İnsanlar gemilerde veya yüksek duvarlarla çevrili korunaklı bölgelerde izole bir yaşam sürdürmek zorunda kalmıştı ve bütün yönetim silahlı kuvvetlerdeydi. Başrolünü Brad Pitt’in oynadığı “Dünya Savaşı Z” ve Will Smith’in başrolünü oynadığı “Ben Efsaneyim” adlı Pentagon ısmarlamalı iki filmden hatırladıklarımız… Her iki filmde de salgın bir hastalık sonucu insanlığın geleceği tehlikeye girmişti. Corona salgınından beri dünyamız bu iki filmde yaşananları andırıyor.

Covid-19 salgını çıktığından beri, dünyanın bahsettiğim iki filmde olduğu gibi bir kaos ortamına dönüştüğü; insanların, ülkelerin tecrit alanları belirleyip izole bir yaşam sürdüğü günümüzde, yine birileri düğmeye basmış. Hatırlanacağı üzere İstanbul Sözleşmesi’nin mahsurları ile ilgili gerek STK’lardan, gerekse hükümet kanadından epey bir eleştiri gelmişti. En yetkili ağızdan İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar inceleneceğine dönük bir takım açıklamalar yapılmıştı. Tam da bu açıklamalardan sonra sihirli bir el, TV kanallarındaki dizelere el attı. Her kanaldaki hemen hemen hemen her dizide kadına şiddet konuları işlenmeye başlandı. İstanbul Sözleşmesi’nin sadece kadına şiddeti önlemek amacıyla hazırlandığı imajı oluşturularak toplum nezdinde destek sağlanmaya çalışılıyor.

İlluminati’nin ileri karakolu görevini üstlenen TV8 adlı kanalda başlatılan üç dizide bütün konular kadına şiddet üzerine kurgulanıyor. Evli kadın, kocasının kendisine karışmasına hakkı olmadığını savunuyor. İstediğiyle yatıp istediğiyle kalkacağını ve buna da kocasının karışamayacağını, çünkü özgür bir kadın olduğunu ifade ediyor. Sorun şu ki evli bir kadın veya bir erkek ne kadar özgürdür? Eş ve aile sadakati ne demektir? Bu sorular sorulmuyor. Bu dizede sorgulanmayan sadakat konusu Kanal D’deki “Sadakatsiz” adlı dizede sorgulanıyor ve sadakatsizliğin kitabı yazılıyor adeta. Başkasıyla zina ilişkisi yaşayan kocasından intikam almak için kadın, sadakatsizlik öyle olmaz böyle olur dercesine, kocasının ortağı ve en yakın arkadaşıyla zina suçu işliyor. İşte İstanbul Sözleşmesi’nin eşlere, sözleşmede geçen kavramı kullanacak olursak, partnerlere tanıdığı özgürlüğün boyutu bu. Öte yandan en yakın arkadaşının eşiyle zina eden adamın eşi boşanma çıkmazına giriyor. İstanbul Sözleşmesi’nin partnerlere(!) tanıdığı sınırsız özgürlüğün sonu mahkeme salonlarında sonlanıyor.

Bahsettiğim dizilerde bir şey çok belirgin olarak ön plana çıkarılmaya çalışılıyor, o da erkek ne yaparsa bunu kendisinde hak olarak görüyor, ancak karısı kesinlikle evden çıkmamalı. Eğer çıkarsa savaş çıkar mantığı… Yani bildiğimiz klasik Türk mantığı işleniyor. Bu dizilerde bu mantık şöyle kırılmaya çalışılıyor; kocan yapıyorsa sen de yap. Kocan biriyle zina ediyorsa, senin de hakkın, sen de yapabilirsin mesajı veriliyor. Oysa yapılması gereken eşler arası sadakatin işlenmesi… Ancak amaç belli;eşler arası sadakati perçinlemek değil, sadakatsizliği daha da derinleştirmek ve sadakatsizlik üzerine kurgulama yaparak aile yapısını çürütmek ve boşanmalarla ortadan kaldırmaktır asıl amaç. Son dönemdeki kadın temalı dizilerde yapılan tek şey bu…

Bir de gündüz kuşağı kadın programları var tabi. Eskiden hükümetin sesi konumunda olan ATV’de vardı sadece. Şimdi üç dört TV kanalında daha var. Ne hikmetse zina suçları, zina suçları sonucu doğan gayrı meşru çocukların hayatları, zina suçu sonrası işlenen cinayetler irdelenen temel konular. Memlekette başka konu yok. Yakın zamanda Türkiye’nin gündemine sokulan Palu ailesi hala hafızalarımızdan silinmiş değil örneğin. Bir kanaldaki programda geçen KJ aynen şöyle: “Şule’nin Çocuğunun babası kim?” Alın size çoktan seçmeli bir soru… Bütün bu sapkınlıkları sadece izleyen, bu türden KJ’leri okuyan ve bu iğrençlikler dururken Elazığ depremiyle ilgili bir haberden dolayı TV5’e ceza kesen RÜTÜK’e, aynı çoktan seçmeli soruyu sormak gerekmez mi?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz