Ana Sayfa Milli Şuur 56. Sayı “OKULSUZ TOPLUM” İLE EĞİTİM ANALİZİ

“OKULSUZ TOPLUM” İLE EĞİTİM ANALİZİ

54
0

Eğitim sistemlerinin toplumun beklentisine cevap veremeyişi insanlara farklı anlayışlara itti. Okullarda uygulanan yöntem ve öğretilenler tartışmaya açıldı. Bazen aykırı düşünce ve teklifler bile ortaya çıkmaya başladı. Eğitim konusu toplumun en çok konuşup tartıştığı bir alan hâline geldi.

Dünyada bunun çarpıcı örneklerinden biri, Avusturyalı yazar İvan İllich’in “Okulsuz Toplum” adlı kitabı. 1926’da Viyana’da doğan yazar, pek çok ülkeyi gezmiş. 10 kadar yabancı dil öğrenmiş. Hayatı sorgulamış. Özellikle eğitim alanında farklı felsefi düşünceler ortaya koymuş. Eğitimin okullarla sınırlandırılmasına tepki göstermiş. Statükoyu korumak amaçlı kullanılmasını eleştirmiş. Kanser hastalığı sonucu 2002’de Almanya’da ölmüş.

TÜKETİCİ DEĞİL; ÜRETKEN TOPLUM
İvan İllich “Okulsuz Toplum” kitabında, “okulları, insanların yaşlarına göre kronolojik hücrelere sokan hapishaneler” olarak tanımlar. Aynı ilgi alanına sahip olan insanları bir araya getirmenin daha doğru olacağını anlatır. Sınıf geçme yerine “ders”in önemine vurgu yapar. Okullardaki başarının “yok” denecek kadar az olduğunu, bu yüzden okulların ekonomik olarak “zararlı” bile olduğunu söyler. Üniversite ve okulların kişiyi tüketim toplumuna dönüştürdüğü görüşünü seslendirir.

Yazar, eğitimin önemini kabul eder. Fakat devlete ait bir eğitim kurumunun varlığını uygun bulmaz. “Beyin yıkama” ile “disiplin”i birbirine karıştıran sözde özgür okul hareketinin, öğretmene yıkıcı bir otorite rolü yüklediği görüşündedir. Yönetici ve öğretmenlerin öğrenciyi ezdiğini, istediği kalıba soktuğunu ifade eder. Yürürlükteki okul modelinin toplumu kutuplaştırdığını; insanın özgürlüğünü, hayallerini, bireysel gelişim yeteneğini yok ettiğini düşünür.

“Okulsuz Toplum” yazarının anlattıkları bize aykırı gelse de, yaşadıklarımızla bütünleşmese de bu fikirleri dikkate almalıyız. İnsanlarla, birlikte düşünmeyi öğrenmeliyiz. Müzakere etme ve uzlaşma kültürüne sahip olmalıyız. İnsana hitap etmeyen, toplumda karşılığı olmayan fikirler zaten insanlar arasında yer bulamaz.

DÜŞÜNCEDEN KORKMAYIN!
“Okulsuz Toplum” yazarının anlattıkları bize aykırı gelse de, yaşadıklarımızla bütünleşmese de bu fikirleri dikkate almalıyız. İnsanlarla, birlikte düşünmeyi öğrenmeliyiz. Müzakere etme ve uzlaşma kültürüne sahip olmalıyız. İnsana hitap etmeyen, toplumda karşılığı olmayan fikirler zaten insanlar arasında yer bulamaz. Tarihin yaprakları arasında kaybolur gider.
Düşünme, insani bir eylemdir. “Bir saatlik tefekkür, 60 yıllık nafile ibadetten hayırlıdır.” hadisini unutmayalım. Özellikle birlikte düşünmek! Hak ve hakikate ulaşmak adına birlikte müzakere etmek! İstişare bu açıdan önemlidir. İstişarede birlikte karar vermek ve çözüme ulaşmak söz konusudur.

Eğer burada olduğu gibi konu eğitimse birlikte müzakere, daha güzel bir eğitim sistemine ulaşmak için fikir jimnastiği yapmaktır. “Akıl akıldan üstündür.” diyerek mükemmel olana ulaşma gayretidir.

Yazar, “sınıf” yerine “ders geçme sistemi”ni öneriyor ya! Üç sene önce Almanya’nın Köln şehrini ziyaret etmiştim. Beni programlarıma Afyon’un Dinar ilçesi kökenli, orada mühendislik okuyan bir delikanlı götürüp getiriyordu. İyi muhabbetimiz oldu. “Kaçıncı sınıftasın?” diye sordum. Dedi ki: “Burada sınıf yok. Bize alanımızla ilgili 12 proje veriyorlar. Onları tamamladığımız zaman okulu bitirmiş oluyoruz.” Demek ki “sınıf” değil, alanında “yeterli” duruma gelmek önemli.

EĞİTİMDE YENİ ARAYIŞLAR
Hem dünyada hem de Türkiye’de eğitimin iyileştirilmesine yönelik yeni arayışlar var. Farklı ve aykırı düşünceleri, bu arayışların sonucu olarak kabul etmeliyiz. Mükemmelliğin sınırı yok. En iyiye ulaşma gayretini ihmal etmemek gerek. Eğitim işini yürütenler muhataplarına hür düşünmeyi, müzakereye açık olmayı öğretmeliler. Aliya İzzetbegoviç der ki: “Gücüm yetse bütün doğu toplumları için analitik düşünmeyi zorunlu tutardım.”

Türkiye’de hem Millî Eğitim Bakanlığı, hem de özel okullar ciddi olarak eğitimi iyileştirme arayışı içindeler, hem sistem hem de uygulamalı eğitim konusunda. İçinden geçtiğimiz pandemi döneminde bu arayış daha da hızlanmalı. Koranavirüs bize hem uzaktan eğitimi, hem de evde çalışmayı öğretti. Bu süreç eğitimin asıl amacı olan davranış ve beceri kazandırmak, bilgiyi “kullanılır” hâle getirmek için yüz yüze ve uygulamalı eğitimin vazgeçilmezliğini öğretecektir, diye düşünüyorum.

Gücüm yetse bütün doğu toplumları için analitik düşünmeyi zorunlu tutardım

Aliya İzzetbegoviç

HER MEKÂN EĞİTİM ALANI
Millî Eğitim Bakanlığının çalışmalarını birlikte izliyoruz. Özel okullardan, özellikle Adabilim ve Birikim Okullarının önde gelen yöneticilerini, dersliklerini yerinde gördüm. Biraz da olsa müfredat ve çalışma programlarını araştırdım. Gerçekten iyi niyetli ve güzel çalışmalara yönelmişler. Özellikle ülkemizin kimliğine uygun çalışmayı öncelemeleri hepsinden önemli.
Adabilim Okulları Sakarya’da hizmet veriyor. 5 ayrı seviyede hizmet veren okulların genel müdürü Ahmet Özen Bey. Bana okullarını gezdirdi, yemekhanesini gördüm. Öğrencilerin öğrenmeye meraklı bir görüntüleri vardı. Okul, sınıf, idareci odaları, kütüphane gibi müştemilâtın dizaynına tam bir yerlilik ve millîlik sinmişti.

Adabilim Okulları, “öğrenme” için bir “mekân” zorunluluğu getirmiyor. Her mekânı bir eğitim alanı olarak düşünüyorlar. Halkın kalabalık olduğu yerlerde bile öğrenmenin nasıl uygulanacağını göstermişler. Buna, “zamansız, mekânsız okumalar” da diyorlar. Tatillerde öğrencileri mizaçlarına uygun iş yerlerine yerleştirip uygulamalı eğitim yaptırıyorlar. Kasap, marangoz, sanayi işçiliği, ticaret vb. Uygulamanın ciddi bir takibini de yapıyorlar.
Öğrencilerin eğitim aldığı başlıca alanlar şöyle: Anne sıcaklığında bir eğitim ortamı, her daim iletişim, sağlıklı beslenme, sanat ve estetik, davranış eğitimi, ahlâk ve maneviyat, temizlik, oyunlarla beceri geliştirme, masal saati…

Ahmet Özen Bey, ÖĞDER’in Sakarya’daki sempozyumunda anlatmıştı: Bugünkü eğitim sistemi öğrencilerin yeteneklerini öldürüyor. Oğlum ortaokula başlayacaktı. Yeteneklerinin törpülenmesine razı değildim. “İstersen, seni yetiştireyim, okulu dışarıdan bitirirsin!” teklifi yaptım. Kabul edince çok mutlu oldum.

HAYAT DENGE MODELİ
Türkiye’nin çeşitli illerinde hizmet veren Birikim Okulları, eğitimde “Hayat Denge Modeli”ni esas alıyor. Kâinatın yaratılışında muazzam bir denge, insanlar ve diğer varlıklarda da tam bir uyum var ya! Buradan hareket ederek hayatla bütünleşen bir eğitim anlayışını benimsemişler. İşin doğrusu da bu. Zaten problemlerin çoğu hayattan kopuk olmaktan kaynaklanıyor.

Dört yıl önce Birikim Okulları Genel Müdürü Yusuf Yalçın Bey, Millî Gazete yazarlarını, İstanbul Güneşli’deki okullarını gezdirdi. Okullarıyla ilgili bilgiler verdi. Okulun insanı kuşatan, okumaya, öğrenmeye teşvik eden bir görüntüsü vardı. Arkadaşların çoğuyla, “Böyle bir okulda öğrenci olmak varmış!” şeklindeki imrenme duygularımızı seslendirdik.

Birikim Okulları, okul öncesinden üniversite bitimine kadar öğrencinin gelişme ve yetişme serüvenini dört evre olarak ele alıyor:

1. Hayata dokunma dönemi
2. Ortak dil oluşturma dönemi
3. Düşünce – duyuş becerileri dönemi
4. Üniversal dönem

İnsanın eğitimi, mutluluğu için kafa yorulan her düşünce, verilen her emek kıymetlidir. Farklı ve aykırı bile olsa düşünmek insanın ufkunu açar. Müzakere yönteminden uzlaşma ve çözüm doğar.Bundan hem insan hem toplum fayda görür. İnsanlar hamlıktan kurtulur, olgunlaşır. Hayat yaşanmaya değer hâle gelir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz