Ali CEYLAN / Eğitimci – Yazar

Bismillahirrahmanirrahim. Hamd Alemlerin Rabbi Allah Azze ve Celleye, Salatu selam Fahri Kainat Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahualeyhi vesellim üzerine olsun.

“Yeni bir eğitim öğretim yılının heyecanındayız” diye başlar bütün eğitim öğretim başlangıçları. Bakanından il yönetimine kadar her eğitim öğretim yılı açılış konuşmalarında heyecan vurgusu yapılmasına rağmen heyecansız geçer koca bir sene ve bir öğretmen ömrü.

Geleceğimizin renklerini bugünden karıyoruz,
Zamana imzasını atacak yeni bir nesil arıyoruz.
Elimizde mumlar ile girdik zaman girdabına
Mumu söndürmeyecek rüzgar arıyoruz.

“Okullar hazır mı?” demek yerine asıl “Millî Eğitim Bakanlığı yeni öğretim yılına hazır mı?” sorusunu sormak daha medeni ve zihin tefekküründe yeni damlalara sebep olmaz mı?
Ne iktidar yönetiminden ne Millî Eğitim Bakanlığı’ndan 2002 yılından bu zamana kadar ki geçen sürede Millî Eğitim Bakanlığının millî ve manevi hangi temel ilkeleri ile hangi başarıları elde ettiği açıklamasını alamadık. Okullara yapılan bilgisayar donanımından, akıllı tahtalar ile donatımın adı olan “Fatih” projesini büyük eğitim yatırımı olarak zihinlere kazıdık. Bilgisayarlar, akıllı tahtalar milyonlarca dolar harcamanın sonucu “Yatırım” kalemi olarak afişe edilirken, öğretmen ve diğer personel harcamaları gider kaleminde yer alıyordu. Ruhu olmayan nesnelere bağlananan umut, ruhu olan insandan beklenmiyordu.

Cumhuriyet tarihimizin siyasi gelişimine baktığımızda sadece Millî Selamet Partisi 26 Ağustos 1973 tarihinde ilk büyük siyasi mitingini “MAARİF (EĞİTİM)” üzerine yapıyor. İçeriğine girersem konu dağılır düşüncesi ile çekiniyorum; ancak şu kadarını söylemeliyim ki halkı fakirlikten kurtarıp zenginliğe kavuşturmak için batı taklidi eğitim yerine “Besmele” ile başlayan şuurlu eğitimi; bilimin batılı bilim adamları tarafından temellerinin atıldığı asılsız inancın yerine müslüman bilim adamlarının yaptıkları buluşlar ile manevi eğitimin müslüman dünyası için önemini; teknik ve bilimsel yükseliş için kendine güvenen inançlı nesillerin yetiştirilmesinin gerekliliğini; batı taklidi, Amerikan ezikliğinin zihinlere kazındığı, batı karşısında çaresiz ve teslimiyetçi bir nesil yerine tam mücadele etmekten keyif alan millî ve manevi donanımı yüksek gerçek mücahit bir neslin yetiştirilmeye başlanmasının aciliyeti üzerine derin bir analiz sunumudur bu miting.
Türkiye Cumhuriyeti Siyasi tarihinde ilk kez bir siyasi lider eğitim için, gençlik için, ümmet için eğitime bu kadar hazır ve onun iktidarında “Okullar Şimdi hazır” sloganına sahip olacaktı ve nitekim 28 Haziran 1996-30 Haziran 1997 tarihleri arasında Refahyol (koalisyonda olsa) iktidarı ile halk Millî Görüşün şuurlu eğitimi ile tanışmaya başlamıştı ki, 28 Şubat darbesini ve gelişen olayları hepimiz biliyoruz.

“Batı Taklitçiliği” ilkesinin nesiller boyunca yükselişini sürdürmesi bizim yatırımlarımızı aynen batıda olduğu gibi nesnelerin teknolojik donanımlarına yöneltti. “İnsan” ise aynen batıda olduğu gibi nesne haline getirilirken yatırımların mutluluğundan(!) sorumlu gider kalemi harcamaları tarafında yer aldı. Bu gelişimin eğitimin omurgasını oluşturan öğretmenleri de etkilemesi sonucu okullarımız, en son teknolojik donanıma sahip ama ruhu olmayan binalar haline geldi.

Allah Azze ve Celle mekânını cennet, derecesini âlî eylesin. Erbakan Hocam Maarif gayemizi yine Erzurum’daki Maarif Davamız konulu mitinginde şöyle ifade ediyordu: “Maarifte gayemiz, manevî kalkınmamızın sağlanması ve milletimizin muasır medeniyetin her bakımdan üzerine çıkabilmesi ve örnek bir medeniyet kurabilmesi için büyük ve şanlı tarihimizle iftihar eden; mazisine bağlı, anane ve örflerini hürmet ve saygı ile muhafaza ve her türlü taklitçilikten uzak, millî şahsiyetini müdrik, her gün bir öncekinden daha ileri olma, iman ve azmi ile şahlanan bir şuura sahip ve yeni nesilleri yetiştirmek, maarifte ana gayemiz olacaktır.”

Eğitimde ana gayemiz olan millî ve manevi gücü yüksek şuurlu nesiller yetiştirmek için gerekli olan millî ve manevi şuuru yüksek “Şuurlu Öğretmenlere” acil ihtiyaç var. Öğretmenlerimizin öğretmenlik kalitesi verdiği bilginin sınavda kullanılış etkililiğinden, öğrencide meydana getirdiği sınav başarısı ile ölçülürken, öğrettiği bilginin bireysel ve toplumsal ahlak yapısından sorumlu tutmaması maneviyatı zayıf, toplumsal sorumluluğu belirsiz neslin doğmasına sebep olmaktadır. Millî Şuur Dergimizin 37. sayısında “Ahlaksız Bilginin Toplum İnşası” yazımda bu konuyu detaylı incelemeye çalışmıştım.

Öğretmenlik meslek olarak gücünü Efendimiz aleyhissalatu vesselamdan alır. Çünkü Efendimiz Sallallahualeyhivesellim “Ben muallim olarak gönderildim” derken öğretme metodu, kullandığı iletişim tercihleri, kişiye ve zaman hatta mekana göre öğretme tekniklerini farklı uygulaması bir müslüman öğretmen için büyük hazine iken öğretmenlerimizin Efendimizin öğretmenlik sünnetlerine uymaya çalışmasının maarif mücadelesinde başarının anahtarı olacağı inancında olması gerektiğine inanıyorum. Bu konu üzerine akademik birikim yapmak isteyenlere İbrahim Halil ER Hocanın “Peygamber Efendimizin Eğitim Metodu” adlı eserini keyifle tavsiye ederim.

Öğretmenler Peygamberimiz Efendimiz sallallahualeyhivesellemden uzak, öğrenciler manevi eğitimden uzak, okullar ruhu olan öğretmenlerden uzak kalınca “Okullarımız yeni eğitim öğretime hazır mı?” sorusu ciddi bir sorun haline gelmeye başlıyor. Bu sorun manevi zedelenmenin ve toplumsal şuursuzlaşmanın farkında olan imanı ile sorgulayan inançlı kullar için önem arz ediyor. “Bir can bir beden dilediğin gibi eğlen” görüşünde olan kişilerin can ve beden arasında sıkışmış zihinleri ruhun sorumluluğunu idrak edemeyeceğinden böyle bir sorunu fark etmeleri beklenemez.

Sorunun fark edilmesi için ruhun bedene verdiği insan sıfatının sorumluluğunu yerine getirmeye karar verecek nefsi olgunluğa ulaşma mücadelesinde olmak gerekir. Yine bu konuda Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hocamız “Maarifimiz ahlâk nizamının doğması ve saadet ve selametin gelmesi için hepimize önce nefsimiz nedir, onu tanıtacak. Hepimize nefsimize hâkim olmayı öğretecek.” diyerek okullarda ilkokuldan itibaren neslimize nefsini tanıması yönünde eğitim verilmesi gerektiğinin önemini vurgulamıştır. Çünkü nefsini bilen kendini, kendini bilen haddini bilir. Edep haddini bilmekle başlar. Haddini bilen kul faize, (banka faizleri başta olmak üzere) kumara, rüşvete ve kul hakkı gibi birçok vebale girmez. Böyle bir toplumun üzerine bereket, sekinet, rahmet ve nur yağar inşaallah.
Gerek müfredat yönünden, gerek hazırlanan yazılı ve görsel öğretim kaynakları yönünden gençlerimizin millî ve manevi değerlerini geliştiren, tarihi ile gurur duyup yarının dünyasında söz sahibi olacağı özgüveninde eğitim yapılanması için gerçekçi eğitim şurası çalışmalarına ihtiyaç olduğuna inanıyorum.
Millî Eğitim Bakanlığımızın öğretmenlerimizin aitliğini kabul etmesi sonucu gelişebilecek özgüvenin eğitimde devrim niteliğinde bir sıçramanın başlamasına sebep olmasını ümit edebiliriz. Öğretmenler olarak Sayın Bakanımızdan ve Millî Eğitim Bakanlığı Kurumumuzdan temel ve öncelikli beklentimiz, mesleğimizin işsizliği kapatacak ve insanların standart dar kalıplar içinde geçimini sağlayacak görüntüsünden kurtarıp, toplumsal yükselişin yüksek ideallerini gerçekleştirecek entelektüel seviyesi ve gelişimi sürekli yükselen toplumsal yaşam dinamikleri içinde saygınlığı korunan ulaşıldığında insanı gururlandıran bir yapı haline gelmesidir.

Okullarımız okul olmaya ancak, toplumsal idealleri gerçekleştirenlerin yatırım kaleminde yer alan teknolojik donanımların değil, gider kaleminde yer alan ve gelişimleri üzerine gerçekçi yatırım yapılmayan öğretmenler olduğu fark edildiğinde hazır hale gelecektir.

Manevi fıtrat üzere yaratılan insanı ancak manevi şuur sorumluluğunda olan öğretmenler yetiştirir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz