Bu yazıyı okuyorsak, var olmuşuz bir kere; artık yok olmayacağız.

“Ölümden ne korkarsın, Korkma ebedi varsın” diyen Yunus Emre’nin varlığa yüklediği anlam ile yine Yunus’un “Dalmış dünya malına, Bakmaz ölüm hâline” diye tasvir ettiği, gözü ‘dünyadan ötesi’ni görmeyenlerin ‘var olma’ya yüklediği anlam aynı değildir.

Var olmanın iki boyutu var: Birincisi dünyada yaşıyor olmak, hilkaten var olmak. İkincisi manen, ruhen var olmak; hakikat âleminde var olmak.

Mümin ile münafığı, müşriği, kâfiri birbirinden ayıran çizgi ahiret inancıdır; ahiret inancını özümsemiş olmasıdır. Yalnız ki zihnimizin materyalist tarafı, var olmanın şartını bu dünyada yaşıyor olmaya hatta dünyadan zevk alıyor olmaya bağlar.

Bizi hayata, dünyaya, dünya zevklerine bağlayan sebep sağlığımızdır. En küçük bedensel acımız dünyanın bütün zevklerini perdelemeye, yok etmeye yeter. Bu yüzdendir ki hastalıklara dayanabilmenin, sabredebilmenin, ölümü karşılayabilmenin gücü dünya sevgimiz ile imanımız aralığında gider, gelir.

Ortalama hayat algısına göre yaşantımızda; sığındığımız son liman, son kale sağlığımız olur çoğu kere, çoğumuzun. “Sağlık olsun.” denilince teselli buluruz. “Başın sağ olsun.” denilince ölen yakınımızın yok olduğunun(!) verdiği acıyı, bizim yaşıyor olmamızla hafifletiriz ve unuturuz.

Meşhurlarımızdandır ki hafızalarımızda bir şiir dolaşır durur. Sağlık denilince aklımıza hemen Kanuni Sultan Süleyman’ın meşhur şiiri gelir. Hastanelerimizin, sağlık ocaklarımızın başköşesinde yaldızlı harflerle adeta mihraplaştırırız. Ve şecaat arz ederiz bu şiirle:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”

Bu şiiri sevmemiz, sık sık dile getirmemiz ve cesurca okumamız Kanuni Sultan Süleyman’a güvenimiz ile doğru orantılıdır. Ama şiirin devamından çoğumuzun haberi yoktur. Ya da şiirin sonraki beyitleri algı dünyamızın sınırları dışında kaldığı için okur geçeriz.

İnancımıza göre sağlığa kastetmek haramdır ama sağlığa tapınmak şirktir. Sağlık önemlidir ama imtihan şartları içerisinde sağlıktan önemli mes’uliyetlerimiz ve değerlerimiz vardır. Dünya zevklerini, fazla yaşamayı inancımızın ve değerlerimizin önüne geçirirsek, bu dünya hayatını öncelersek doğal olarak sağlığımızı put haline getirmiş oluruz. Sağlığını önceleyen onurunu ve namusunu koruyamaz; sağlığına tapan cihat edemez, şehit olamaz; ölümden korkan cennete gidemez.

20. yüzyılın gizli şirk tuzaklarından biri de sağlıktır. Bütün ilaçlarda biraz şirk tadı, biraz da şirk kokusu var. Sağlık putunun ibadethaneleri hastaneler, ruhbanları doktorlar, ibadet şekli de yoga tarzı terapilerdir.

” Sigara müptelasına karşı verilen mücadeledeki başarısızlığın altında yatan sebep de sigaranın zararlarına yaklaşım tarzımızdır. “

Günümüzde Müslüman toplumlardaki sorunların birçoğu da itikadi noktada ayaklarımızın yavaş yavaş kaymış olmasından kaynaklanır. Nitekim Peygamberimiz (SAV) ahir zamanın fitnelerinden ve karmaşasından bahsederlerken Ashab ı Kiram acıyarak soruyorlar: O zaman kardeşlerimizin sayısı çok mu az olacak Ya Rasulallah?

-Hayır; bilakis çok olacak. Fakat selin önündeki çer çöp gibi darmadağınık olacaklar. Bunun sebebi nedir Ya Rasulallah, dediklerinde:
-Dünya sevgisi ve ölüm korkusu, buyururlar.

Dünya sevgisi ve ölüm korkusu yaşayan Müslümanların sağlığa bakışı ile sağlam iman sahiplerinin sağlığa bakışı taban tabana çelişir. Doktorların ilk hamlede “Oruç tutmayın, namaz kılmayın, abdest almayın..!” gibi tepkileri ile “Oruç tutun, sıhhat bulun.” tavsiyesi bu çağın inancını bozdurup sağlığına harcaması bir iman ve itikat problemidir.

Sigara müptelasına karşı verilen mücadeledeki başarısızlığın altında yatan sebep de sigaranın zararlarına yaklaşım tarzımızdır. “Sağlığa zararlıdır, öldürür, erken götürür…” gibi dünyadan mahrum olma kaygısı bizim sağlığa, dünyaya ve de var olmaya yüklediğimiz anlamlar ile ilgilidir.

Oysa sigaranın kokusu ile sevdiklerimizin özellikle eşimizin hakkına giriyor olmamız, evlatlarımızın rızkını sigaraya veriyor olmamız sigaranın ahiretimize taalluk eden en büyük zararlarıdır. Sigaranın bu zararı dile getirilmediği için, soruna ahiret kaygısı ile değil de dünya kaygısı ile yaklaştığımız için kimseye sigarayı bıraktıramıyoruz.

Gelelim Kanuni’nin şiirine: Kanuni gibi şehadet arzusu ile kırk altı yıl at sırtından inmemiş birinin sağlıktan dem vurması, bizim gibi bir gün fazla yaşamayı kâr sayması ve sağlığına tapması mümkün değildir. Bilakis Kanuni bu şiiri insanların zafiyetlerini, dünyaya bağlılıklarını dile getirmek için yazmıştır. Bu şiirin bir uyarı niteliği taşıdığı şiirin devamı okununca anlaşılır:

Ko bu ayş u isreti çünkim fenâdır âkibet
Yâr-i baki ister isen olmaya tâat gibi

Olsa kumlar sayisinca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şişe-i çarh içre bir sâat gibi

Saltanat dedikleri ancak cihân kavgasıdır
Olmaya baht u saâdet âlem-i vahdet gibi

Ger huzûr etmek dilesen ey Muhibbî fârig ol
Var mıdır vahdet makamı gûse-i uzlet gibi

Özeti şudur: Ey insanlar, her ne kadar siz sağlığınıza tapsanız da, yiyip içip, gülüp oynayıp eğlenseniz de makam-mevkiden medet umsanız da bu dünya, göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçer. Asıl huzur, mutluluk itaat ve ibadette, ittifak ve vahdettedir.

Ama bu dünyanın sağlığı da zevki de huzuru da asla “kuşe i uzlet” in -cennetteki huzurun- yerini tutamaz, haberiniz olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz