Tasavvuf, Tarikat ve Tekke Kavramları
Kur’an-ı Kerim’in iman, amel ve ahlak olarak üç ana başlığı bulunmaktadır. Tasavvuf; bu başlıkları esas alarak Allah’ın kelamını hayata geçirebilme; fikir, davranış ve ahlak olarak Allah Resulü’ne benzeyen kâmil insan yetiştirme uğraşıdır.
İnsanın Kur’an ve sünnet ışığında terbiyesi için bu uğraşısına, sistemleşmiş usul ve zikir yolu ile dini anlama ve yaşama şekline tarikat denir. Tarikatın başında bulunan mürşid, bu yola kendi isteğiyle giren müride; Kur’an-ı Kerim, sünnet, ibadet, salih amel, cihad, nefis terbiyesi, dua, zikir, rabıta, edep vb. başlıklardan oluşan tasavvuf müfredatıyla Peygamberimizi örnek alarak Allah’ı sevmeyi ve Allah’a kul olmayı öğretmeye çalışır.
Tarikat, tasavvufun sistemleşmiş şeklidir. Tarikat okuldur, tasavvuf ise müfredattır.
Tasavvuf terbiyesinin halka aktarılması, tarikat mensuplarının oturup kalkmaları, zikir ve ibâdet etmeleri için kullanılan mekânlara ise tekke denir. Tekke kelimesi, Farsça “dayanılan yer” anlamındaki “tekye” kelimesinden gelir. Tekke için dergâh, ribat, asitane, zaviye, hankâh kelimeleri de kullanılır.
Tekkelerin Temeli
Peygamber Efendimiz Medine’ye geldiğinde, ilk iş olarak bir mescid ve bu mescidin yanına Suffe denilen bir bölüm yaptırmıştı. Suffe, gündüzlü ve yatılı olarak hizmet vermiş, tam zamanlı ya da kısmi zamanlı ilim öğrenmeye gelen Müslümanlarla dolup taşmış ve masrafları da Müslümanlarca karşılanmıştı. Burada hem İslami ilimler öğrenilmiş hem de sahabe-i kiram hazretleri ruhi eğitimlerini tamamlamışlardı. Yani Peygamberimizin irşadı ile Kur’an’ın öğrenilmesi ve yaşanmasında, Mescid-İ Nebi ve Suffe Müslümanlar için en önemli eğitim merkezi olmuştur.
Bu durum Müslümanlara tarih boyunca örneklik teşkil etti ve bu yapılanmayı esas, temel ve örnek alarak tekkeler oluştu. Tekkelerde de mürşidlerin rehberliğinde verilen, Kur’an ve sünneti esas alan ilmi ve ruhi eğitimlerle; Müslümanlar gıybet, hased, aç gözlülük gibi kötü hasletlerden uzak, takvayı ve güzel ahlakı esas alan kâmil insanlar olarak yetiştirilmeye çalışılmıştır.
Selçuklu ve Osmanlı’da Görünmeyen Üniversite Olan Tekkelerin Faaliyetleri
Manevi Fetih Öncüsü Olarak Tekkeler: İslam fütuhatını sadece kılıç ve pazı kuvvetine yani askeri güce dayandırarak izah etmek mümkün değildir. Kılıçla topraklar fethedilebilir ama gönüller asla. Gönüllerin fethinde Ahmet Yesevi ve Anadolu’ya gönderdiği doksan dokuz bin müridi (Horasan Erenleri) büyük rol oynamıştır. Tarih boyunca tekkeler en önemli görev olarak gördükleri İslam’ın tebliği için bin bir fedakârlık yapmış, insanlara; sohbetle, muhabbetle, ikramla, en önemlisi “kâl değil hâl ehli olarak” İslam’ı anlatmış ve sevdirmişlerdir. Özellikle hudut boyu tekkeleri sınırdaki komşu devletlerin halkına sürekli olarak Müslümanlığı tanıtmaya, İslamiyet’i yaymaya devam etmişler, İslam’ın manevi fetih öncüleri olmuşlardır.
İmar ve İskan Merkezi Olarak Tekkeler: Anadolu’ya yeni gelen dervişlerin bir kısmı gaziler ile fetihlere iştirak etmiş, bir kısmı ise bölgedeki köylere ve tenha yerlere yerleşmişlerdir. Yerleşik hayatta dervişler “yatan değil üreten derviş” olma prensibiyle, kimseye el açmadan; alın terleriyle, tarımla, değirmencilikle ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Bu esnada halkın ihtiyacını karşılamayı da görev edinmişler, bir yandan İslam’ı gönüllere nakşederken, bir yandan da bozkırları imar etmiş ve iskanı kolaylaştırarak imar ve iskan merkezi olmuşlardır.
Dini Eğitim Merkezi Olarak Tekkeler: Gerek Gayr-ı Müslim halka gerekse yarı göçebe olan ve medreselerde uzun yıllar aralıksız bir eğitim alma imkanı olmayan muhacir Türkmenlere, tekkelerde her hafta belli gün ve saatlerde verilen vaaz ve konferanslar ile dinin temel esasları ve ehl-i sünnet inancı öğretilmeye çalışılmıştır. Ayrıca tekkelerde mürşidlerin rehberliğinde; Türkçe, Arapça ve Farsça birçok kitap okutulmuş ve şerh edilmiş, böylece tekkeler, İslam medeniyetinin üç temel dilinin eğitim ve öğretimine önemli katkılar sağlamışlardır.
İbadet, Sohbet, Muhabbet Merkezleri Olarak Tekkeler: Fıkıh ve ilmihal bilgilerinin dine inanmış insanlar için önemi tartışılamaz. Bununla birlikte dine henüz inanmayan insanlar için ise fıkıh yerine iyi örnek (rol model) olmanın, arkadaşlığın, sohbetin ve muhabbetin önemi inkâr edilemez. İşte tekkeler Müslim veya gayr-ı Müslim tüm insanlara günün her saati açık bir sohbet ve muhabbet kapısı sunmuşlardır. Tüm gelenlerin hürmet, sevgi ve ikramla karşılandığı tekkelerde, insanların kalbi İslam’a ısındırılmış, birlikte yapılan ibadet ve zikirlerle dini duyguları en üst düzeyde coşku ile yaşamalarına, ibadet etmekten lezzet duymalarına ve ibadetin, dini yaşantının kalıcı hale getirilmesine vesile olunmuştur.
Kültür ve Sanat Merkezleri Olarak Tekkeler: Tarikatlar ile ilgili araştırmalar yapan Mustafa KARA, İslam medeniyetinde güzel sanatların teşvik ve koruyucusunun dergâhlar olduğunu söylemektedir. Mutasavvıfların, Allah aşklarının doğal sonucu olarak ortaya çıkan duygusallık, coşku ve vecd hali; İslam’ın müsaade ettiği şekilde “Şiir, musiki, hat, tezhip, minyatür, ebru, cilt, vitray, nakkaşlık, oymacılık, tekke mimarisi, adap, erkan, kıyafet” vb. gibi çeşitli sanat dallarının tekkelerde ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
Kütüphâne, Fikir ve Kültür Merkezleri Olarak Tekkeler: Birçok devlet adamı ve ilim adamının toplantı, fikir mütalaası ve danışma yeri olması hasebiyle zamanın ilim ve fikir hayatında tekkelerin müstesna bir yeri vardır. Birçok tekkenin tasavvuf, fıkıh, tefsir, diğer dini ilimler hatta astronomi vb. alanlarla ilgili eserlerin yer aldığı hatırı sayılır miktarda kitap içeren kütüphaneleri bulunmaktaydı. Böylece gerek ücra yerleşim yerlerinde gerekse şehir merkezlerinde bulunan tekkeler, bulundukları yerlerde kültürel bir atmosfer oluşturmuş ve, kitaplara kolay ulaşmanın merkezi de olmuşlardır.
İleri Karakol Merkezleri Olarak Tekkeler: Bilhassa Osmanlılarda, Tekke ve zaviyelerin bir kısmı devlet tarafından tehlikeli olan yerlere, korkunç boğaz ve geçitlere, ticaret yollarına derbent şeklinde inşa edilmiştir. Bu tekkeler, bu bölgeleri gözetleyip koruyarak; askeri sevk ve idareyi kolaylaştırmak, ticarete engel olabilecek eşkıya vb. kimselere mani olmak için birer jandarma karakolu vazifesi de görmüşlerdir. Bu tekkelerde alperenler, gaziler, akıncılar ve hudut bekçileri bulunur, sulh zamanında düşman tacizlerine karşı müdafaasız civar halkını ve Müslüman köyleri korurlardı.
Cihad Merkezleri Olarak Tekkeler: Sefer durumunda, tekkelerdeki akıncı yiğitler, hududu aşarak düşman memleketine dalar, onlara korku salarak düşmanı sindirir ve Müslüman ordusunun zayiat vermeden ilerlemesini sağlarlardı. Akıncı dervişler, cihad farzını yerine getirebilme hassasiyetiyle cihad çağrılarına tereddütsüz koşmuşlar ve yurt savunmasını gerçekleştirmişlerdir. Vatan ve millet uğruna cihad ettikleri için dervişlere Alp, Eren, Alp-eren, Gazi gibi unvanlar verilmiştir. Evranos Bey, Malkoçoğlu, Hüsrev Bey, Kara Şahin gibi ünlü Osmanlı akıncılarının birçoğu tekkelerde yetişmiş eşsiz kahramanlardı.
Güvenlik Merkezleri Olarak Tekkeler: Osmanlı çok geniş topraklara sahip olmuştu. Merkezden uzak bölgelerde, otorite zaafları dolayısıyla bazı isyanların çıkması normaldi. Devletin her yere maaşlı zabıta kuvveti yerleştirmesi ilk planda mümkün olmadığı için tekkeler İslam topraklarının güvenlik hizmetini gönüllü olarak yürütmüşlerdir.
Misafirhane, Sığınak ve Konaklama Merkezi Olarak Tekkeler: Kervan-sarayların henüz olmadığı tarihlerde ve sonrasında tekkeler, yaz-kış, aşırı sıcak veya fırtınalı, karlı ve yağmurlu günlerde yolcular ve tüccarlar için güvenilir sığınaklar olmuşlardır. Issız yol boylarına kurulan tekkelerde; kervancılar misafir edilir, yeme, içme, yatma, hayvanlarının bakımı gibi hizmetleri görülür ve karşılığında para da alınmazdı.
Haberleşme Merkezleri Olarak Tekkeler: Günümüz basın, yayın araçlarının bulunmadığı tarihlerde tekkeler, temel inanç ve kültürü aktaran, halk arasındaki haberleşmeyi sağlayan merkezler olmuşlardır.
Tedavi Merkezleri Olarak Tekkeler: Tekkeler ruh ve sinir hastalıkları için tedavi merkezi (hastane) olarak da kullanılmaktaydı. Ümitsizlik, bin bir çile ve sıkıntı yüzünden canına kıyacak olanlar dahi ıstıraplarını dindirmek için tekkelere koşar, buradaki muhabbet, ilgi alaka, hizmet, telkin, tarihi menkıbeler ve zikirler ile kendilerine gelirlerdi. Tekke şeyhlerinin bir kısmı gerçek manada doktor (tabib) idi.
İktisadi Üretim ve Esnaf Birlikleri Merkezleri Olarak Tekkeler: Anadolu’ya gelen dervişler, birçok insanın yerleşmekten çekindiği yerlere dahi gönüllü olarak yerleşmişler, bedavacı ve toplumdan uzak bir yaşam yerine “halkın içinde Hakk ile bir olmayı” seçmişlerdir. Bir yandan İslam’ı yaymaya çalışan dervişler diğer taraftan toprağı işlediler, ziraatle uğraştılar, hayvancılık yaptılar, ekonomik faaliyetlerde bulunarak “alan el yerine veren el olmayı” tercih ettiler. Dervişlikle üretimin birleştirilmesi anlamına gelen Ahi Teşkilatı, tekkelerin iktisadi faaliyeti olarak karşımıza çıkmıştır.
Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Merkezi Olarak Tekkeler: Tekkelerdeki dervişler; insanı ve tüm canlıları sevmeyi, yardımlaşmayı, can ve mal emniyetini sağlamayı, inançlara saygılı olmayı seyr-i süluklarının bir parçası olarak görmüşler ve gerek Müslümanların gerekse ibadullah (Allah’ın Kulları) olarak isimlendirdikleri farklı inanışlardaki diğer insanların en önemli koruyucusu, destekçisi olmuşlardır. Bu vesileyle de kalpler İslam’a ısındırılmış, insanlar akın akın İslam’a girmişlerdir.
Halk Mahkemesi Merkezleri Olarak Tekkeler: Halkla birlik olan tekke mensupları saygın kişilikleriyle toplum fertleri arasında anlaşmazlıkları çözmüşler, dâvâların mahkemeye gitmesine gerek kalmadan karşılıklı rızâ ile hasımları anlaştırmışlar ve toplumsal barışa katkı sağlamışlardır.
Uyarı ve Köprü Merkezleri Olarak Tekkeler: Tekkelerdeki manevi rehber olan şeyh efendiler bir yandan halkı irşad ve ıslah ederken, bir yandan da devlet ricalinin de adaletle hükmetmesi için yol gösterici olmuşlar, padişahları uyarmışlardır. Halktan gelen tepkileri ileterek devlet işini layıkıyla yerine getirmeleri hususunda ikaz etmişler ve manevi konularda da onlara yol gösterip aydınlatmışlardır.
Ehl-i Sünnet Merkezleri Olarak Tekkeler: Gerek İslam’ın ilk yayıldığı yıllardaki farklı dinlerin olumsuz izleri, gerekse sonraki yıllardaki batılılaşma rüzgârlarıyla insanların Kur’an, sünnet ve hadisten uzaklaştırılma çalışmalarına, en büyük tepkiyi tekkeler vermişlerdir. Tekkeler, hadis ve sünneti inkâr eden akımlara karşı hem geçmişte hem günümüzde ehl-i sünnet çizgisinde tarih boyunca dik bir duruş sergilemişlerdir.
Yaygın Eğitim Kurumu Olarak Tekkeler: Örgün eğitim kurumu olan medreseler; ilim öğrenmenin doğası gereği sıkı bir eğitim yapısına sahiptiler. Önceliği Allah’ın kelamını ve dini doğru bilmeye ve anlamaya vermişlerdir. Genelde şehir merkezlerinde kurulmuş ve belli bilgi seviyesindeki insanlara hitap etmişlerdir. Tarihimizde yaygın eğitim faaliyeti deyince akla gelen kurumlardan en önemlisi olan; muhabbetin, sevginin merkezi olan tekkeler ise daha serbest bir eğitim yapısına sahiptiler. Bu sebeple halktan her kesime hitap edebiliyorlardı. Tekkelerde hiçbir çağda kolay uygulanamayacak bir iş yapılmakta, kişilerin kâmil insan olması yolunda rüyaları dahil olmak üzere tüm hayatlarıyla birebir ilgilenilmekteydi. Tekkelerde bilginin hayata geçirilmesi, yaşanması, uygulanması esas alınmıştır. Gönüllü olarak bu ortamda bulunan kişiler; edep, adap, erkan, musiki, edebiyat öğrenmekte; hat, vitray, ney vb. birçok güzel sanat eğitimini halk eğitimler gibi hizmet veren bu ortamda almakta, güzel ahlak sahibi olmakta, bu sayede toplumda değer bularak sosyalleşmekte idiler. Tekke kardeşliği ile örülen bir nevi network ile bu tekke kültürü şehirler ve nesiller arasında bağ sağlamıştır. Yeri gelmiş şeyh efendinin evi tekke vazifesi görerek, ülkeyi yönetenlerin ulaşamadığı en ücra bölgelere dahi bir halk inisiyatifi, sivil toplum kuruluşları olarak ulaşılmış; insanlara hizmet götürülerek memnuniyetsizlikler, isyanlar engellenmiştir. Tekke mensupları, bulundukları yerlerin manevi hanedanları, kanaat önderleri ve sözü dinlenen saygın kişileri olmuşlar, halkın arasında daima görünmeyen bir denge ve istikrarın sağlayıcıları olarak ağırlıklarını hissettirmişler, seviyeli bir toplumsal huzurun oluşmasına sakin ağırlıklarıyla yön vermişlerdir.
Sonuç olarak mutasavvıflar, mürşidler, dervişler, tarikatler ve tekkeler; siyaset, riyaset, şan ve şöhretten uzak kalma prensipleri sebebiyle ön plana çıkmasalar da görünmeyen birer üniversite olarak tarih boyunca İslam’ın geniş coğrafyalara yayılması, kalplerin sohbet ve muhabbetle İslam’a ısındırılması, bid’at ve hurafelerden uzak sahih ve doğru bir dini anlayışın yaygınlaşması, Anadolu irfanının oluşması, yeni toprakların imar ve iskânı, esnaf birliklerinin oluşturulması, isyanların bastırılması, güvenliğin sağlanması, cihadlara iştirak edilmesi, kervansaray hizmeti verilmesi, gönül birlikteliğinin sağlanması, anlaşmazlıkların çözümü, hastane hizmeti vermesi, sağlıklı haberleşmenin temini, halkın taleplerinin üst makamlara iletilmesi, ilim, irfan ve kültür merkezleri olması, insanlarla birebir ilgilenilmesi, her türlü yaygın eğitimi vermeleriyle, İslam dünyasındaki herkesin kendilerine büyük minnet borçlu olduğu çok büyük ve önemi inkar edilemez birer vazife görmüşlerdir. Günümüzde de bu vazifelerine Hakk yoldaki, ehl-i sünnet çizgisindeki tekkeler vasıtasıyla devam etmektedirler.
KAYNAKÇA
Ana hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, Prof. Dr. H. Kamil YILMAZ
Batı’nın İslam’ı Tanımasında Tasavvufun Rolü, Prof. Dr.Osman TÜRER
Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, Prof. Dr Mustafa KARA
İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı ve Kaynakları, Abdülbâkî GÖLPINARLI
Hacı Bektâş-ı Velî-Makâlât, Prof. Dr. M. Es’ad COŞAN
İslâm-Türk Medeniyeti Tarihi, Prof. Dr. Ziya KAZICI–Prof. Dr. Mehmet ŞEKER
Kolonizatör Türk Dervişleri, Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN
Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar, Prof. Dr. Mustafa KARA
Müslüman Türklerde Tasavvuf, Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ
Osmanlı Anadolu’sunda Tarikatların Genel Dağılımı, Prof. Dr. Osman TÜRER
Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Tekkelerin Fonksiyonu, Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE
Osmanlı Devleti’nin Tarikat, Tekye ve Zaviyelere Karşı Siyaseti, Doç. Dr. Rifat ÖZDEMİR
Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Ordinaryüs Prof. Mehmet Fuad KÖPRÜLÜ
Osmanlı Tarihi, Ordinaryüs Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI
Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), Prof. Dr. Hür Mahmut YÜCER
Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, Prof. Dr. İrfan GÜNDÜZ
Osmanlılarda Tasavvuf – Anadolu’da Sûfîler, Devlet Ve Ulemâ, Prof. Dr. Reşat ÖNGÖREN
Tasavvufi Kurumlar Osmanlı’da Nasıl İşlev Gördü, Prof. Dr. İrfan GÜNDÜZ
Zaviyeler, Prof. Dr. Ahmet Yaşar OCAK