Birçoğumuz romantizmi 18.yy ortaya çıkmış bir sanat akımı olarak biliriz. Romantizmin aslında çok güçlü bir şeytani silah olduğunun farkında olmadan edebiyattaki ürünlerini okuduk. Müziklerini dinledik ve filmlerini izledik. Mimari dahil bütün sanat dallarında varlık gösteren romantizm, insanlar için en önemli ve hayati özelliklerden biri olan “aklı” tamamen devre dışı bırakır. İnsanı duygu ve hayalleriyle baş başa bırakır. İnsanları akıllarına göre değil de hislerine, yani; tutkularına, öfkelerine, zaaflarına ve inatlarına göre yaşamaya yönelten duygusallığın içine sokar. İnsanların çoğu, bu romantik ruh halini bir tehlike ve hata olarak değil, takdir edilmesi ve yaşanması gereken bir meziyet olarak görür.

Romantizm suç, günah ve sapkın davranışları masumlaştıran ve hatta bu davranışları kutsayan bir işlev görmüştür çoğu zaman. Gerek dünya edebiyatı ve gerekse Türk edebiyatındaki örnekler bu özelliğini açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle Tanzimat Dönemi edebiyatında sık sık kullanılan yasak aşklar, imkânsız birliktelikler bunun bir göstergesidir. Bir birine aşık iki insanın hazin öyküsünü içimiz acıyarak okurken aslında o aşkın bir aşk-ı memnu olduğunu, günah olduğunu fark bile edemedik. Romantik cümlelerin büyüsüne kapılıp o duyguların içinde kaybolduk adeta.

Sinemada da aynı durumla karşı karşıyayız. Hollywood’un başyapıtları arasında gösterilen birçok filmde, evliyken başkasıyla aşk yaşayan kahramanların hüzünlü öykülerini izledik beyaz perdede. Hatta romantizmin akışına kendini bırakanlar gözyaşları ile izlediler bu filmleri. Yeşilçam sinemasında da durum farklı değildi.
Zengin kız fakir oğlan ya da zengin oğlan fakir kız aksesuarlarıyla bezenmiş imkansız aşklar, izin verilmeyen evlilikler yüzünden kaçak göçek birliktelikler sonucu doğan çocuklar bir dönem Yeşilçam sinemasının tek konusu gibiydi. Sinema salonlarında ve televizyon başlarında ellerimizde mendillerle gözü yaşlı bir halde bu filmleri izlerken acıdığımız ve sevdiğimiz kahramanların aslında ne büyük bir günah işledikleri hiç birimizin aklından geçmiyordu. Çünkü romantizm görevini yapmış ve bizi duygusallığın sorgusuz sualsiz büyüsüne hapsetmişti.

Sesleri çeşitli usullerle düzenleme sanatı olan müzik, duygu ve hayallerin ifade vasıtalarından biri olarak değerlendirilir. Gerek geçmiş ve gerekse günümüz müziği aşk temasını yoğun bir duygusallıkla yoğuran romantik bir yapıdadır. Türk sanat müziği, arabesk ve yeni pop bu romantizm üzerine inşa edilmiştir. Arabesk müziğin sözlerinde aşk acısından kendini içkiye verme temaları sıklıkla işlenmiştir. Bu müziğin en büyük tehlikesi ise isyan ve inkar içeren sözlerin kullanılmış olmasıdır. “Tapılacak kadınsın”, “Beni sen mi yarattın”, “Batsın bu kader” gibi insanı küfre sokacak müziği,hocasından köylüsüne birçoğumuz, sözlerdeki haram mefhumuna dikkat etmeden dinledik. Aşk zaten aklı devreden çıkaran bir olguyken, aşkına karşılık bulamayanların sığınağı duygulara gem vurulamaz olan bu müzik olmuştur. Ahmet Kaya ile başlayan protest müzik de yine romantizm üzerine yapılandırıldı. Hak, adalet ve özgürlük temaları romantik bir dille melodilere döküldü.

“Bir dönem hemen herkesin dilinde pelesenk olan Şafak Türküsü, hüzün dolu bir şiirdir. Şair idamla yargılandığı bir zamanda yazmış. Ancak bir mısrası çok ilginç; ‘’Ölmek ne garip şey anne, öptüğüm kızlar geliyor aklıma.’’ Ölüm, ayrılık, annenin gözyaşları arasında kaybolup gidiyor öpülen kızlar. “

Bir dönem hemen herkesin dilinde pelesenk olan Şafak Türküsü, hüzün dolu bir şiirdir. Şair idamla yargılandığı bir zamanda yazmış. Ancak bir mısrası çok ilginç; ‘’Ölmek ne garip şey anne, öptüğüm kızlar geliyor aklıma.’’ Ölüm, ayrılık, annenin gözyaşları arasında kaybolup gidiyor öpülen kızlar. Bu kızlar kim, şair bu kızları niye öpüyor, bir sürü kızla birden mi aşk yaşamış? Bütün bu sorular aklımızın ucundan bile geçmiyor. Çünkü müzik çok güzel, sözler çok romantik. Yine pop müziğin şarkı sözlerine değinmeye bile gerek yok. Çünkü neredeyse tamamı günaha davet formundadır. 1980’li yıllarda ortaya çıkan İslami ezgiler protest müziğin alt yapısıyla şekillendi. Şehadet ve cihat temalı sözlerle inancı diri tutmayı hedefleyen bu tür, İslami gençlik arasında çok popülerdi. Bu türle birlikte romantik mücahitlerin sayısı hayli artmıştı. Önce Afganistan, Çeçenistan sonra da Bosna savaşına katılımlarda büyük bir etkiye sahip oldu.

Romantizm, sadece bir sanat akımı veya duyguların ağdalı biçimde ifade edilmesi değildir. Romantizm, aynı zamanda 19.yy’dan itibaren damgasını vurmuş bir siyasal dildir. Siyasal romantizm, akılcılığa karşı millete, milli ruha, milli kimliğe vurgu yaparak bir şahlanış özlemini tetikler ya da canlandırıp yönlendirir. Hürriyet ve eşitlik söylemleriyle Fransız ihtilalının gerçekleşmesinde siyasal romantizm etkili olmuştur. Hakeza aynı yüzyılın sonlarına doğru milliyetçilik duygularının doruğa ulaşmasında romantizmin derin etkileri söz konusudur. Sırp ve Yunanlıların Osmanlı’ya ve Türklere duyduğu nefretin baş sebebi romantik milliyetçiliktir. Fransız romantizminin en önemli ismi Victor Hugo’nun Yunanlıların Osmanlıya karşı ayaklandığı savaşa katılmış olması bunun en önemli göstergesidir.

Özgürlük söylemleriyle ortaya çıkan Jön Türkler ve akabinde Tanzimatçılar, siyasal romantizmin Osmanlı’daki temsilcileri olmuşlardır. Osmanlı’yı savaşa sürükleyen ve gerek Çanakkale,ve gerekse Sarıkamış’ta yüz binlerce insanımızın şehit olmasına sebep olan Enver Paşa iflah olmaz bir romantik idi. Fransız İhtilalı’nda olduğu gibi Bolşevik İhtilalı’nın da ana silahı romantizm idi. Zulme başkaldırı, eşitlik ve özgürlük söylemleriyle insanlar çarlığa karşı ayaklandılar. İhtilalın ardından hâkim olan komünizm, siyasal romantizmi en etkili kullanan sistem olmuştur. Siyasal romantizm söylemleriyle Lenin ve Stalin’in diktatörlükleri ve katliamları yıllarca perdelenmişti. Tıpkı komünizmde olduğu gibi Nasyonal sosyalizm ve faşizmin de kullandığı en etkili silah romantizmdir. İkinci Dünya Savaşıyla dünyayı ateşe veren Adolf Hitler de tıpkı Enver Paşa gibi iflah olmaz bir romantikti.

Birinci ve ikinci dünya savaşlarında olduğu gibi modern dünyadaki bütün savaşları kurgulayanlar küresel baronlardır. Ancak gerekçeler ve kullanılan argümanlar romantik bir zemine dayandırılır. 21.yy dünyasındaki bütün halk hareketlerinin ve protestoların da altında yatan şey romantizmdir. Arap Baharı, Gezi eylemleri buna örnektir. 15 Temmuz’da binlerce insanın kurşunlara ve tanklara yürümesini sağlayan yegane duygu romantizmdir. Hep kötü işlerde kullanılan ve kötü sonuçlar doğuran romantizm, 15 Temmuzda tam tersi bir şekilde karşımıza çıktı. Cumhurbaşkanımızın televizyonda telefonla canlı bağlantı yapıp halkı darbecilere karşı durmaya çağırması romantizmin ulaşabileceği en üst seviye olmuştur. Minarelerden okunan salalarla romantik duygular inanç duygularıyla güçlendirildi. 15 Temmuz’un en büyük iki kahramanı Cumhurbaşkanımız ve romantizmdir desek yerinde olur.
Duyguların yoğun yaşandığı romantizm, sadece bir sanat akımı olarak görülmemelidir. Romantizmi, aklı ve düşünceyi devre dışı bırakan, insanı nefse esir eden ve saldırılara karşı onu korumasız bırakan şeytani bir silah olarak da görmeli ve anlamalıyız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz