Yaşadığımız son yıllarda eğitim ve gençlik üzerine o kadar çok laf dinledik, o kadar çok proje izledik ve o kadar çok toplantı ve düzenlemeye şahit olduk ki, bütün bunların sonunda zannedersin ki ülkemiz gençliği her konuda dünyada birinci. Ama ne yazık ki gerçekler ve rakamlar bunları söylemiyor. Geçen aylarda uluslararası bir eğitim ölçme programı olan PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) tarafından eğitimle ilgili önemli bir rapor yayınlandı.

Söz konusu program Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.
OECD, 34 üyesinin de aralarında bulunduğu 72 ülkede gerçekleştirdiği eğitim araştırmasının sonuçlarının yer aldığı merakla beklenen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) Araştırması Raporu’nu Paris’te açıkladı. Özellikle bilim ve matematik alanında öğrencilerin seviyelerini ölçen raporda, bilim alanında eğitim seviyesi en yüksek ülkenin Singapur olduğu ortaya çıktı. Singapur’u Japonya, Tayvan, Finlandiya ve Estonya takip etti. Tüm ülkeler 530 puanın üzerinde skor elde ederken, Türkiye 425 puanla, Meksika da 416 puanla bilim sıralamasında en sonda yer alan iki ülke oldu.(bkz.M.E.B. Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Gen. Müd. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı, PISA 2015 ULUSAL RAPORU)
Türkiye’de son yapılan bir araştırmaya göre ise normal liselerde öğrenciler matematik dersinde kırk sorundan ancak 2,92’sini cevaplayabilmişler. Bu sonuca bakınca bilim ve teknoloji alanında neden geri kaldığımız gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Peki, bu rakamlardan biz çok rahatsız olup üzülüyoruz da eğitim ve gençlikten sorumlu olanlar çok mu memnunlar acaba? (bkz. 2015 YGS-LYS Türkiye İstatistik Verileri (2015 YGS -LYS Liselerin Başarı Sıralaması)
Her kesimden bütün insanlar eğitimde sınıfta kaldığımızı ve arzu ettiğimiz gençliği yetiştiremediğimizi ısrarla her platformda dile getiriyorlar ve hatta Sayın Cumhurbaşkanımız da katıldığı iki toplantıda: “Son 14 yılda birçok alanda başarılı olmamıza rağmen eğitim ve kültürde aynı başarıyı gösteremedik.” diye üzüntülerini ifade etmişlerdir. Peki bu durumu düzeltecek olan kim? Bir kere çivi yerinden çıkmış, bir türlü eski yerine çakılamıyor. Demek ki hem çivi hem çekiç bizim değil başkasının elinde. Son yıllarda girmek için kapısını zorladığımız AB bizden neler neler istedi de çoğumuzun haberi bile olmadı. Bizi birliğine almak için kendisine benzetmeye çalışan AB eğitim sistemimize ve yönetimine doğrudan müdahalede bulunarak “milli” değil Avrupai bir eğitimin hayata geçirilmesi için birçok proje sundu ve kabul ettirdi. Bu eğitim programları SOCRATES (Genel Eğitim Programları), LEONARDO DA VINCI (Mesleki-Teknik Eğitim Programı) ve YOUTH (Gençlik Programı) olmak üzere üç alt programdan oluşmaktadır. Bu programlar tamamen olmasa bile kısmen ülkemizde uygulanmış ve sonuçları görülmeye başlamıştır.
Bu projeler kapsamında kızlı erkekli olarak Avrupa ülkelerine götürülen gençlerimizin başından geçen çok olumsuz vakaları, yaşayanların ağızlarından bizzat dinledik. Küçük yaşlardan itibaren materyalist emperyalizmin kullandığı iletişim araçlarının kıskacına alınarak beyin altına mesajlar gönderilen çocuklarımız gençlik çağında da bu kıskaçtan kendini kurtaramamaktadırlar. Son yılların bir modası ve hatta fetişi haline gelen cep telefonları artık her türlü ifsadın kaynağı olmaya başlamıştır. Gençlere bilgi ve kültür açısından faydadan ziyade büyük bir zarar veren mobil telefonların okullarda kullanımına acaba ne zaman dur denilecek?
Gençlerimizin içinde bulunduğu bu vahim tablolar beni o kadar çok üzüyor ki bazen çok karamsar oluyorum. Geleceğimiz demek olan gençlerimizi biz değil de bizim yüz yıllarca düşman olup savaştıklarımız yetiştirecek öyle mi? Biz Anadolu’yu, Balkanları, İstanbul’u ve diğer topraklarımızı bu kafayla mı fethetmiştik? Bu kafayla üzerinde yaşadığımız şu küçük coğrafyayı bile savunabilir miyiz artık? Hani, Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY’un:
Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Diye övdüğü Çanakkale zaferindeki gençliğin ruhunu bugün ne kadar yaşatabiliyoruz? Bazıları bu konuda çok iyimser tablolar çizse de ne yazık ki eğitim camiası ve halkımız aynı görüşte değildir.
Bizim için her konuda örnek ve model olan İki cihan Serveri Sevgili Peygamberimiz (S.AV.) davasının başarısı için yola çıktığında en büyük desteği gençlerden almamış mıydı? Mekke’de Hazreti Ali, Zeyd, Zübeyr, Ammar, Erkam, Mus’ab b.Umeyr (Radiyallahu Anhum) ve daha nice genç sahabeler Hakkın hâkimiyeti için canlarını ortaya koymadılar mı? Medine’de Enes b.Malik, Ebu Hureyre, Muaz b. Cebel, Abdullah b. Mesut, Cabir b. Abdullah (Radiyallahu Anhum) ve daha nice genç sahabeler O’nun yetiştirdiği öğretmenler olarak dört bir yana giderek İslam’ı en güzel şekilde öğretmediler mi? Yüce Rabbimiz onlardan binlerce kere razı olsun, onların değer biçilemez gayret ve fedakârlıkları sayesinde bu din bize ulaşmış oldu.
Gençlerimizi geleceğe hazırlayacak, vatanına, milletine, devletine ve tüm insanlara faydalı birer fert yapacaksak, önce kendi aslımıza döneceğiz. Sıfatı milli olan eğitimimizi gerçekte milli yapacağız. Peygamber Efendimiz (S.AV.)’in eğitim modelinden yararlanarak kalbinde Allah korkusu ve merhameti, zihninde İslam’ın izzet ve şerefini taşıyan gençleri yetiştireceğiz. İşte o zaman bu gençler ülkeyi omuzlayarak layık olduğu yere getirecekler Allah’ın izniyle. Vesselam.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz