Hira’nın önünde dursam, Efendime baksam Cebrail’in gelişine tanık olsaydım. Cebrail tutsa sarsa da Muhammed’in (sav) nebi olduğu günü görseydim. “Oku!” diyor. O, “Okuma bilmem.” Yine cebrail “Oku!” diyor. O yine “Okuma bilmem!” Hayret mi? İşte hayretlere değer manzara… Nutkum tutuluyor, nefesim kesiliyor. Allah (cc) birini Resul seçiyor ve sonunda “ikra diyor” ve son kez sıkıyor Cebrail. İlk vahiy iniyor günün hatırına ya da gün bu sözün hatırına önem kazanıyor, ay şenleniyor. Hani kadir gecesi oluyor, hani bin yıldan hayırlı gece ve ben irkiliyorum; sanki kemiklerim eriyor, yarenine koşuyor. Resul olan Muhammed yareni teselli ediyor ve korkusuna tanık olup müjdeliyor gelenin melek olduğunu.

“Ya eyyühelmüddesir kum feenzir ve rabbeke fekebbir.” (Muddesir/1-3) Ne tez yük aldın efendim, ne tez yük aldın? Adam biraz dinlenmez mi? Bu yorgunluğun üzerine kalkıyor ve sarınıp bürünemiyor; topluyor tüm kabilesini Lüheyil dağının eteklerinde. Bu hal ya bu ayı şenlendiriyor, ya da bu ay davaya hizmet ediyor. Ramazan; öyle ya on bir ayın sultanı, hani on ikinci ay kendisi ya… On bir aya sultan… Recep kim? Ya Şaban Ramazan’a arkadaşlar ya da müjdeci aylar önceden haber veriyorlar. Ramazan bizim abimiz diyorlar. Hani Musa, İsa demiyor mu idi; biri gelecek bizim davamızı yüklenecek! Belki de aynı kaygıları çekiyorlar. Büyük bir davanın göz aydınlığı ayı Ramazan…

Önce nefis terbiyesi, Muhammed’in mağaradaki geçirdiği inziva gibi… Bize bir ay nefsi terbiye yaptıran açlık mı, susuzluk mu? Yoksa açlık ya da susuzluğa mı terbiye veriliyor? Açlık susuzluk, hevai hevesler, yapma denilenleri yapmamak, terbiyeden anlar mı ki hilali bekliyor insanlık. O ay görünüyor ve oruç başlıyor. Hazırlık yapılmış önceden sanki kıtlık olacak da evler tedbir almışlar. Ne varsa doldurmuşlar, yiyecek içeceklerini de hiç ihmal etmemişler. Sahurla davullar bekleniyor, sokak lambasının ışığında davulcu izleniyor, çocuklar da o gün belki ilk kez kaldırılmış. Davulcunun uzanan gölgesi kaybolunca sofralar kuruluyor. Ne yok ki? Uyku sersemliğinde yemeklerin kokusu biraz farklı… “Yiyin, yiyin yarın acıkmayasınız, iyice yiyin.” deniliyor. İçecek ne var ise bol bol içiliyor, ezanla tıkıştırma bitiyor. Hani kara ip beyaz ip meselesi var idi ya, daha belli bile değil, adam sen de ezan okundu işte! Sabah namazları kılınıyor, bazıları bugün yeni başlamışlar. Ramazan’ın hatırına Recep’le Şaban küsüyor, darılıyorlar. Bu adamlara, ha diğer aylar mı? Aldırmıyorlar Ramazan’dan sonra bırakacaklar nasıl olsa. Sabah namazları acele kılınıp yataklara atıyorlar doymuş bedenlerini. Anne “uyuyun” diyor yavrularına, “namazlarınızı da kıldınız öğleye kaldırırım.”

Öğlen geliyor, ikindiye doğru kılınıyor namazlar. İkindi hemen ardından, sanki cem ediyorlar. Akşam top atılma bekleniyor kanımca, işi olan gitmiş; olmayan keyifli. Akşam mükellef sofralar hazırlanıyor. Ocakta en az beş çeşit yemek. Fırınlar çalışıyor. Tatlılar, börekler, çörekler… Sık sık da sigortalar atıyor. Sofrada ne yok ki? Kim, nasıl oruç tutuyor, nereden alınmış bu örnek? Aman oruç işte, sahurla iftar arası denilenler yapıldı. İftardan sahura ne var ise tüketiliyor. Bir günün sanki öcü adeta alınıyor. Kilo alıyor beyler. Ramazan’da ajanslarda savaş haberleri… Güçlülerden, aç açıkların dramatik içler acısı durumlarına da bahane hazır, ettiğini çekiyorlar! Vicdanlar rahatlatılıyor.

Orucu açanlar da hurma ile açıyorlar. Sevapmış da ondan en az yedi hurmayı atıştırmak. Hz. Ali (r.a) şehit edileceği gün kızı Zeyneb’in evinde Ramazan’ın Kadir gecesi günü orucunu açarken Zeynep annemiz hurma tuz ve ekmek koyuyor sofrasına. Evde olanın hepsi bu. Ali (ra.) kızım bu ne hal, bu ne kadar yiyecek? Kaldır birazını, diyor. Zeynep annemiz de “Ben tuzu aldım, onu bırak’” dedi. Bana hurmayı verdi ve kuru ekmeği ıslatıp tuza basarak yedi. “Kızım; helalde hisap haramda da ikap vardır.” dedi. Helalde hesap haramda da azap vardır. Ben bu hal ile ne ederim?

Beyler oruçlarını mükellef sofralarda açıyor, biri birini davet ediyor, ev sahibi de ne var ne yok döktürüyor. Bizim yörelerde ”evini yık, yüzünü ağart” misali yeniyor içiliyor eğlence ve panayıra dönüşüyor bütün Ramazan. Sokaklar belediyelerin reklam iftar programları ile dolup taşıyor, çadırlar ha keza… Haa bir de oruç ayrı namaz ayrı imiş! Evet, doğru beyler namaza biraz tembel imiş. Bir gün o da olur kılarlar imiş, namazsız oruç! Estağfurullah canım o kadarda olmaz. Ramazan’da teravihleri kaçırmıyor, Cumalara da gidiyorlar imiş. Namazsız oruç. Örtü ayetinin izine rastlanmıyor. Hanımefendiler bunlarsız da oruç olmaz mı? Neden olmaz imiş, neden olmasın? Olur imiş, böyle böyle alışılacakmış. Ama bunlar çocuk değil be adam, bu kadınlar elli beşinde daha ne zaman alışacaklar.

Kış aylarında Ramazan kolay imiş, yazın uykuya tutturmak, denize girip serinlemek gibi kolaylaştırmalar olurmuş, sabaha kadar oturup yemek içmek, sabah akşama kadar yatıp tutmak rahat olurmuş, bu yaz sıcağında böyle tutulurmuş. Bana İsrailoğullarının sept günü hikayesini hatırlatıyor.

© Milli Şuur

Ben büyüklerimden böyle görmedim. Bir çorba bir pilav mütevazi bir Ramazan, gülen yüzler… Hayata sunulmuş namaz, komşu hakları kokusu giden yemeğin paylaştırılması, Kuran’ın sadece Ramazan’a değil; tüm aylara yayılması. Sadece Ramazan’da hani tatlandıra tatlandıra yeriz ya? İşte öyle bir şey.

Ve hilal yeniden görünecek. Bayramda tutan da tutmayan da bayramlaşak. Bazı beldelerde de Ramazan sadece Osman dayının oğlunun adı. O da köye ya uğrar ya uğramaz, suratı asıktır. Onu da zaten köyde sevmezler. Ya ülkemde muzipliklere konu olan, ayların sultanının ismi Ramazan’ın komediye yakıştırılmaya çalıştırılması! Recep, Şaban, Ramazan! Ne yapmak istedikleri belli gafillerin!

Gelin bu yıl doğacak çocukların isimlerini koyalım Recep, Şaban, Ramazan.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz