Farklılıkları bir tehdit değil bir zenginlik olarak gören İslam medeniyetinin müntesipleriyiz. Ülkemizde Türkçülük ve Kürtçülük üzerinden giden ırkçı söylemler geçmişimizi kana boğmakla kalmadı maddi ve manevi zenginliklerimizi de halen sömürüyor ve geleceğimizi esir alıyor desek yeridir. Halbuki Osmanlı devleti bakiyesi bir ülkenin evlatları için en doğal şey insanların farklı dinlerden ve dillerden olmasıdır. Ayet-i Kerimede Yüce Allah “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da, birbirinizi tanıyasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık.” (Hucurat Sûresi, 13.Ayet) der. Yani, kabile kabile, ırk ırk birbirinizi tanımalısınız, birbirinize yardım edesiniz diye. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki, diğerlerini inkar edesiniz diye değil. Bizde ayrımcılık ve ırkçılık sadece ülkemizde Suriyelilere yönelik nefret söyleminde kendini göstermiyor. Kendi partisi ve örgütlendiği STK’sı dışındakileri tehdit ve hain olarak gören anlayış ötekileştirdikleriyle aslında kendini de ötekileştirerek düşmanlık tohumları ekiyor. Irkçılık ve nefret suyuyla sulanan bu tohumlar neşvü nema buldukça kaos ve mutsuzluk saçıyor, ahiretimizi yakıyor. Irkçılık, ayrımcılık hastalığıyla mücadele eğitim ve sanatın gücünü kullanmaktan geçiyor. Bu sene 9. sunu düzenlediğimiz ÖĞ-DER Kısa Film Senaryo yarışmasının da teması ‘Irkçılık,Ötekileştirme ve Ayrımcılık’tı. Jüri başkanlığı yaptığım yarışmaya farklı dünya görüşlerinden birbirinden ilginç bir çok kalem katıldı. Bu senaryolar kimi zaman bir hapishaneden yazılmıştı kimi zaman Avrupa’nın bir şehrinden. Hepsinin derdi aynıydı ‘ötekileştirme’.

Yarışmada 1’incilik ödülü “Ben Yusuf” adlı senaryoyla İstanbul’dan katılan Zeynep Hilal Demirci’nin oldu. 2’ncilik ödülünü İzmir’den “Üç Hafta, Üç Gün, Üç Saat Sonra” isimli senaryosuyla başvuran Ali Ufuk, 3’üncülük ödülünü ise Ankara’dan “Renk” adlı eseriyle Zeynep Azranur Yüksel aldı. Bu arada Azranur Yüksel kazandığı ödülü IHH Yetim Kampanyasına bağışladığını söyledi. Anlamlı ve güzel bir jestti. Çünkü yetimler en çok ayrımcılığa maruz kalabilen bir sınıftır. Ayşe Şasa Özel ödülünü ise ‘İnsan Olmak’ adlı senaryosuyla Ankara’dan Cafer Taner Günay alırken, Ahmet Uluçay özel ödülünü ise İzmir’den yarışmaya katılan Barış Tutunan ‘Vefa Borcu’ adlı senaryosuyla kazandı.

Yarışmada derece alamayan ama birbirinden değerli kalemlere buradan teşekkürü bir borç biliyorum. Albinolu bir kızın dramından yurtdışında Türk olmanın zorluğuna, engelli birey olmanın getirdiği dışlanmalardan iyi insan olmanın ırka değil kalbe ve yüreğe bağlı olduğunu gösteren bir çok senaryo ilerde ırkçılık hastalığının yaydığı karanlığa karşı yakılmış birer meşale olarak önümüzü aydınlatacaktır inşallah. Gelen senaryolardan birisinde yer alan şu cümle bu derdimizi ne güzel özetlemiş:

‘Gözlerimizin rengi ne olursa olsun, gözyaşlarımızın rengi aynıdır. Derilerimizin rengi farklı olsa da kanlarımızın rengi aynıdır.’

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz