© Milli Şuur

Yeni bir eğitim öğretim yılı başlıyor. Okullarımız, öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz bu eğitim öğretim yılına ne derece hazır acaba?
Tam gün eğitime geçilecek okullarımız yetersiz. Müfredat değiştirildi öğretmenlerimizin eline tam olarak müfredatlar ulaşmadı. Dersleri nasıl işleyecekler, materyaller hazır mı bilmiyor.
Öğrencilerimiz üç aylık rehavet ve boşluktan sonra okulu değil arkadaşlarını, oynamayı özlediler. (Çünkü büyük bir kısmı tatilini dört duvar arasında geçirdi.) Derslerden ve çalışmaktan, okumaktan uzak bir tatil geçirdi birçoğu… Şimdi koşarak okullarına gidecek oyun oynamak isteyecekler ama okul bahçeleri öğrenci kapasitesini kaldıracak kadar geniş değil… Tatilde iyice şarj olmuş, teneffüste enerjisini boşaltamayan öğrenci sınıfta ders dinlemek istemeyecek. Öğretmencik te sınıfta hazır olmadığı eğitim programına göre öğrencilerin ilgisini çekip ders işleyeceğim diye parçalanacak.

Öğrenci haftada 5 ders saati olan fiziksel etkinlikler dersini bahçede yapmak isteyecek, okul idaresi okul bahçesini sınıflara paylaştıracak haftada iki ders çıkabilirsiniz diyecek, çünkü okul bahçesi küçücük, sınıf ve öğrenci sayısı fazla, elimden bu geliyor diyecek… Öğretmencik 6 dersin sonunda savaştan çıkmış gibi evine kendini zor atacak. Evde kendi çocuğunun ya da eşinin sesine tahammül edemez halde olacak…
Evet, yeni bir eğitim öğretim yılı başlıyor. Her yıl okullarda, ilçe ve illerde zümre toplantıları yaptırılıyor bize, senede üç defa hem de en az. Kararlar alıyoruz ciddi ciddi. Ama kimse okumuyor sanki bu kararları. Her yıl diyoruz ki:
“ Türkçe okuma parçaları çok uzun. Öğrencilerin anlayamayacakları şekilde metinler var ders kitaplarında, bu metinler seviyeye uygun seçilsin, çocuklar okumaktan zevk alsınlar.”
“Matematik dersi haftada 4 dersten 5’e çıkarıldı ama hala ders kitapları bu dersleri karşılayacak kadar dolu değil, alıştırma ve problemler yetersiz, zenginleştirilmeli.”
“Okullarımızın fiziki koşulları yetersiz, spor malzemelerimiz yok, kapalı spor salonlarımız, oyun odalarımız, laboratuvar ve kütüphanelerimiz yok, okul bahçelerimiz küçük, sınıflarımız kalabalık.”

“Yetenek derslerine (görsel sanatlar, müzik, fiziksel etkinlikler dersleri) branş öğretmenleri girmeli, biz bu derslerde yetersiz kalabiliyoruz.”
“Hayat Bilgisi haftalık ders sayısı düşürüldü ama işlenecek konular aynı kaldı. Konuları nasıl yetiştireceğimize şaşırıyoruz yani konu sayısı çok fazla. Gerçi birçoğu tekrar şeklinde öğrenciler sıkılıyor.”
Acaba bu söylediklerimiz yeni ders kitaplarında ve yeni müfredatta karşılık buldu mu?
Evet, eğitimde, sağlıkta güzel yatırımlar yapılıyor ama sonuç hep başarısız. Neden acaba? Acaba uygulayıcı olan öğretmenler, uygulayıcı olan doktorlar yeni yöntemleri öğreniyorlar mı? Yoksa Tepeden birileri oturduğu yerden “Biz yaptık oldu!” mu diyor?
Neden hiç insan faktörü göz önünde bulundurulmuyor. Neden bu insanlara “Uygulayıcı sizsiniz, aksaklıklar neler? Ne yapabiliriz?” Diye hiç sorulmaz? Ya da ters zamanlarda kafasına esen anket düzenler ve bu anketler yeterince karşılık bulmaz. Eğitim öğretim döneminin ortasında düzenlenen, hizmet içi eğitim kursları, anketler zaten kafası fazlasıyla yorgun olan öğretmenlere dayatılacağına niye seminer dönemleri bu etkinlikler yapılmaz?
Neden yapılan değişiklikler konusunda milyonlarca yatırım yapılır da bu insanlar yeni değişiklikler hakkında zamanında eğitilmez? Eğitime gelen müfettişler (genellikle çok yaşlıdırlar, emekli olmazlar) anlatmaları gereken değişikliği kendileri hiç bilmezler? Ondan sonra yapılan o kadar çalışmalar, yapılan milyonlarca liralık yatırımlar boşa gider? Yazık değil mi bu ülkenin parasına, emeğine, insanına?
Maddi anlamda ülkem çok değişiyor, inşaatlar, yollar, gösterişli binalar… Ama insanımız göz temasından kaçınıyor, sürekli bir koşuşturma içinde, maddi ihtiyaçları o kadar önde ki ne çocuğunu görüyor ne eşini ne akrabasını… Üstelik bu koşuşturma sonunda elde ettikleri onu mutlu etmiyor! Ne kadar varlıklı ise o kadar mutsuz, o kadar tatminsiz, o kadar dünya hırsı artmış…

İnsanlar ekonomik olarak değer kazanıyorlar. Herkes karşısındakini “parası kadar dinliyor, parası kadar değer veriyor…”
Maddi tatmin yok bu dünyada, olan daha fazlasını istiyor. Hırsız ihtiyacı olduğu için, muhtaç olduğu için, aç olduğu için değil; çaldığı parayla eğlence merkezine gitmek için çalıyor artık! İnsanların iyi niyetini suistimal ederek, kendine acındırarak diğer insanları dolandırıyor ve bundan utanmıyorlar… Hakkı olmayan şeyleri alıyor, kullanıyor, israf ediyor ve en ufak bir pişmanlık duymuyor artık. Biz nerede yanlış yapıyoruz?
Âlimimiz yarı âlim dinden ediyor, doktorumuz yarı hekim candan ediyor ama konuşurken herkes haklı! Hiç kimseye yaptığı yanlışı gösteremiyorsunuz artık, hemen baskın çıkıyor insanlar.
Akraba, eş, dost kavramı kalmadı. Bir gösteriştir tutturmuşuz. Nereye doğru gidiyor bu toplum? Evlilikler menfaat üstüne, dostluklar menfaat üstüne, muhabbetler gösteriş, hava atma üstüne…

Yollarımız en az üç şeritli, artık sularımız şakır şakır akıyor çeşmelerimizden, elektriklerimiz kırk yılda bir kesilse kıyamet kopuyor. Ama insanımız mutsuz, insanımız tatminsiz… Televizyonlarda, akıllı telefonlarda, birçok yazılı basında ahlaksız içeriklere ulaşmak çok kolay… Çocuklarımız, gençlerimiz elimizden kayıp gidiyor… Ehil ellerin bıraktığı elleri art niyetli insanlar tutuyor, insanımız doğru ile yanlışı ayırt edemez durumda… 15 Temmuzda yaşananlar ortada, bu kadar çok insanımız doğru zannettiği yanlışın peşinden koşmuş, bir kısmı hala yaptığı yanlışı göremiyor, kime hizmet ettiğini anlayamıyor, basiretimiz yok olmuş, ferasetimiz yok olmuş… Biz böyle değildik.. Bir şeyler yanlış, düzeltmek için çok daha geç olmadan müdahale etmeliyiz…
Bazen çıkıp ortaya, ellerimi kaldırıp “Durun kalabalıklar! Heeeey… durun! Düşünün, düşünün, gözlerinizi kapatın, vicdanınızı bi dinleyin ne diyor?” demek istiyorum.
“Bi bakın dünyaya aç, susuz, kimsesiz birçok insan var. Bakın insanlar daha çok para kazanabilmek için masum başka insanları nasıl öldürtüyor? Bizleri hırslarımız üstünden nasıl sömürüyor?” demek istiyorum. Düştüğümüz bu çirkin çarkın içinde kendimi ezilmiş, göz göre göre bu çirkin çarka hizmetçi buluyorum…
Nerden başladık, nereye geldik? Önce insan, önce ahlak, önce maneviyat… Bunlar olmadan yapılan binalar inanın boş. Kocaman apartman dairelerinde eşsiz, dostsuz yalnız oturuyoruz, yollardan bayramlara, akrabalarımıza, anamıza, babamıza değil tatile gidiyoruz, okullarda dağıtılan tabletlerden oyun oynuyor çocuklarımız, aileler oturup bir araya konuşmuyor, telefonla oynuyor…

Dışımızı imar ederken içimizi ihmal ediyoruz. Silkinip kendimize gelme zamanı geldi de geçiyor… Bir olmalı, birlik olmalı, sesimizi daha fazla insana ulaştırmalı, bu yanlışlıklara “DUR” demeliyiz. Üniversitelerimizin öğretmen yetiştirme programları gözden geçirilmeli, ilk önce onlar düzenlenmeli, üniversitelerimizde liyakatli hocalar olmalı, eş, dost, akraba yuvası olmaktan çıkarılmalı, uygulama derslerine önem verilmeli, saygı, sevgi konusunda duyarsız, milli, manevi duyguları eksik, çocuk sevmeyen, bu işi sadece para kazanmak için yapacak, adalet duygusu olmayan kişiler baştan elenmeli, öğretmen yapılmamalı.
Öğretmen olacak kişinin kötü alışkanlıkları olmamalı, öğrencisine örnek davranışlara sahip kişi olmalı, çocuğu ve aileyi tanımak için çaba harcamalı, milletini, dinini, insanını sevmeli, örf ve adetlerini tanımalı, onlara saygı duymalı… Öğrencilerine birikimlerini aktarmak için çaba harcamalı, kararlı ve idealist olmalı, her çocuğu kendi çocuğu gibi görebilmeli, her çocuğun bugünün küçüğü ama yarının yetişkini olduğunu unutmamalı… Ülkenin geleceğinin kendi omuzları üzerinde olduğu sorumluluğunu hissetmeli. Bu özellikleri taşımayan kişiler okuldan mezun olmadan elenmeli, başka mesleklere yönlendirilmeli… Mevcut böyle öğretmenler milli eğitimin geri kademelerine alınmalı, geleceğimizi oluşturacak gençlerimizle karşılaşmalarına izin verilmemeli.
Maalesef bugün bu özellikleri taşımayan pek çok öğretmen geleceğimizin gençlerini ifsad etmekle meşgul çünkü…

Okullarımızda uygulanması düşünülen yöntemler önce öğretmenlerimizin katılımıyla değerlendirilip, şekillendirilmeli. Yeni teknolojik araç ve yöntemler kullanıma açılmadan öğretmenlerimiz yetiştirilmeli, teknolojiyi derste öğrenciden öğrenmemeli.
Okullarımızda özendirici zengin kütüphaneler olmalı, buralarda güler yüzlü, istekli görevliler bulunmalı. Test tekniğinden ziyade öğrencilerin sözlü ve yazılı olarak kendilerini ifade etmeleri teşvik edilmeli. Çevresinin, ülkesinin, dünyanın, bütün insanların durumu hakkında bilgi ve fikir sahibi çocuklar yetiştirmeliyiz. İnsan bilmediğinin düşmanıdır, çocuklarımız İnşallah bunları öğrendikçe, bunlara çözüm bulmak için çareler düşünen, çevresini, sorunları ve çözümleri görebilen çocuklar olacaklardır. “Ben” fikrinden “Biz” fikrine ulaşacaklardır.
Yeni eğitim öğretim yılımız insanımız, ülkemiz için hayırlı olsun İnşallah. Rabbimden bütün öğretmen arkadaşlarıma ve öğrencilerimize başarılı, mutlu, huzurlu bir eğitim öğretim yılı diliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz