İsmi Âmir olup Ebû Amr künyesini almıştır. Atalarından Hassân, Himyer’in soyundan olup Yemen’deki eş-Şa‘beyn dağına yerleşmiş ve buraya defnedilmiştir. Bu sebeple onun soyundan gelip Yemen’de yaşayanlara Âlu zû Şa‘beyn, Mısır ve Kuzey Afrika’ya yerleşenlere el-Uş‘ûb, Şâm’a gelenlere Şa‘bâniyyûn, Kûfe’ye göçenlere ise eş-Şa‘bî denilmiştir. İmâm Şa‘bî de bu aileden olup Kûfe’de dünyaya geldiğinden eş-Şa‘bî lakabını almıştır. Şa‘bî, kendisinin Celûlâ savaşının meydana geldiği yılda doğduğunu söylemiştir. Hz. Ömer devrinde Irak’ta Sasanîlere karşı cereyan edip Müslümanların galibiyetiyle sonuçlanan bu savaşın hicrî 16, 17 ve 19 tarihleri verildiğinden hareketle, Şa‘bî’nin bu tarihlerden birinde dünyaya geldiği söylenebilir.

Şa‘bî, kendi ifadesiyle beş yüz sahabî ile görüşebilme imkânı bulmuştur. Hz.Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Usâme b. Zeyd, Abdullah b. Ömer, Abdulah b. Abbas, Abdullah b. Amr, Enes b. Malik, Mu‘âviye b. Ebî Sufyân; Şa‘bî’nin kendilerinden hadis rivayet ettiği sahabîlerden birkaçıdır. Keskin zekâ ve kuvvetli hafızası kendisinin hadis ilminde ayrıcalıklı bir konuma yükselmesinde önemli bir etken olmuştur. Nitekim kendisinin, bugüne kadar kâğıda hadis yazmışlığım yoktur, mealindeki açıklamaları ve “Bana bir kimse hadis rivayet ettiğinde onu bir daha tekrar etmesinden hoşlanmazdım.” sözü hafızasının kuvvetini gözler önüne sermektedir. Sahip olduğu bu melekenin, sahabe nesli ile bir araya gelebilme imkânı ve ilim yolunda harcanan gayret ile bir araya gelmesi sonucunda ilmine çağlar geçmesine karşın halen saygı duyulan parlak bir şahsiyet hâlini almıştır. Öyle ki, kendi zamanında Kûfe’de çok sayıda sahabî yaşamakta olduğu hâlde, Şa‘bî’nin ilim halkası son derece kalabalık oluyor, insanlar fetva isteme hususunda kendisini tercih ediyorlardı. İbn Ebî Hâtim’in çokluğu sebebiyle Şa‘bî’den hadis rivayet eden kimseleri kitabında zikretmekten kaçınması Şa‘bî’nin ilim halkalarının genişliğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

“Yirmi seneden beridir bana biri hadis rivayet ettiğinde, ben zaten o hadisi o kişiden daha iyi biliyor oluyorum. Şurası da kesindir ki, ilimden unuttuklarımı bir kimse ezberlese şüphesiz âlim olurdu.”

Şa‘bî’nin “Yirmi seneden beridir bana biri hadis rivayet ettiğinde, ben zaten o hadisi o kişiden daha iyi biliyor oluyorum. Şurası da kesindir ki, ilimden unuttuklarımı bir kimse ezberlese şüphesiz âlim olurdu.” ifadesi kendisinin ilmî yetkinliğine bir kanıt olarak bu bağlamda zikredilebilir. O derece ki, birçok kimse hayatlarında Şa‘bî’den ilimce daha üstün bir kimseye rastlamadıklarını belirtmek durumunda kalmışlardır.

Emevîlerin Irak Valisi Haccâc b. Yusuf, Irak’a geldiğinde Şa‘bî’yi sormuş, kendisiyle sohbet ettikten sonra Şa‘bî’yi Kûfe’deki Şa‘bîlerin ve tüm Hamedanlıların sorumlusu (arîf) olarak görevlendirmiştir. Çok geçmeden de Şa‘bî, Haccâc nezdinde güvenilir ve yüksek bir konuma gelmiştir. Ancak Emevî komutanı İbnu’l-Eş‘as’ın, Haccâc b. Yusuf’a karşı başlattığı ayaklanmaya Kufe’nin önde gelen diğer âlimleriyle beraber Şa‘bî de iştirak edince, Haccâc eğer Allah imkân verirse hayatı Şa‘bî’ye dar edeceğini söylemiştir. İbnu’l-Eş‘as isyanının başarısız olması üzerine Şa‘bî dokuz ay süreyle evinde saklanmak durumunda kalmıştır. Bu esnada, Kuteybe b. Müslim’in, Horasan ve Türk diyarlarına cihada çıkacağı ve bu sefere katılan her kim olursa olsun emniyette olacağı haberi kendisine ulaşınca, bir eşek ve bir miktar azıkla Kûfe’den ayrılmıştır. Ordunun Fergana Vadisi’ne ulaştığı günlerden birinde Şa‘bî, ismini gizli tutarak Kuteybe b. Müslim’e kendisinde ilim bulunduğunu söyler. Emevî komutanı Kuteybe b. Müslim, bu ilimle kastedilenin Şa‘bî’nin yanında bulunan bir kitap olduğunu zannederek, Şa‘bî’den kitabı getirterek kendisi için ondan bir nüsha yazmasını ister. Şa‘bî ise buna gerek olmadığını söyleyerek ilmini aklından söyleyerek yazdırmaya başlar. Fetihlere dair yazdırdığı konu tamamlanınca Kuteybe b. Müslim kendisine bir katır ile değerli ipekler hediye eder ve Şa‘bî’yi yanında önemli bir mevkiye yükseltir. Ancak Kuteybe b. Müslim, Haccâc’la yazışmalarında bu kitaptan bahsettiğinde Haccâc, kitabı yazdıran kimsenin Şa‘bî olduğunu anlar ve onu derhal kendisine göndermesini ister. Yanındaki kişinin Şa‘bî olduğunu öğrenen Kuteybe b. Müslim, Şa‘bî’ye kaçma fırsatı sunsa da Şa‘bî kendisi gibi birinin saklanmasına imkân olmadığını belirterek bunu reddeder. Şa‘bî, Haccâc’ın huzuruna çıkarılsa da; Haccâc, Şa‘bî’nin edebî bir üslupla af dilemesi üzerine kendisini bağışlar.

Emevî Halifesi Abdulmelik b. Mervân, ilmi yetkinliğini göz önünde bulundurarak Şa‘bî’yi Bizans’a elçi olarak göndermiştir. Elçilik görevi sırasında Şa‘bî’ye büyük hayranlık duyan Bizans Hükümdarı ondan Halife’ye bir mektup iletmesini ister. Mektubu kendisine ulaştırdığında Halife, Şa‘bî’ye Rum hükümdarının ne yazdığını bilip bilmediğini sorar. Şa‘bî “Ne yazmış?” diye karşılık verince, halife mektupta “Senin dinindeki insanlara şaşıyorum. Nasıl oluyor da elçini halife seçmemişler!” yazdığını söyler. Bunun üzerine Şa‘bî “Ey Müminlerin Emiri! çünkü o beni gördü, müminlerin emirini görmedi.” der. Devamında Halife “Ey Şa‘bî, onun asıl amacı seni öldürmem için beni kışkırtmaktı.” tespitinde bulunur. Bu diyalog kendisine aktarıldığında Bizans Hükümdarı’nın “Evet, gerçek amacım buydu.” dediği rivayet olunmuştur.

Şa‘bî’nin nükteli üslubu günlük yaşantısına da yansımıştır. Bir gün kendisinin zayıf ve naif bir yapısı olduğu hatırlatıldığında “İkiz olarak doğduğumdan ötürü anne karnında sıkışmışım.” cevabını vermiştir. İlmî meselelerde ise bir o kadar ciddi bir tavır sergileyen Şa‘bî bilmediği hususlarda konuşmaktan kaçınırdı. O kadar ki, Şa‘bî kadar sorulan sorulara bilmiyorum yanıtını veren bir kimse görülmediği aktarılmaktadır. Yine bir gün kendisine sorulan soruya bilmiyorum yanıtı verdiğinde, muhtemelen kendisini tanımayan bir kimse, “ama Ebû Amr (Şa‘bî’nin künyesi) bu konuda şöyle söyledi.” demiştir. Bunu üzerine Şa‘bî’nin bu kimseye, “Daha ben hayattayken böyleyse, öldükten sonra kim bilir bana ne yalanlar uydurursun” diye çıkışması ilmi hususlardaki hassasiyetini ortaya koymaktadır. Fetvâ hususunda rey’e başvurulmasına şiddetle karşı çıkan Şa‘bî, yine bir gün kendisine sorulan bir soruya o konuyla ilgili bir hadis bilmediği için yanıt vermemişti. Soruyu yönelten, “O zaman, kendi re’yinle (görüşünle) cevap ver.” dediğinde Şa‘bî “Benim re’yimi ne yapacaksın, re’yimi boş ver gitsin!” karşılığını vermiştir.

Kuteybe b. Müslim’e yazdırdığı zikri geçen kitap dışında, Şa‘bî’ye el-Meğâzî, el-Kifâye, fi’l-‘ibâde ve’t-tâ‘a, Kitâbu’ş-Şûrâ ve Maktelu Usmân kitapları ile birlikte hesapla ilgili el-Ferâ’iz ve’l-Cirâhât eseri de nispet edilmiştir. Bunun yanı sıra kendisinin Arap şiirinde üst bir mertebe de bulunduğu görülmektedir. Nitekim kendisinden “En az rivayet ettiğim şey şiir oldu, hâlbuki isteseydim size tekrara düşmeden bir ay boyunca şiir okuyabilirdim.” sözü nakledilmiştir. Ölümü için farklı tarihler zikredilmekle birlikte Buhârî kendisini h. 104 yılında vefat eden âlimler arasında saymıştır. Hasan el-Basrî, Şa‘bî’nin ahirete intikali üzere “Allah rahmet eylesin. İslam’da özel bir yeri vardı.” demiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz