeler kolay sökülüp atılamayacak kadar derin bir şekilde yerleşir. Günlük hayatta “huy” dediğimiz karakter vasıflarının pek çoğunun temeli, çocuklukta aile vasıtasıyla atılır. Çocuk sadece insanlarla değil, eşya ile olan ilişkilerinin esasını da burada öğrenir. Cömertlik, cimrilik, temizlik, düzenlilik, dağınıklık, çekingenlik ve sosyallik, öfke ve şiddet gibi alışkanlıkların kazanılması hep çocukluktaki eğitime bağlıdır. Çocuğun olumlu veya olumsuz kişilik kazanmasında çevrenin rolü de büyüktür.

Bu konuda Gazali; “Bilgi, beceri ve kişilik kazanmada çevrenin rolü büyüktür. Çocuk önce farkında olmadan taklit eder, zamanla bu davranışlar alışkanlık hâline gelir; böylece bilgi dağarcığı ve kişiliği oluşur.” demiştir. O; “İnsan bulunduğu kabın şeklini alan sıvı gibidir.” benzetmesiyle kişiliğin oluşmasında çevrenin önemine dikkat çeker.

Yedi yaşında okula başlayan çocuk, belirli bir süre sonra okula, öğretmene, sınıf arkadaşlarına alışmıştır. Bu safhada öğretmenin çocuk üzerinde etkisi bir hayli fazladır. Çünkü çocuk, öğretmeniyle yakın olmak, dokunmak, onunla konuşmak ister. Öğretmeni onu sevdiğini hissettiği ve övdüğü zaman sevinir. anne ve babasıyla daha iyi geçinir.

Bu çağın bir başka özelliği de “değer vermek”tir. Değer verilen çocuk, kendi başına gelen veya kendisinin neden olduğu her şeyi önemseyecek, ona ayrı bir değer yükleyecektir. Kendisinin ve başkalarının davranışlarını sürekli değerlendirecek ve doğru davranışın ne olduğunu anlayacak, toplumsal ilişkilerini ona göre geliştirecektir.

Eğitim açısından, şiddet duygusu ile şiddet davranışı arasındaki farkı ortaya koymak gerekir. Öfke veya düşmanlık duygusunun yoğun ve yıkıcı bir biçimde somutlaşmış şekline, yani davranış olarak ortaya çıkmış hâline şiddet davranışı diyoruz.

Bu konuda eğitimciler, çocukların gelecekte uyumlu ve başarılı olabilmeleri için en sağlıklı eğitim yollarının geliştirilmesi çabası içerisindedirler. Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın hayatı boyunca süregeldiğini kabul etsek de kişilik gelişmesi ve yapılanmasında temelin çocukluk döneminde atıldığı gerçeği varlığını korumaktadır.

Bu yüzden çocukluk döneminde verilecek aile ve okul eğitimi ile çocuğumuzun çevre ile ilişkilerine büyük önem vermeliyiz.

Şiddeti önlemek için çocuk tehdit edilmemelidir. Türkiye’de genelde çocuklar tehdit ve korkutma yöntemiyle “hizaya” getirilmeye çalışılmaktadır. Değişik tehdit yöntem ve korkutmalarıyla çocuğu yıldıran anne baba, çocuğunu sürekli tedirgin etme pahasına, ancak belirli bir süre için ona etki edebilir.

Anne ve baba çocuğuna hiçbir zaman “Beni çok üzüyorsun, canımdan bezdirdin, bıktırdın” şeklindeki yakınmalarda bulunmamalıdır. “Beni birazcık seviyorsan acı bana!” gibi acındırma yolları; ancak anne babanın güçsüzlüğünü ortaya koyar. Bu yolla çocuk, tedirgin olur ama uslanmaz. Bir süre sonra çocuk bunlara alışır ve böylece anne babanın otoritesi kaybolur.

Diğer bir yöntem de çocuğa küserek onu yola getirmektir. “Ben senin baban olmayacağım.”, “Ben senin annen değilim, kendine başka anne bul” sözlerinden çocuk çok kötü etkilenir, korkar ve güveni sarsılır. Böyle sözler, çocuk için çok ağır bir cezadır. Çocuk anneyi babayı kızdırdığında, ona soğuk davranılması normaldir. Az konuşması, sorularına kısa cevaplar verilmesi veya hiç cevap verilmemesi sakıncalı olmayabilir. Ancak, günlerce sürdürülen küslük ise olgun bir davranış değildir.

Toplumumuzda yaygın yanlışlardan birisi de bağırmalar, beddualar sıralamaktır. “Allah’ından bul! İnşallah sen de çocuklarından çekersin!” gibi sözlerle çocuk yetiştirilmez.

Anne Baba Beddua

Bir süre sonra çocuklar, anne babanın beddualarını ezberler ve kulak arkasına atarlar. Ancak, Allah’la korkutmak bazen kalıcı tedirginliklere sebep olabilir. “Cehennemde yanarsın, çarpılırsın.” gibi sözler, küçükleri ürkütür. Korkmakla kalmaz, Allah’ı acımasız bir varlık olarak tanırlar. Bununla ilgili kaynaklarda çeşitli olaylar anlatılmaktadır.

Tehditlerin çocuk üzerindeki psikolojik etkisi kötüdür. Ancak bu, çocuğun davranışlarına kesin sınırlar çizmenin kötü olması demek değildir. Anneler, babalar bazen bunu yanlış yorumlar ve çocuğa her türlü davranışında “hayır” “olmaz” ‘demekten kaçınırlar. Çocuk ileri gitmeye başladığı zaman, davranışlarına bir sınır koyarak, hatta gerekirse onu azarlayarak bu çizgiyi aşmamasını sağlayabilirsiniz ama çocuğunuzda hiçbir zaman, ilerde şunu şunu yaparsa sonucunun kötü olacağını söyleyerek gözünü korkutmayın. Tehditler gelecekteki olaylarla ilgilidir. Oysa çocuk, içinde bulunduğu anı yaşar. Bu nedenle, çocuğun gelecekte yapacaklarıyla ilgili tehditler, onun davranışlarını düzeltmeye yaramaz.

Tehdit, çocuğun kişilik kavramını, kendine güvenini zayıflatır. “Bir daha böyle yaparsan, bak neler olacak!” veya “ Bir daha kardeşine vurursan, seni döverim.” gibisinden tehditler, çocuğun tedirginlik duymasına yol açar. Böyle yapmakla, çocuğa korkmayı ve bizden nefret etmeyi aşılamış oluruz.

Okulda şiddet, okul iklimi üzerinde olumsuz sonuçlar üreten, öğrencilerin öğrenme süreçlerine zarar veren, onların gelişimlerini engelleyen bir olgudur.

Okullardaki eğitim öğretim çalışmalarıyla, daha özgür bir ortama kavuşulmuştur ama okul içindeki öğrenci –öğrenci ve öğrenci –öğretmen ilişkilerinde gözle görülür bir gevşeme ortaya çıkmıştır. Bu durum okullardaki şiddeti artırdığı gibi, gerek zengin gerekse yoksul ülkelerde, kız ve erkek çocukları aynı şekilde etkileyen bir sorun haline gelmiştir.

Okullarda karşılaşılan bazı şiddet türleri genelde; fiziksel ceza, zorbalık, reddetmek, aşağılamak, yıldırmak, soyutlama, duygusal ve ekonomik şiddet, cinsel şiddet v.b. şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Sağlıklı ve Salih Nesiller yetiştirmek dileğiyle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz