Ana Sayfa Milli Şuur 49. Sayı ÖLÜM RAHMETLİ ERBAKAN İÇİN KARANLIKTAN AYDINLIĞA AÇILAN NURLU BİR PENCERE

ÖLÜM RAHMETLİ ERBAKAN İÇİN KARANLIKTAN AYDINLIĞA AÇILAN NURLU BİR PENCERE

132
0

Muktedir siyasetin değişmez bir kuralı olarak(!) global güç merkezlerine boyun eğmeyi meziyet addetmek, acziyetin bir ifadesi olarak yenilgiyi kabul etmekten başka bir şey değildir maalesef. Küresel güç elitleri, görüntüde yükseklerde diye siyasilerin de yükseklerde kanat çırpmak rüyası, siyasilerin haysiyetini yüceltmez. Zira yükseklerde diye dağ olmayı dilemek yerine, yol olmalı ki üzerinden insanlar geçerken sen dağın üzerinde dağdan da yüksekte olasın ve sahip olduğun sarsılmaz iman sayesinde bizi yönetenlerin güç ve kudretine boyun eğdikleri reel politiğe de boyun eğmeyesin. Sahip olduğun iman öyle güçlü olsun ki Allah Teala zaman ve şartları senin lehine değiştirsin. Zorluk ve meşakkat denizinde hırçın dalgalara asla boyun eğmemeli, duayı rüzgar, inancı yelken, imanı miğfer, ihsanı kalkan, yaparak tekrardan parlak mazimizin ışıklarına tutunarak istikbale doğru yükselmeliyiz. Bunu başarmanın ölçüsünü iyi tayin ve tespit etmeli; dert ve sıkıntılarımızın gerçek kaynağı, düşünce hayatımızda fikir dilenciliğinden kurtulamamada, bize ve tarihimize rağmen, plan ve projelerimize el alemden mimar aramada, varlık ve bekamızın esasını teşkil eden cevherin en amansız erozyonlarla akıp gitmesine seyirci kalmada ve her türlü yabancılaşmaya karşı açık olmada aranmalıdır.
Beklenen günün geleceğine olan inancımızı, Rabbimizin nurunu mutlaka tamamlayacağından dolayı asla yitirmemeli ve bu inanç uğruna çekilen çilenin kutsal olduğunu bilmeliyiz. Ancak ne yazık ki öyle kötü bir zamanın içinden geçiyoruz ki iyilik kötülüğün, faydalı zararlının, güzellik çirkinliklerin, adalet de zulmün ışıltılı yaldızları altında ezilirken, kendisine çok az insanın yüreklerinde makes bulmaktadırlar.
Dava erlerinin giydikleri gömlek:
Hazret-i Yusuf’un, babası Hazret-i Yakup’a gönderdiği gömlektir.
Hazret-i İbrahim’i, Nemrut’un ateşinden koruyan gömlektir.
Hazret-i Davut’un, kendi eli ile diktiği ve zalim Calut’u yendiği gün giydiği gömlektir.
Alparslan’ın Malazgirt’te, ölürsem bana kefen edin dediği gömlektir.
Hocası Akşemsettin’in hediyesi, Fatih’in İstanbul’u fethettiği gün giydiği gömlektir,
Erbakan Hocam’ızın, çare var konferansında ekmek arabasının ardından koşan yalın ayaklı çocuğun dramını anlatırken gözyaşları ile ıslattığı gömlektir.
Millî Görüş gömleği, zorluklar karşısında çıkarmadan, mezara kadar sadık dostlarının azimle giydiği, buna mukabil üzerlerine ‘iğreti’ olarak giyenlerin zorluklar karşınında taşıma takatini yitirip çıkardıktan sonra ölünceye kadar bir daha giyemediği bir gömlektir.
27 Şubat 2011’de Yüce Rahman’a kavuşuncaya dek Rahmetli Erbakan, kulağının duyduğu hiçbir yalana inanmadan bu yalanı inkar eden bir ağza, Allah’ın haram kıldığı hiçbir harama uzanmayan bir ele, inandığını söyleyen bir dile, dilinin söylediği ile yaptığı çelişmeyen bir benliğe, ilmiyle amel eden bir imana sahip bir mücahitti. Böyle bir imanın gereği olarak tüm siyasi ömründe cam dahi esnerken ne kendisi ne de sadık dostları asla esnemedi. Millî Görüş Gömleği, ipekten değil, ateşten bir gömlekti. Zira O siyasi ömründe şunları yapmadı;
Başbakan olarak, zam isteyen memur sendikalarına “IMF’yi ikna edin” demedi.
Başbakan olarak ABD’nin Irakı işgal etmek için ülkemiz topraklarından askerlerini geçirmek için oylanan “tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz” demedi.
Döneminde cari açığın üstünde borçlanma yapılmadı.
Döneminde Yunan Kilise Bankası Türkiye’de banka almadı.
Döneminde domuz kesimlik hayvan sınıfına alınmadı ve domuz yetiştirenlere teşvik kredisi verilmedi.
Döneminde hayvancılık bitme noktasına getirildiği için ‘hayvanımız samana, insanımız da hayvana muhtaç’ hale getirilmedi.
Döneminde kamunun kamuya olan borcu piyasadan borçlanılarak ödenmedi.
Başbakan olarak işsizliğin dünya gerçeği olduğunu söylemedi.
Döneminde yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanınmadı.
Döneminde tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıkmadı.
Başbakan olarak faizin dünya gerçeği olduğunu söylemedi.
Döneminde Petrol Kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verilmedi.
Döneminde zina suç olmaktan çıkarılmadı.
Başbakan olarak çiftçilere “Gözünü toprak doyursun” demedi.
Başbakan olarak Müslüman topraklarını işgal eden Hıristiyan ABD askerlerinin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua etmedi.
Başbakan olarak “Bir dönem dini kullandık” demedi.
Başbakan olarak yapılan bir ihalede önce uçak isteyip sonra Mercedese razı olmadı.
Döneminde enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 Kuruştan 88 Kuruşa inmedi.
Döneminde fındık üreticileri fındık zammı için cumhuriyet dönemindeki en büyük mitingi yapmadı.
Başbakan olarak ne kendisi ne de Dışişleri Bakanı, İslamiyeti yok etmeye yemin eden bir Papa’nın heykeli önünde fotoğraf çektirmedi.
Döneminde iletişim sektörünün değil tamamı, bir tanesi bile yabancıların kontrolüne geçmedi.
Başbakan olarak asla ‘Türkiye’yi pazarladığı’nı açıkça itiraf etmedi.
Başbakan alarak toprak satılıyorsa “alıp götürmüyorlar ya” demedi.
Başbakan olarak “Borç yiğidin kamçısıdır” demekle borçlanmayı başarı olarak göstermedi.
Döneminde Kilise ve Havralar imar planlarında yer almadı.
Başbakan olarak Yahudi Think Tank kuruluşundan “Üstün Cesaret Ödülü” almadı.
Döneminde Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirilmedi.
Döneminde TBMM tarafından ABD’nin Irak’ın işgali tezkerenin reddedilmesine rağmen Dışişleri Bakanlığı genelgesi ile savaş araç ve gereçleri Türkiye üzerinden Irak’a aktarılmadı.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, olarak İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP’ un yani Büyük İsrail Projesi’nin Eş başkanı olmadı.
Oysa ki yıllardır iktidar sahipleri kendi kusurlarını halka vergi olarak ödetirlerken, vergi adlarını kısaltmalarından dolayı alfabede harf kalmamıştır. Bu kötü yönetilmişliği, toplumsal katmanlardan en duyarlısı, bu milletin aslı, esası ve kendisi olan Millî Görüşçüler fark ederek, bu duruma adeta isyan edip haykırırken, dünya sanki sessizlik canavarı olmuş bu insanların sesini yutuyor. İktidar sahipleri, insanımızı kendilerine muti kılmaya çalışırken hep ayağımızı yorganımıza göre uzatmamızı ve durumumuza şükretmemizi öğütlerken, ne yorgan boyunu uzatmayı düşünüyor ve ne de bizim insanlık payımıza ‘şükür’ düşerken, kendi yandaşlarının yıldırım hızıyla zenginleşmesini eleştiriyorlar.
Sessiz yığınlar çaresizlik içinde bu durumu fark etse bile hayatta karşılaştığı zorlukları yenme çabası gösterirken, tüm çabalarının boşa çıktığını yaşayarak öğrenen insan, aslında çaresizliğini artık kabullenmeye başlamış ve artık hayatla mücadele etmeyi bırakmıştır. Çünkü çaresizliğini öğrenmiş hatta ezberlemiştir. Oysa öğrenilmiş çaresizlik, insan zihnine takılan psikolojik bir kelepçedir Aynen tarihimizdeki Köprülüler devrindeki, Avrupa devletlerinin güç kaynaklarıyla baş edebilme tedbirlerini birer habbe sayan yaklaşımın, ucunun kaçınılmaz olarak Tanzimat kubbesine, Islahat tepesine ve Meşrutiyet sıradağlarına toslaması gibi.
Bu hengamede bize düşen görev; Yüce Rabbimizin Tevbe Suresi 24. Ayette ‘Deki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler, size Allah’tan, Rasulünden ve O’na Cihat etmekten daha sevgili ise o halde Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin…..’ diyerek övdüğü Cihat vazifesini hiçbir zaman terk etmeden hayat sürmeli. Çünkü ancak hayat yolundan en güzel bir şekilde geçip gitmek bu yolun yegane sahibinin hoşuna gider. O halde bu hayat yolundan en güzel şekilde geçelim ve bu yolda var olan tüm kötülükleri temizleyip arkadan gelenlerin yolunu açalım da hem yolun sahibini ve hem de yoldan geçenleri memnun edelim. Millî Görüş Lideri Rahmetli Prof. Dr Necmettin Erbakan Hocam, tüm hayatı boyunca yukarıda saymaya çalıştığım idealleri yaşamaya ve yaşatmaya gayret göstermiş, Siyonist zalimlerin oyunlarını deşifre edip Ümmeti bunlara karşı uyarmıştır. Ayrıca, Rahmetli hocam, ‘Yaşanabilir bir Türkiye’, ‘Yeniden Büyük Türkiye’ ve Yeni bir Dünya’nın kurulmasının yollarını göstererek bu dünyadan arkasında ‘davasını’ ve sevgisini ‘sadık dostları’na bırakarak sessizce göçüp gitti.
O’nun için ölüm; acılarla dolu olarak yaşanmışken hayat, karanlıktan aydınlığa açılan nurlu bir pencere olmuştur inşallah.