Ve iş başına geçince yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekinleri (harsı) ve nesli helâk etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. (Bakara 205)
Ayette de belirtildiği gibi dünyada egemen olan küresel güçler toplumları bozmak ve yok etmek için bütün yolları denemektedirler. Gıdada uyguladıkları GDO’lu ürünler, zihin kontrolleri ve toplum mühendisliği projeleri hep ifsadı yaygınlaştıran çalışmalarıdır. Küresel elitlerin bunu yapmaktaki gayeleri pek çoktur ama en önemlisi ülkelerin nüfuslarını kontrol etmektir. Çoğalan nüfusa dünya kaynaklarının yetmeyeceğini savunan bu zihniyet, beş yüz milyonluk bir dünya nüfusu hayalini kurmaktadır. Bunun için de HİV, EBOLA, SARS gibi biyolojik silahları üretmenin yanında GDO’lu ürünlerle de hem sağlığımızla oynamakta hem de ekosistemi bozmaktadırlar.
Dikkat ettiniz mi bilmem hastaneler dolup taşıyor. Hasta sayısı ve hastalık çeşitliliği her geçen gün daha da artıyor. Özellikle kanser hastalıklarında büyük bir artış var. 2000 sonrası doğan çocukların davranışlarını gözlemlediniz mi hiç? Hemen hemen hepsi aynı özellikleri sergiliyor. Mızmız, bencil, tüketici, teknoloji bağımlısı ve yönlendirmelerle davranış sergileyen bir nesil var önümüzde. Yani en basit bir diş fırçalama için ebeveynin komutunu bekleyen bir nesil. Bütün bunların sebebi eğitimdeki yanlışlar olamaz zannımca. Endüstriyel besin maddeleri ve GDO’lu gıdalar hem fiziksel hem de zihinsel yönden bizi ve çocuklarımızı etkiliyor olabilir mi? Kanser hastalığı dünyanın her yerinde yükselişteyken İsrail’de hemen hemen hiç kanser vakasına rastlanmaması bir rastlantı olamaz. “Eğer petrolü kontrol ederseniz ülkeyi kontrol edersiniz. Eğer gıdayı kontrol ederseniz nüfusu kontrol edersiniz.” diyor Henry Kissenger.
Gen teknolojisi kullanılarak doğal süreçler ile edinilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalı “Genetik Yapıları Değiştirilmiş Organizma (GDO)lu” tarımsal ürünlerin 1996 yılında dünya ticaretine girmesiyle birlikte bu ürünlerin insan, hayvan, bitki ve çevreye olan zararlarına ilişkin araştırmalar da başlamıştı. Bu çalışmalarda GDO’lu ürünlerin kısırlık ve sakat doğum riskini artırdığına yönelik bulgular elde edilmiştir. GDO’ların doğrudan ve dolaylı olarak kanserojen etkisinin olabileceği çeşitli araştırmalarda ortaya konmuştur. Hormon işlevi gören Ralgro ve Synovex gibi ilaçlar kilo arttırsın diye et hayvanlarına verildi. Bu hormonlu eti yiyen kişilerin hormonal yapısı bozuluyor. Hormonlu et kısırlık, cinsel güç kaybı ve kalp hastalıklarına neden oluyor. Hormon çocukların erken ergenlik çağına ulaşması, dişilik hormonu alan erkek çocuklarda göğüslerin büyümesi gibi etkiler göstermektedir. Erkek ve kadınlarda karşı cinse benzer fizyolojik değişiklikler görülebilmektedir. (Prof Dr. İrfan, Ankara Üniv. Veteriner Fak.) Dünyadaki bütün bu gıda terörünün arkasında Rockefeller Vakfı, Bill Gates’in Gates Vakfı ve Ford Vakfı gibi Siyonist kuruluşlar var. Dünyada ekilen GDO’lu tohumun %90’ı tek bir şirket, ABD merkezli Monsanto adlı çok uluslu bir şirket tarafından üretilmektedir. İsrail’de neden kanser vakalarının hemen hemen hiç olmayışının bir açıklaması bu sanırım. Üretilen GDO’lu gıdalarla toplumlar ölümcül hastalıklarla ve kısırlaştırılarak nüfus kontrolü sağlanıyor. Bunun en büyük delili de tüp bebek vakalarındaki artıştır.
Bu ifsadın fiziksel boyutu. Bunun bir de zihinsel boyutu var. Sağlığından edilen, kısırlaştırılan toplumların zihinsel olarak bozulmaları için biseksüel ve unisex kişilik oluşturma projeleri hazırlandı. İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen ve o dönemki Kadın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in Türk milletine en büyüt ihaneti olan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, buna bağlı olarak da 6284 sayılı kanun 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. Bu sözleşme her ne kadar kadına şiddetin önlenmesi şeklinde ön plana çıkarılsa da aslında ailenin bütünlüğünü hedef alan, aileyi yok eden, eşler arasında şiddetin daha da artmasına sebep olan ve eşcinsel evliliklerin önünü açan maddeler içermektedir. Dikkat edilirse 6284 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte LGBTİ Derneği kuruldu ve sapkın üyeleri toplu gösteriler yapmaya başladılar. Sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle birlikte boşanmalarda ve aile içi şiddet, cinayet oranlarında da ciddi bir artış olmuştur. Bu sözleşmenin 14. maddesi eğitimle ilgilidir. Madde aynen şöyle: “Taraflar, yerine göre, tüm eğitim seviyelerinde resmi müfredata, kadın erkek eşitliği, toplumsal klişelerden(kalıplardan) arındırılmış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde çatışmaların şiddete başvurmadan çözüme kavuşturulması, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişilik bütünlüğüne saygı gibi konuların, öğrencilerin zaman içinde değişen öğrenme kapasitelerine uyarlanmış bir biçimde dâhil edilmesi için gerekli tedbirleri alacaklardır.”
Bu maddede açıkça belirtildiği gibi tüm eğitim seviyelerinde, toplumsal kalıplardan yani erkek ve kız rollerinden arındırılmış unisex kişiliklerin yetiştirilmesine dair içeriklerin müfredata yerleştirilmesi istenmektedir. İşte bu amaçla aynı yıl Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesi ETCEP, Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü tarafından koordine edildi ve British Council liderliğindeki konsorsiyum tarafından teknik destek verilerek “Yeniden yazmaya var mısın?” sloganıyla yola çıktı. Uygulamanın merkezi Ankara oldu ve etkinlikler 10 ilde (Erzurum, Batman, Samsun, İzmir, Malatya, Şanlıurfa, Karaman, Mardin, Trabzon, Sivas) gerçekleştirildi. Gelen tepkiler üzerine proje inkâr edildi ve web sitesi kapatıldı. Ancak Britsh Council’in aşağıdaki web sitesinde yapılan çalışmalar ile ilgili bilgiler yer almakta.

https://www.britishcouncil.org.tr/sites/default/files/proje_oykusu-son.pdf

Sitede, Nisan-Haziran 2016 döneminde 189 eğitimci eğitilerek proje illerinde yaklaşık 6.000 eğitimcinin toplumsal cinsiyet eşitliği ve eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği konularında bilgilerinin artması sağlanmıştır, deniyor. Hazırlanan rapor bölümünde “Pilot okullarda öğretmenlerin büyük çoğunluğunun kız ve erkek öğrencilere farklı roller atfetmekte ve farklı beklentiler sergilemekte olduğu görülmüş, kadın ve erkek öğretmenlerin kullandıkları dil, sınıf içi davranışları ve ders işleme yöntemlerinin toplumda gözlemlenen geleneksel cinsiyet rollerini pekiştirir özellikler sergilediği ortaya konmuştur. Okul mekânlarının kullanımında cinsiyete göre farklılıklar görülmüş, okul etkinliklerine katılım düzeyi ve etkinlik türlerinin, kız ve erkek öğrencilere göre değişebildiği ifade edilmiştir.” bilgileri yer almakta. Yani Türkçesi kızlardan kız gibi, erkeklerden erkek gibi davranmaması; öğretmenlerin de bu iki rolü öğrencilere atfetmemesi isteniyor. Okul içi mekânların kullanımında kız-erkek ayrımının yanlışlığına da vurgu yapılıyor. Yani geçen senelerde ODTÜ’de yaşanan kız-erkek karışık tuvalet uygulamasının, varsa duş ve soyunma odalarının da müşterek ve eş zamanlı olması isteniyor. Yani daha da Türkçesi cinsiyetsiz bir nesil yapılandırması yapılmak isteniyor. ETCEP’i rezil bir toplum mühendisliği olarak değerlendiren akademisyen Dr. Mücahit Gültekin’in şu uyarıları önemlidir: “Açık söylüyorum: ETCEP projesi başarıya ulaştığı gün çocuklarınızı tanıyamayacaksınız. Beğenmediğiniz o gelenekleri bile yana yakıla arayacaksınız. Aynen şimdi 70’lerdeki, 80’lerdeki mahallenizi aradığınız gibi. Ama bulamayacaksınız. İş işten geçmiş olacak. Pişman olacaksınız, belki de pişman bile olamayacaksınız.”
Vebal bu projeyi başlatan ve sürdürenlerin boynundadır. Projeyi başlatan dönemin Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın projenin asıl amacından bihaber olduğunu sanıyorum. Bu aralar cennetten parsel dağıtmakla meşgul olan sonraki Bakan İsmet Yılmaz’ın o şuura vakıf olmasını beklemek de yanlış olur zaten. Sayın Ziya Selçuk’un “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Etkinlik Kitabı hazırlandı. Kitap kapsamında 9. ve 10. sınıf seviyesinde derslerde ünitelere uygun, etkinlikler yaptık. Uzmanlar tarafından hazırlanan taslak etkinliklerin incelenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla branş ve rehberlik öğretmenlerinin katılımıyla bir çalıştay gerçekleştirildi.” şeklindeki açıklaması ETCEP’e verdiği önemi arz etmektedir. Sayın Bakan projenin gerçek amacına vakıf olmalı ki yükselen tepkiler üzerine projeyi inkâr yoluna gidildi, web sitesi kapatıldı. Ancak projenin tamamen kaldırıldığına dair hiçbir açıklama yapılmadı. Sadece 162 okuldaki pilot uygulamaların bittiğine dair bir açıklama yapıldı. Bu da projenin el altından, sinsice yürütüleceği anlamına gelmektedir.
Kaynaklar
DPT (2000): VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Özel İhtisas Komisyonu Raporu: Ulusal Moleküler Biyoloji, Modern Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Atılım Projesi Önerisi, Ankara.
Haspolat, I, Özgen Ö (2011): Tüketicilerin Genetik Yapısı Değiştirilmiş Gıdalara İlişkin Görüşleri: Kültürlerarası Bir Karşılaştırma. Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi Derg, 46: 40-60.
Dr. Ahmet SALTIK (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı): Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar ve Halk Sağlığı.
https://www.britishcouncil.org.tr/sites/default/files/proje_oykusu-son.pdf