Ana Sayfa Milli Şuur 53. Sayı ÖZEL DERSLER VE DERSHANELER

ÖZEL DERSLER VE DERSHANELER

Öğretmenleri etik değerlerin önemi hakkında yeterince bilgilendirmek ve eğitim öğretimde ölçme ve değerlendirmede adaletli davranmalarını sağlamak gerekiyor. Bu konuda da maalesef öğretmenlerde büyük bir açık var.

159
0

Dershaneler kapatıldı ve dershanelerin bir çoğu çevre koşulları uygun olmamasına rağmen özel okul oldu. Şimdi özel okul adı altında dershanecilik yapıyorlar. Adları dershane değil ama dershaneciliğe devam ediyorlar. Pek çok öğrenci okuluna devam ederken aynı zamanda bu adı özel okul olan dershanelere devam ediyor.

Dershanelerin resmî olarak kapatılması özellikle özel derslere rağbeti müthiş artırdı. Özel derslerle apartman diken öğretmenler var. Kapatılan özel okulların, dershanelerin, görevden KYK ile açığa alınan öğretmenlerin ve okullarında ders ücreti karşılığı derse girmeyen (girmek istemeyen) öğretmenlerin kazanç kapısı olan müthiş bir özel ders pastası var ortada. Vergisi yok, takibi yok…

Bir de hem devletten parasını alan, hem de maaş karşılığının dışında derse girmek istemeyen bir öğretmen grubu var. Çünkü özel dersten devletin verdiği ek ders ücretinden çok daha fazlasını kazanıyor. Ha, devletten istifa ediyor veya emekliliği gelmişse emekliye ayrılıyor mu? Tabii ki hayır! O da yan cebinde duruyor. Kadro dolu göründüğü için devlet öğretmen ataması yapmıyor. Atanmayı bekleyen öğretmen de atanamıyor. Rant sağlayan öğretmen (Hele merkezî bir okuldaysa, reklamını iyi yapıyorsa, özel ders ücretleri daha da yükseliyor. ) atanamayan öğretmeni mağdur ediyor ama bundan asla rahatsızlık duymuyor, bunu kendisinin hakkı olarak görüyor. Üstelik ataması yapılmayan öğretmenle birlikte devlete saydırıyor, onu kışkırtıyor.

Çocuğuna özel ders aldırmak zorunda kalan pek çok kişi verdiği parayı helal etmiyor. Bazı öğretmenler okulda dersine girdiği öğrencileri kendine yönlendirip parasını alıyor. Bazı okulların kadrolarındaki yetersiz öğretmenler öğrencileri dışarıdan özel derse mecbur bırakıyor. Kendilerini geliştirmek için çaba harcamıyor. Kazancının helal olup olmadığını sorgulayan bir öğretmen, alanında en iyi olmak için çaba harcar. Ama böyle bir çabası olmayan öğretmenler bu pastanın destekçisi oluyor.

Peki çözüm ne?
İlk önce hepimizin çocuklarımızın kapasitesini kabul etmemiz, çocuklarımızı yeteneklerine göre yönlendirmemiz gerekiyor. Merkezî sistem sınavlarını kaldırmamız gerekiyor. Çocuklarımızın yıl sonu ortalamaları ve yetenekleri doğrultusunda liselere yerleşmesini sağlamamız gerekiyor.

Daha ilkokuldan itibaren çocuklarımızın yeteneklerini tespit etme ve onları yönlendirme temelli bir sisteme geçmemiz gerekiyor. İlkokulda daha çok beceriye dayalı ders olmalı ki çocuklarımızın el becerisi ve üç boyutlu düşünme yeteneği gelişsin. Böylece teorik dersleri başarılı olan öğrenciler de bu eğitimden çok olumlu etkileneceklerdir. Teorik anlatım kalıcı öğrenme sağlamıyor malesef. Becerikli ama teorik bilgi kapasitesi olmayan çocuklarımızı kaybediyoruz.

En başarılı çocuklarımız fen liselerine yerleşiyor. En başarılı, en zeki çocuklarımız tıp, mühendislik okuyor , sonra bu çocuklar milletvekili olmak istiyor. Bilmedikleri bir alan ve bir çok yanlış kanunlar, yönetmelikler ortaya çıkıyor. Zeki çocuklarımız din ilimlerine de yönlendirilmiyor malesef. Hâlbuki toplumu yönlendiren kişiler, yöneten kişiler sosyal bilimler okuyanlar oluyor. Son yıllarda açılan sosyal bilimler liseleri inşallah bu açığı kapatır.

Fen lisesine yerleşen birçok çocuk küçük yaştan itibaren özel derslerle desteklenerek oraya yerleşiyor. Fen lisesinde de özel derslerle sınıflarını geçiyor bu çocuklar. En geç 11. sınıftan itibaren isim yapmış, adı dershane olmayan özel okullarda veya özel derslerle sınıf geçiyor. Bu şekilde bu çocuklar kendilerinden daha zeki ama maddi imkânları daha az olan çocuklardan iyi üniversitelere yerleşecekler. Yerleşemezlerse paralarıyla yine istedikleri bölümleri özel üniversitelerde okuyacaklar. Böylece çocukların aileleri paraları ile gelecek hazırlamış olacaklar çocuklarına.

İyi de özel derslerle aşırı zorlanarak okudukları, okurken ezildikleri için içinde biriktirdikleri hıncı hizmet verdikleri insanlardan çıkaran, karşısına gelen kişilere değer vermeyen ve de işini hakkıyla yapan insanlar oluyor. Bu zeki olmayan ama zorla bulundukları yerlere gelen kişiler ise yine itibarlı anne babaları tarafından itibarlı işlere yerleştiriliyor. Sonra herkes yakınıyor. Neden yakınıyor? Yakınmaya hakkı var mı? Senelerce zorla o okullarda okuyan diyor ki “Bu benim hakkım. Ben buraya gelebilmek için çok çalıştım.” Karşısındaki kişileri aşağılıyor, hakaret ediyor. Üstelik kendi de tatminsiz ve mutsuz oluyor, çalıştığı hizmet ettiği herkesi de mutsuz ediyor. Böylece toplum kelebek etkisiyle mutsuzlaşıyor.

Peki asıl zeki çocuklarımız ne oluyor? Hâlbuki bu işi gerçekten yapabilecek ama maddi imkânsızlıkları nedeniyle bu yerlere gelemeyen çocuklarımız yetenekleri değerlendirilemeyecek işlere yerleşiyor; toplumuna, devletine küsüyor; içine kapanıyor.
İnanın asıl zeki çocuklarımızın birçoğu seyyar satıcı, işsiz güçsüz, toplumun üstünde kambur ya da birer pisikopat oluyor. İcatlar yapıyorlar ama çevreleri onları delilikle bile damgalıyor. Ondan sonra şikâyet ediyoruz “Şu ülkede bu kadar ilerleme var, bu ülke bunları başarıyor, biz başaramıyoruz.” Başaramayız çünkü biz işi ehline vermiyoruz. Çünkü bizde fırsat eşitliği falan yok.

Lise ve üniversitelere öğrenci yerleştirme sistemini değiştirmeden, çalışan öğretmenlerin liyakatli kimseler olmasını sağlamadan, dershane ve özel ders sorununu çözmek mümkün değil. Bunları çözdüğümüz zaman çocuklarımızı okul notları ile yeteneğine veya ilgisine göre uygun okullara yönlendirebiliriz. Ama bu sorunu etkin şekilde çözmemiz gerekiyor.

Çalışan öğretmenlerin alanında çok iyi olmaları, işlerini ve çocukları sevmeleri, yaptıkları işin ehemniyetini çok iyi bilmeleri gerekiyor. Çalışma koşullarından, çocuklardan sürekli şikâyet eden; yaptığı işi sevmeyen insanların öğretmenlik işinden geri göreve çekilmesi sağlanmalı. Çünkü bu tür öğretmenler pek çok öğrencinin hayatını karartıyor. Kendini sevdirmeyen öğretmenin dersini sevdirmesi mümkün değil. Çocukları okuldan ve dersten soğutuyor hak ettiğinden daha düşük notlar veriyor bu tür öğretmenler.

Öğretmenin öğrencinin ders becerisine odaklanması gerekiyor ama konusunda yetersiz öğretmen çocuğun veya ailesinin siyasi görüşünden, çocuğun davranışlarından dolayı ona ulaşmaya çalışmak yerine onun hayatını karartmaya kendini odaklıyor.

Kur’an’ın amacı fert fert ahlaklı, hakkı gözeten insan yetiştirmek. İnsanlarda helal-haram kavramı oturmamışsa, “Benim kazandığım bu para helal mi? Çocuklarımın boğazından geçen lokma helal mi?” diye düşünmüyorsa her insanın takip edecek bir sistem kuramayacağımıza göre bu işi çözmek oldukça zor görünüyor.

Öğretmenleri etik değerlerin önemi hakkında yeterince bilgilendirmek ve eğitim öğretimde ölçme ve değerlendirmede adaletli davranmalarını sağlamak gerekiyor. Bu konuda da malesef öğretmenlerde büyük bir açık var. Öğrenim hayatım boyunca uğradığım ön yargılı ve ötekileştirici tutumlar gözümün önünden gitmiyor. Kendi çocuklarımın yaşadıkları da tuz biber oluyor. İlk önce öğretmenler temiz, insanlarımız adil olacak. Toplumun topyekun ahlaklı, dürüst insanlardan oluşması ya da sayıları az da olsa bu insanların çekingen kalmaması, atik olması, yılmaması, haksızlığa göz yummaması, susmaması gerekiyor.

Daha küçük yaşlarda çocuklarımızın işe yaradığını hissetmesi; toplumuna, ailesine, kendine faydalı daha önemlisi mutlu insanlar olması için meslek liselerinin orta kısımlarının acilen açılması gerekiyor. Böyle olursa üniversite kapısında bu kadar genç birikmemiş olacak ve işsiz güçsüz, evlenemeyen, evlense de evliliğini sürdüremeyen gençlerimiz olmayacak.

Mutlu toplumları mutlu insanlar oluşturur. İşini severek yapan kişi işini iyi yapar. İşte o zaman her şey yerli yerine oturur. Herkes huzurlu olur, işler güzel yapılır.

İnşallah daha güzel günlere uyanmak üzere…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz