Sayın Bakanım, atamanız yapılınca hemen özgeçmişinize baktım. Sınıf öğretmenliğinden geldiğinizi öğrenince inanın çok sevindim.
Sınıf öğretmenliği öğretmenlikler içinde en yorucu olanı, en çok özveri gerektireni, en çok yıpratanı ama diğer alanlara göre psikolojik doyumu en yüksek olanı. Çünkü bizler unutulmuyoruz, bizler unutmuyoruz, seneler sonra bile buluşup hasretle sarılabiliyoruz.
Sayın Bakanım, öğretmenler hakkındaki görüşleriniz beni ayrıca mutlu etti. Çünkü ”Eğitimde en önemli faktör öğretmendir.” kesinlikle. Sistem değişikliğine gidildiği zaman herhangi bir alanda önce insan faktörü üzerinde durulması gerekirken maalesef bugüne kadar hep insan faktörü göz ardı edildi.

Sayın Bakan’ım, sizden çok şey bekliyoruz. Biz eğitim çalışanı emekçiler olarak; geleceğin mimarı, bu ülkenin yarınlarının inşacısı olarak, en önemli işin bizim işimiz olduğunun farkındayız. Yaptığı işi sadece para için yapan, muhabbeti paradan başka bir şey olmayan, kendini geliştirmek için yeterince çaba harcamayan, çocuklar arasında ayırımcılık yapan, herhangi bir şekilde hakkında taciz iddiası olan, çocukları aşağılayan, heveslerini kıran kişiler başka kurumlara alınmalı, öğrenci ile yüz yüze bırakılmamalı. Çünkü her çocuk değerli, kaybedecek bir tek çocuğumuz bile yok bizim. En büyük zenginliğimiz, geleceğimiz çocuklarımız. Eğitimde batı hayranlığı yerine kendi öz değerlerimize dönmemiz gereklidir.

Sayın Bakanım, zorunlu eğitimin 12 yıla, hatta 13 yıla çıkarılması kendi bacağımıza kurşun sıkmaktan farksız. Sanayide zanaatkârlar çırak bulamıyor, bu yüzden birçok meslek kaybolmak üzere. Bunun yanında okullarda teorik dersleri başaramayan, öğretmenlerin canını burnundan çıkaracak öğrenciler dersleri bölüyor, hem kendine hem öğretmenine hem arkadaşlarına kötülük ediyor, onların hakkına giriyor. Bir an önce endüstri meslek liselerinin orta kısımları da açılmalı, hatta bütün çocuklarımız sanat okullarından geçmeli.

“Sayın Bakanım, zorunlu eğitimin 12 yıla, hatta 13 yıla çıkarılması kendi bacağımıza kurşun sıkmaktan farksız. ”

Teorik dersleri başaramayan, zanaatte başarabilecek çocuklarımız “çocuk işçi” değil ama “çırak” olmalı ve bu çocuklarımız meslek sahibi olmalı. Bu çocuklar haftanın iki ve ya üç günü okula gidip diğer günleri uygulamalı olarak meslek sahiplerinden zanaat öğrenmeli. Teorik derslerde başarılı olanlar da kollarında birer altın bilezik zanaatleri varken başka bir meslek edinebilmeli. Çünkü bu ona engel değil. Aynı zamanda bu uygulama çocuğun üç boyutlu düşünmesine katkısı olabilecek çok önemli bir çalışma.
Geçen gün gazetede bir haber okudum. “Kibbutz Gönüllüleri Programı” diye bir program varmış. Gençlerimiz İsrail çiftliklerinde çiftçilik, hayvancılık yapacak; Siyonistlerin evlerinde kalacaklarmış. Çok üzüldüm. Biz bir zamanlar tarım ülkesiydik. Hep derslerimizde kendi kendimize yeten bir ülke olduğumuz anlatılırdı. Şimdi köylerimiz boşaldı, birçok ürünü yurt dışından alır hâle geldik. Biz bu projeyi kendi köylerimizde yapamaz mıyız? Çocuklarımızı, neden çiftçilik ve hayvancılığın çıraklığını yapmak için bizim birçok ilimizden daha küçük, üstelik bize düşman bir ülkeye göndereceğiz? Bizim insanımız bu kadar candan, bu kadar misafirperverken neden kendi köylerimizde bu tür projelerimiz yok?

Köylerimizde genç yok. Köy okulları boşaldı, atıl hâle geldi. Şimdi emekli olanların bir kısmı köylere yerleşiyor. Ama çiftçilik ve hayvancılık bedenen çalışma isteyen işler; güçlü olmak, genç olmak gerekiyor. İnsanlarımızı yeniden memleketlerine, boşalttıkları köylerine döndürecek, çocuklarımıza çiftçilik ve hayvancılığı öğretecek projeler bekliyoruz sizden. Yoksa vasıfsız, üniversite kapısında bekleyen veya üniversite mezunu işsizimiz -ki yeterince var elimizde- daha da çok olacak.
Geçen gün hastanede bir bayan gördüm, sıra beklerken ağlıyordu. Bir yerlerden tanıyorum ama çıkaramadım. Meğer büyük oğlumla kızı ilkokul arkadaşıymış. Niye üzgün olduğunu sordum. Oğlunun kolonoskopi olduğunu, son zamanlarda hiçbir şey yemediğini söyledi. Sonuçları temiz çıkmıştı. O arada baba lafa karıştı. “Sorunu biliyoruz aslında biz, 29 yaşında 7 senedir işsiz.” dedi. Psikolojik tedavi görüyormuş çocukları. Anne de baba da çok üzgündü. Anne, “Kızım da mimarlık okuyor, yakında bir işsizimiz daha olacak.” dedi. Bu çocuklar bizim geleceğimiz Sayın Bakanım. Geleceğimizi boşa harcamayalım ne olur.

“Köylerimizde genç yok. Köy okulları boşaldı, atıl hâle geldi. Şimdi emekli olanların bir kısmı köylere yerleşiyor. Ama çiftçilik ve hayvancılık bedenen çalışma isteyen işler; güçlü olmak, genç olmak gerekiyor. “

Dört sene önce bir sivil toplum kuruluşunda birlikte çalıştığımız bir grup üniversite öğrencisi vardı. Bu çocukların hemen hemen hepsi okulu bitirince işim hazır sanıyor, kendilerini birer müdür, en az müdür yardımcısı düzeyinde işlerin beklediklerini sanıyorlardı. Kendilerinden o kadar eminlerdi ki… Bazıları sivil toplum işini çevre edinmek için yapıyor, okula bile devam etmiyorlardı. İçlerinde ciddi ciddi çalışan, sorumluluk sahibi olanlar da vardı. O okula devam etmeyip edindiği çevre sayesinde dersleri “eh” geçen, biz diğer arkadaşları ile sabaha kadar kermes için çalışırken o il merkezinde “Hocam, arkadaşlarla oturduk nasıl yer kapabiliriz toplumda, onu konuştuk.” diyen pkk sempatizanı genç ise üniversitede geçici olarak çalışıyor şimdi. Büyük ihtimal kadroya geçeceği günü bekliyor, belki de geçti. Gerçekten çok çalışan, aynı sene hem okula hem dersaneye gidip kpss’ye çalışan, sivil toplum örgütünde de özveriyle çalışan gençler ise umutsuz, mutsuz ikinci defa kpss ile boğuşuyorlar.

Bu sistem toplumumuz açısından da gençlerimiz açısından da adil değil. Toplumun ihtiyaçları var, karşılanmıyor. Gençlerimizin ihtiyaçları var, karşılanmıyor. Bu çocuklar üniversiteden döndükten sonra ailelerinden para isteyemiyor, iş bulamıyor çünkü vasıfsız. Para kazanamadığı için evlenemiyor. Beklentileri yüksek, ellerindeki imkânlar kıt olduğu için evlenseler de boşanıyorlar. Toplum olarak psikolojimiz bozuldu.
Geçenlerde isteğe bağlı bir hizmet içi eğitimde Aydın Millî Eğitim’den gelen uzman, Bakanlığın Aydın’da bir çiftçi lisesi açılmayı istediğini ama Aydın’da böyle bir talep olmadığını, açmadıklarını anlattı. Çok üzüldüm. Aydın tarım ürünleri açısından parmakla gösterilen illerimizden biri ama herkes memur olmak istiyor. Peki Sayın Bakanım, kim çiftçilik yapacak? Biz ne yiyeceğiz? Kim ayakkabılarımızı tamir edecek? Kim saatlerimizi tamir edecek?

Bu kadar işsizimiz var, o kadar da işçi arayan ama bulamayan esnafımız var. Biz bu dengeyi ancak eğitimimizi doğru şekillendirerek aşabiliriz. Bütün öğrenciler sanat okullarından geçebilir. Benim ağabeyim sanat okulu mezunu bir öğretmendi. Okulunun her şeyini kendisi ayarlar, yapardı. Bu onun iyi bir öğretmen olmasını engellemedi aksine çok da iyi bir öğretmendi.
Geçenlerde Kastamonu çevresindeki köylerde çekilmiş bir belgesel izledim. Manzara müthiş güzeldi ama köyler boştu. Sadece yaşlılar vardı, birçok ev terk edilmiş, yıkılmıştı. Şehirlerimize doldurduğumuz işsiz insanlarımız ve ekilip biçilmeyen terk edilmiş verimli, bomboş arazilerimiz…

Sayın Bakanım maalesef okumayan bir toplumuz. Televizyon çok etkili bir eğitim aracı. Sizden TV kanallarıyla protokol yaparak insanımızı bilinçlendirecek etkili filmler hazırlanması konusunda beklentilerimiz var. Bizim çocukluğumuzda “Küçük Ev” diye yabancı misyonerlerce hazırlanmış, köy hayatını ve Hristiyanlığı özendirici filmler vardı. Biz de bunun gibi kendi kültürel değerlerimizi yücelten; ailenin önemini, çiftçiliğin, köy hayatının güzelliklerini anlatan, zanaatin öneminin vurgulandığı filmler hazırlanması için anlaşmalar yapmanızı istiyoruz.
Sizden çok şey bekliyoruz Sayın Bakanım. Göreviniz hayırlara vesile olsun İnşallah. Sağlık ve esenlikle kalın.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz