Bismillahirrahmanirrahim…

Âlemlerin Rabbi olan Allah Azze ve Celle Hazretlerine hamd, salat-u selam Peygamberimiz, Efendimiz Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun.

Geçmişte bir şeyler kaçırdık. Beyin nöronları arasında sıkışıp kalan bir şeyler var gün yüzüne çıkamayan. Daha bir bencil, daha bir egosantrik, daha bir bilmem ne olduk tanımlanamayan. Vücuda girmiş tanımsız virüs gibi duygular. Kopardıkça kendimizi hayatın içinden, gittikçe yabancılaşıyoruz yaşadığımız topluma. Yabancılaşıyoruz kendimize, uzaklaşıyoruz sonra yine en yakındaki kendimizden… Sonra ilkönce reddettiğimiz, yine kendimiz.

Kendimizden bir şeyler teslim etmeye başladık, gerçek zannedilen sanal âleme… Akşamlarımızı TV haber ve dizileri; gündüzlerimizi işyerinde bilgisayar, cep telefonları, sanal programlar işgal ettiler. Telefonlarımız bile aklımızı başımızdan alacak kadar akıllı. Gerçeklik şuurumuz yerini sanal kahramanlıklara bıraktı. Bilincimiz an içinde an ile birlikte olan gerçeklik algısının yerine gerçeklik tatmini veren sanal duygularını yerleştirdi. İş o noktaya geldi ki bir kısım artist ve şarkıcı tanımlı kişiler, Afrin Harekâtının yüz kilometre uzağından cephedeki askerlerle sanal telepatik görüşme şovları yaptı. Zihinlerinde konserler verip askere mi yoksa zihinlerinde giydirdikleri(!) iktidara mı destek verdiler, onlar bile farkında değiller. İslam’ın ordusuna destek, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle, tazarru ve niyazla verilir.

Yalan bir dünya kurduk, kurduğumuz yalana kendimizde inandık; belki de inandırıldık. Ama her ne olursa olsun sanal yalnızlığın hâkimleriyiz ve geriye dönüş mümkün değil artık. Belki de bu gerçeğin bilinçaltı dürtüsü ile söyledi Sayın Cumhurbaşkanı; “Kur’an-ı Kerim güncellenmeli! BÖYLE DEMEDİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ” diye. İstikametten sapmanın en yumuşak satışı, insanın kendisini kandırdığı an ile başlar. Her kendini kandırdığın an, kendin içinde bulunduğun değerler sistemine karşı yabancılaşmadır aslında.

Neden insan kendini kandırır?

Geri dönüşü mümkün olmayan çok hata yaptığı için. Geri dönüşü olmayan hatalar çoğaldıkça bunu satmak isterseniz normalliğin gardiyanlarına. Anormali beklerken dışarı kaçmasınlar diye; bir de bakmışsınız normallik mahkûm olmuş kendi öz yurdunda. Ve yavaş yavaş insani değerler sistemi erozyona uğrar. Erozyona uğramış bu değerler sisteminden geriye; dikeni kalmış, kokusuz, cansız kuru gül dalları üremeye başlar. Günümüzde üretilen teknoloji tamda bu anlayış üzerine inşa edilmektedir. İnsani değerleri kaybettikçe bu değerleri teslim etmeye henüz başladığımız şu günlerde insansı robot üretme yarışlarına tanık olmaktayız. Bu üretimde yine en hassas, en can alıcı, en kışkırtıcı tarafını kullandılar insanın: Cinsellik.

Robot tüketen toplum olmaktan şikâyet edeceğimiz günler çok yaklaşmışken robot tasarımı yapacak donanımda insan kaynağına ihtiyaç duyacağımızda bugünden belli. Ancak bugünden alacağımız teknolojik gelişim kararları ile toplum üzerinde egemenliğini kurmak üzere olan teknik ahlaksızlıkla mücadele edebiliriz. Henüz resmi ya da akademik anlamda böyle bir hazırlığın olup olmadığını bilmiyorum. Ancak görünen o ki teknik ithal edip hormonlu ve zirai ilaçlı olduğu için sebzesi, otu ihraç edilemeyen bir ülke olarak teknik üretim haberlerinden nasibimizi alamıyoruz.

Her teknolojik gelişim toplumlar üzerinde sosyolojik ve düşünsel değişimler meydana getirebiliyor. Günümüzün en büyük değişimi, elektronik sosyal ağlar üzerinden karşılıklı konuşma mimiklerini görmeden, ses tonunu duymadan, heyecanla bedene dokunuşlara şahit olmadan, heyecanla çayı höpürdetip bardağını tabağına çarpmadan, “azizim”, “sevgili dostum”, “bak muhterem” tarzında hitaplara muhatap olmadan yapılan görüşmelerde gözlemleniyor. Sosyal ağ iletişimlerinin ruhu yok. Buram buram yanık kablo kokuyor.
İnsan, insani her türlü düşünce, duygu ve davranışa karşı yabancılaştıkça insanı kabul-red ortamına çeken trol adlı yeni bir anlayış türedi. Balıkçı ağının dışında bir tuzak için yeniden icat edildi. Bundan on veya on beş yıl önce trol diye bir kavram yok iken, bugün bu sosyal ağ çetesi, insanları; bir kelimeleri ile vatansever, bir heceleri ile vatan haini ilan ederken toplum vicdanında açtıkları derin yarayı görmezden gelenlerin, bir çıkarı olsa gerek bu işten. Gönüllü bağlılığın yerini, korku bağlılığının alması sonucu bu işten çıkar sağlayanlar maalesef belden aşağı yapılan her vuruşa sessiz kalmayı tercih etmekle kalmayıp resmi kürsülerden aynı dili konuşmaya başladılar.

Burada yeri gelmişken bir diğer “bence gerçeği” de paylaşmak isterim: Toplumsal kutuplaşmanın mimarları, otorite veya sosyal çoğunluk gücünü temsil eden merkez değildir. Her kişi sosyal ağda kendi düşünce ve değerler anlayışına yakın kişilerle sanal arkadaşlık kurup kendinden olmayanları arkadaşlıktan çıkarma, dışlama isteğini çok kolay ve yargısız bir şekilde yaptıkları için sinsi bir kutuplaşma elektronik ortamda başlamıştır. Bunun siyasi bir dil haline nasıl dönüştüğü ise durumdan istifade mantığı gibi basit bir dille anlatılıp, ifrat görmezden gelinip, tefrit çıkar için kullanılmış mantığı ile açıklanabilir.

Gelinen bu noktanın gözden kaçan tarafı doğayı, kendini, yaşamı belirli bir değerler sistemi üzerine şekillendiren insan; artık sadece kendi kendini şekillendirmeye başlayarak toplumsal sorumluluğunu otoritenin istediği tarafa teslim ederek, karnı doysun, güvenliği olsun anlayışında hayvan makamına doğru hızlı bir yol almaya başlamasıdır. Bu öyle bir yolculuktur ki, açta kalsa, güvensiz de olsa itaat testini geçen canlılar gibi sadık kalmaya odaklanır olurlar.

Çok vahim bir gerçek, özümüzden kopuş var. Kur’an-ı Kerim’e uygun yaratılmış fıtri kodlarımızdan ayrılmak zor geldiği için sinsi bir azap duyuyoruz vicdanlarımızda. Özümüze dokunamayan sanal kalabalığın yalancı arkadaşlık tatmini, kişiyi sahte hesaplara yönlendirirken aslında olmadıkları kişiliği de beraberinde yaşamalarına sebep oluyor. Çünkü sosyal medya kişinin imanına vurgu yapmıyor, imanlı kişi sosyal medyaya dokununcaya kadar.

Tamda bu noktada millî görüş mücahitlerinden Allah Azze ve Celle razı olsun. Kişilikli sosyal medya iletişiminin en seçkin örneklerini vererek “kendi olmak demek, imanlı bir kulun asli gücü demek” mesajını her defasında yansıtıyorlar. Paylaşılan her mesajın dünya ve ahiret vebalinin nasıl hesaplandığının en güzel örneklerini veriyorlar. Bu noktada sosyal medyanın amacına uygun kullanımı olduğunda ne kadar faydalı ve insanlık için ne kadar gerekli olduğu anlaşılıyor. Ve yine anlaşılıyor ki toplumsal anlamda sosyal medya farkındalığı oluşturmak için kişisel farkındalığın insani yüzleşmeleri ile yüzleşmemiz gerekiyor.

Kimsenin görmediği yer olduğu zannedilerek kul hakkına girmekten, nefsi azdırmaya kadar işi ifrata kadar götürmek ne büyük gaflet ve delalettir.

Anne babalar kendi olmadıklarının farkında değiller; gençler ve çocuklar kendi olmadıklarının farkında değiller; öğretmenler kendi olmadıklarının farkında değiller; toplum kendi olmadığının farkında değil… Çünkü heva ve hevesinin gerçekleşmesi için bireyselleşmeyi göze alarak birlikte olduğu kişileri çıkarına uygun kullanamadığında dışlamak, hiç de anormal bir davranış olarak görülmemekte. Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrencinin diğer öğrencileri rakip olarak gördüğünden dolayı kasıtlı olarak dersi kaynatma davranışlarında bulunduğunu söylediğimde ne kadar şaşırırsanız o kadar siz bu dünyanın temiz kalmış tarafında sayılırsınız.

Kendinde olduğunu bilmenin ölçüsü nedir peki? Ya da kendini fark etmenin ölçüsü: Cenab-ı Allah Azze ve Celle Şems Suresi 7-11 ayetlerinde kulunu uyarırken kişinin nefsi ile yüzleşmesi ile hangi sonuca ulaşacağını bildirmiştir. “Her bir nefse ve onu düzenleyene (Nefs den murad “ceset” ise onun tesviyesi uzuvlarının birbiri ile ahenkli bir surette yaratılmasıdır. Yok “ruh” ise onun düzenlenmesi de kuvvetlerinin uzuvlarla tamamlanması, birleşmesidir. Sonra da ona hem kötülüğü hem ondan sakınmayı ilham edene ki bu ikisinin hallerini öğreten ve bunlardan herhangi birini tutmak hususunda kullarına ihtiyar veren Cenab-ı Hakka onu tertemiz yapan (ilim ile amel ile iyice terbiye eden, salaha, kemale götüren) kişi muhakkak umduğuna ermiş; onu alabildiğine örten (cehaletle, günahla, eksik ve kör bırakan) kişi ise elbette ziyana uğramıştır.”

Resulullah Sallalahualeyhivesellem şöyle derdi: Yâ Allah; acz den, tembellikten, cimrilikten, fazla ihtiyarlıktan, kabir azabından, sana sığınırım. Ya Allah nefsime takvasını ver. Onu salah ile temizle. Sen onu temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen onun velisi ve mevlasısın. Yâ Allah faide vermeyen ilimden, huşu olmayan kalpten, doymayan nefsten, kabul edilmeyen duadan, sana sığınırım… Müslim: Zeyd bin Erkam Radıyallahuanh) Kaynak: Kur’an-ı Hakim ve Meali Kerim Cilt 3 sahife 1184.

Kimsenin görmediği yer olduğu zannedilerek kul hakkına girmekten, nefsi azdırmaya kadar işi ifrata kadar götürmek ne büyük gaflet ve delalettir. Haklı olmak adına tarafı olan gurubun çıkarlarını hak çiğneyerek korumak olan “trol” çılgınlığı hangi iman ehli kulun yapabileceği bir iştir. Gönüller çorak, kalpler taşlaşmışken İslam’ın en güzel lisanıhâli nasıl bir bedende cereyan edecektir.

Resulullah Sallallahualeyhivesellem Efendimiz “Allah’ın beni bilgi ve doğru yolu gösterici olarak gönderişi, bol yağmura benzer ki bir kısım toprağa yağdığında o toprak onu yitirmez, saklar; çok çeşitli otlar bitirir. Toprağın bazısı su saklar, onda kuyular olur. Allah bununla insanları faydalandırır. İçerler, sularlar ve ekerler. Yağmurdan bir kısmı da kumsala çöle yağar. Orası suyu tutmaz, ot bitirmez. İşte dinde derin anlayışı olan ve Allah’ın beni gönderdiği şeyden faydalanan, onu öğrenen ve başkalarına öğreten iyi toprağa benzer, gönderilmem sebebiyle Allah’ın bu hidayetine aldırmayan ise verimsiz kumsala benzer.” Buhari, Kitabul İlim 79… Kaynak: İslam İnanç Esasları Ali Muhammed Sallabi (Milli Gazete Dağıtımı)

Bu durum ve anlayışla imanlı, ilim ehli gönüllerin alacağı sorumlulukla sosyal medya ya verimli sulak ve yeşil bir arazi olacak ya da gönülleri tarumar eden, kalpleri taşlaştıran yağsa bile su tutmayı bilmeyen çölleşmiş çorak bir arazi olacak. Her zamankinden daha şuurlu bir sosyal medya anlayışıyla gönüllerde İslam’ın lisanıhâli çiçek açan sanal âlemin gerçek âleme dönüşmesini Allah Azze ve Celle nasip eylesin inşaallah.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz