Ana Sayfa Milli Şuur 40. Sayı OKULLARIN TEFRİŞATI

OKULLARIN TEFRİŞATI

Okul binaları çocukların zihin dünyalarını, ruhlarını, duygularını katlediyorsa yapılan okul reformlarının hiçbir değeri yoktur.

75
0

İnsanın; yaratıldığı fıtratın muhafazası için doğumundan ölümüne kadar, İslam’ın temel esasları doğrultusunda itikatta, ilimde, akılda, din ve ahlakta, ibadet ve amelde, beden ve ruh sağlığında, sosyal hayatta, iktisatta, ekonomide, siyasette, hukukta hidayet, feraset, dirayet sahibi salih kimseler olarak yetiştirilmesi, dünya ve ahiret saadeti için hazırlanması ilmi bir iştir. Eğitim; bütün insanların düşünce ve davranışlarında, yanlışı değil; doğruyu, zararlıyı deği;l faydalıyı, zulmü değil; adaleti, çirkini değil; güzeli, kötüyü değil; iyiyi seçip uygun vasıtalarla ameli meleke kazandırmaya yönelik planlı programlı çalışma sürecidir.

Gençlerimizin bütün insanlığın saadeti için çalışan, salih, şuurlu müslüman nesiller olarak yetiştirilmesi için eğitim ortamları da büyük önem arz etmektedir. Eğitim ortamları; mimarisiyle, öğrencileri araştırmaya, keşfetmeye, deney yapmaya, hayal güçlerini ve düşünme kabiliyetlerini geliştirmeye yönlendirmelidir. Aynı zamanda insanda bazı davranışların tezahür etmesine vesile olmalıdır. Hz Peygamber “akıl” için Hak ile batılı birbirinden ayıran kalp içinde bir nurdur. Akıllı kişi, nefsine hakim olan ve ölüm sonrası için çalışandır buyuruyor. İnsandaki bir diğer özellik ise düşünce ve muhakeme yapma özelliğidir; yani doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyetidir. His ve sevgi özelliği ise kişiye iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırmasını sağlayarak güzel ahlak kazandırır. İrade ve istek kabiliyeti de faydalıyı zararlıdan ayırmasını sağlar. Adaleti zulümden ayırma kabiliyeti ise siyaset ve idareyi doğurmuştur. Eğitim binalarımızın yukarıda belirttiğimiz kabiliyetlerin, gençlerimizde davranışa dönüşmesini sağlayacak şekilde dizayn edilmesi gerekmektedir. Eğitim programları ne kadar geliştirilirse geliştirilsin, programların uygulanacağı yerler okul binalarıdır. Bu durumda eğitim programları ne kadar önemli ise mekanın da insanın kalbindeki nuru açığa çıkarması açısından belirli özelliklere sahip olması kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer okul binaları çocukların zihin dünyalarını, ruhlarını, duygularını katlediyorsa yapılan okul reformlarının hiçbir değeri yoktur. Günümüzde bu alanda birçok çalışma yapılmasına rağmen eğitim alanında yaşanan problemler henüz çözülememiştir. Okulun temel işlevi, bireye sadece birtakım temel bilgileri kazandırmak değildir. Edindiği bilgileri ihtiyacına göre kullanmak ve yaşadığı asrın sorunlarını çözümleyebilecek bireyler yetiştirmektir.

Okul binaları, sıva ve tuğlalardan ibaret yapılar değildir. Okullar Ben muallim olarak gönderildim.” diyen bir peygamberin varisliği şerefine nail olan her öğretmenin “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” şiarını icra ettiği mekanlardır.

Okul binaları, sıva ve tuğlalardan ibaret yapılar değildir. Okullar Ben muallim olarak gönderildim.” diyen bir peygamberin varisliği şerefine nail olan her öğretmenin “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” şiarını icra ettiği mekanlardır. Medrese sisteminin en önemli özelliklerinden birisi birebir eğitimdir. Sınıflar, öğretmenlerimizin öğrencilere birebir eğitim vereceği şekilde yeniden yapılandırılabilir. Eğitimin kalitesinin artması için yeni açılacak derslikler ile sınıftaki sayılar 10 kişiye düşürülebilir. İşte böyle mekanlarda yetişen Fâtih Sultan Mehmed Han, vezirleriyle bütçe müzâkeresi yapıyordu. Medreseler tahsîsâtına Sultân’ın ayırdığı rakam bir hayli kabarıktı. Mâliye vezîri, bu rakama muttalî olunca, hayretle derin bir sükûta büründü. Vezîrin bu tavrını fark eden firâset ve basîret sahibi Fâtih Sultan Mehmed Han ve veziri arasında geçen kısa bir konuşmadan sonra “Paşa! Kendilerine imkân sağladığımız yüz talebeden kaçı yetişiyor? Aralarından üç-beş tane adam çıkıyor mu?” diye sorar Mâliye vezirine :“–Evet Sultânım! Yetişiyor elbette… Ama bu kadarından ne çıkar ki?” der. Sultan mânidar bir şekilde tebessüm eder ve: “Paşa! Bilir misin ki bunca ahâlîyi tenvîr edip yetiştiren de, işte bu üç-beş kişidir der. Görüldüğü gibi Fâtih Sultan Mehmed Han, Devlet-i Aliyye’nin en sağlam temel harcını, ilmü irfâna verdiği ehemmiyetle atmaktaydı. Devlet-i Aliyye’nin gelceği için kendisinin yetiştiği mekanların mutlaka olmasının gerektiğini bu alana yönelik yaptığı çalışmalar ile göstermiştir.

Yeniden tarih yazabilecek potansiyelimiz olan, çağ kapatıp çağ açacak bu coğrafyanın genç evlatlarının milli ve manevi değerlerimiz ışığında yetişmesi, Dünya üzerine Hak ve Adalet merkezli medeniyeti inşaa edecek şekilde yeniden zihin kodlarının yüklenmesi açısından eğitim binalarımızın ve okullarımızın, gençlerimizin ruh dünyasına tesiri açısından tefrişatının yeniden yapılması gerekmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz