Ana Sayfa Milli Şuur 41. Sayı SÎBEVEYH

SÎBEVEYH

35
0

Asıl adı Amr b. Osman b. Kanber olup künyesi yaygın kanaate göre Ebû Bişr’dir. Ancak adı ve künyesi ile değil Sîbeveyh lakabı ile tanınıp şöhret bulmuştur. Sîb kelimesi Farsça elma anlamına gelirken veyh sözcüğü koku manasının karşılığı olarak kullanılmış, bu iki kelimenin Farsça terkibiyle de tamlama elma kokusu anlamı kazanmıştır. Çocukluğunda çevresine elma kokusuna benzer hoş bir koku yayması sebebiyle annesi tarafından bu lakapla seslenildiği ve bu şekilde tanındığı rivayet olunmaktadır. Ayrıca sîbeveyh kelimesindeki veyh sözcüğünün Farsça küçültme adı olarak kullanıldığı ve çocukluğunda yanaklarının allığından dolayı bu lakabı kazandığı da söylenmektedir.
Farisî bir aileden gelen Sîbeveyh İran’ın Şiraz şehrinin Beyza köyünde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olmamakla beraber yaklaşık olarak Hicri 130’lu yıllarda doğduğu tahmin edilmektedir. Çocukluk çağında iken ailesi Basra’ya göçmüş ve kendisi temel eğitimine bu şehirde devam etmiştir.
İlmi Hayatı
Eğitim hayatının ilk yıllarında hadis ve fıkıh ilmine merak duyan Sîbeveyh Hammad b. Seleme’nin ders halkalarına katılmıştır. Ancak bu derslerden birinde yaşadığı bir olay hayatında adeta bir dönüm noktası olmuştur. Bir derste Allah Rasulü (asv) ’nden rivayet edilen “ليس مِنْ أصحابي إلا مَنْ لو شئتُ لأخذتُ عليه ليس أبا الدرداء” hadisini okurken “أبا الدرداء “ ifadesini nakıs fiil olan ليس nin ismi olarak ” أبو الدرداء “ şeklinde okumuş hocası Hammad ise ibarede geçen ليس nin istisna için olduğunu belirterek “Sîbeveyh, yanlış okudun!” demiştir. Bunun üzerine Sîbeveyh “Öyle bir ilim öğreneceğim ki bir daha hatamı bulamayacaksınız.” diyerek Arapça dilbilgisi ilimleri olan sarf ve nahvi öğrenmek üzere meşhur dil bilgini Halil b. Ahmed’in derslerine intisab etmiştir. Yaşanan bu olay Sîbeveyh’in Arapça üzerinde derinleşmeden başta hadis ve fıkıh olmak üzere dini ilimlerde yetkinleşemeyeceğini erken yaşta fark ettiğini göstermektedir. Verilen bu karar sağlam ve ileri düzey bir Arapça temeli olmadan dini ilimlerin hakkıyla tahsilinin mümkün olmadığı gerçeğine işaret etmesi sebebiyle de günümüz ilim talebeleri için ayrı bir ders niteliği taşımaktadır.
Çalışkanlık ve zekası ile kısa zamanda hocası Halil b. Ahmed’in gözde öğrencisi olan Sîbeveyh aynı zamanda Yunus b. Habib, Ebû Zeyd el-Ensarî, Ebu’l-Hattab el-Ahfeş el-Ekber, Harun b. Musa el-A’ver ve İsa b. Ömer es-Sekafi başta olmak üzere büyük dil üstadlarından ilim tahsil etmiştir. Bu öğrencilik dönemi boyunca Sibeveyh Arapça ilminde oldukça derinleşmiş ve kendinden önceki büyük lugavî birikimi adeta nefsinde mezcetmeyi başarmıştır. Sibeveyh’in bu çabası, henüz kayıt aletlerinin sağlamlaşmadığı ve bu sebeple yazılı eserlerin yeterince güvenilir bulunmadığı bir döneme denk geldiğinden ayrıca önem kazanmaktadır. Şöyle ki kâğıdın İslam coğrafyasında yaygınlaşması ve ardından büyük ilmi külliyatların neşrinden önce, büyük ölçüde sözlü aktarımın önem kazandığı böyle bir dönemde, Sibeveyh kendinden önceki ilmi birikime vakıf olmakla kalmamış, bu birikimi yetiştirdiği öğrenciler vasıtasıyla yazılı olarak kendinden sonraki nesillere aktarmayı başarmıştır. Onun bu emekleri sayesinde İslami ilimlerin temellerinin atıldığı ilk dönem ilmi birikimi ve bilhassa diğer bütün ilimlerin nüvesi sayılabilecek Arapça dilbilgisi ilimleri yok olmaktan kurtarılarak günümüze kadar aktarılabilmiştir. Bu hususta Sîbeveyh’in en önemli çalışması şüphesiz el-Kitab ismi ile meşhur Kitâbu Sîbeveyh’tir.
El-Kitab
El-Kitab, üzerinden çağlar geçmesine rağmen Arapça’ya ilişkin başucu kitabı olma özelliğini hala koruyan kendinden sonra kurulacak birçok ilme kaynaklık etmiş, etki ve derinliği bakımından dünya bilim tarihinde eşine az rastlanır bir eserdir. Eserin esas yapısını Sîbeveyh’in hocası Halil b. Ahmed’in görüş ve tartışmaları oluşturmaktadır. Sîbeveyh ders halkasındaki diyalogları bizzat aktararak dönemin ilmi havasını da eserinde aktarmıştır. El-Kitab’da Sîbeveyh’in hocasından rivayetleri bu derece büyük bir yekun oluşturduğundan Yûnus b. Habîb, Halil b. Ahmed’in görüşlerinin Siîbeveyh tarafından bin varaklık bir eserde toplandığını işitince ilk başta böyle büyük çaplı bir çalışmanın yapılabileceğine ihtimal vermemiş ancak eseri inceledikten sonra el-Kitab’ın sıhhatini kabul ve takdir etmek zorunda kalmıştır. Ancak el-Kitab’ı yalnızca aktarımlardan ibaret görmek yanlış bir çıkarım olacaktır, zira Sîbeveyh başta Yûnus b. Habîb olmak üzere zikri geçen diğer hocalarının görüşlerine yer eserinde yer vermiş ve ayrıca Hocasına katılmadığı noktaları delilleri ile birlikte zikretmeyi ilmin bir gereği olarak görmüştür.
Lisan ilimlerinin semaî yani işitmeye dayalı ilimler olması hasebiyle Sîbeveyh eserinde semaî delilleri esas almış, 373 yerde ayet-i kerime, 8 yerde hadis-i şerif ve çoğu Cahiliyye şairlerinden olma 207 veya 231 şairden 1050 beyit ile istişhadda bulunmuştur. Ancak sadece semaî delillerle yetinmemiş; usul-ı fıkıh’tan ilham alarak kıyas yoluyla genel dil kaideleri belirlemeye çalışmıştır. Bu süreçte kural dışı kalan kullanımlar şaz olarak nitelendirilmiştir. El-Kitab genel olarak nahiv kitabı olarak isimlendirilse de bu kullanım, o dönem için Arap dilindeki sarf-nahiv-belagat ayrımı olmadığı için, tüm bu ilim dallarını kapsayacak şekilde anlaşılmalıdır. Zira el-Kitab kendinden sonra branşlaşacak birçok ilmin nüvesini oluşturmuştur. Bu bağlamda eserin son 7 bölümünü oluşturan mahreç ve fonetiğe ilişkin meseleler tecvid ilminin, Sîbeveyh’in üslup ve edebî sanatları incelediği bölümlerin ise meânî ve beyan ilimlerinin kaynağı olduğu kabul edilmiştir. Sîbeveyh ayrıca kelimelerin Arapçalaştırılmasını, üst düzey Farsça bilgisi ile inceleyerek ta’rib konusunu ilk defa ele almıştır.
El-Kitab’ın gelecek kuşaklara aktarılmasında Sîbeveyh’in yakın arkadaşı ve aynı zamanda öğrencisi olan Ahfeş el-Evsad’ın rolü büyüktür. Sîbeveyh tarafından ismi konulmayan ve bir süre bu şekilde elden ele aktarılan eser Ahfeş el-Evsad ile hüviyet kazanmıştır. Ahfeş eseri şerh etmenin yanı sıra ders halkaları vasıtasıyla Ali b. Hamza el-Kisaî, Cermî, Ebû Hâtim es-Sicistanî ve Ebû Osman el-Mâzinî başta olmak üzere sonraki kuşağın önde gelen ilim erbabına aktarmıştır. El-Kitab yayılmasıyla beraber İslam coğrafyasında büyük bir şöhret bulmuş, defalarca okutulmuş hatta ezberlenmiş ve kimi öğrencilerce on beş günde bir hatmedilir hale gelmiştir. El-Mazinî’nin “el-Kitab’dan sonra nahiv alanında büyük bir kitap yazmaya kalkışanlar utansın.” sözü, büyük dil alimi el-Müberred’in kendisinden el-Kitab’ı öğrenmek isteyenlere “Siz hiç denizde yolculuk yaptınız mı?” demesi ve yine ez-Zeccac’ın el-Kitab’ı Batlamyus’un Hey’etu’l-Eflak ve Aristoteles’in mantık kitaplarıyla beraber zikretmesi el-Kitab’ın ilim ehli nazarındaki konumunu gösteren birkaç örnektir. Bu bağlamda Sîbeveyh’in bağlı bulunduğu Basra dil okuluna rakip denilebilecek Kûfe mektebinin üstadlarından el-Ferrâ’nın ölümünün ardından yastığının altından el-Kitâb’ın çıktığının rivayet edilmesi, eserin adeta bütün alimlerce takdir edildiğine işaret etmesi bakımından önemlidir.
Son Zamanları ve Vefatı
Hayatının son zamanlarında yaşadığı bir olay Sibeveyh’i derinden sarsmış ve kimilerine göre ölümünün müsebbibi olmuştur. Kaynaklarda Zenbûriyye meselesi olarak geçen bu olay, Halife Harun er-Reşid’in veziri Yahya b. Hâlid el-Bermekî’nin ilmi bir münazara tertip etmek istemesiyle başlamıştır. Münazaranın dönemin meşhur âlimi Basra okulunun en önemli temsilcisi Sîbeveyh ile Kufe okulunun önderi konumundaki el-Kisâî arasında geçmesine karar verilmiş ve genişçe bir ilim erbabı münazaraya davet edilmiştir. Münazarada el-Kisaî Sîbeveyh’e “Akrebin sokuşunun zenbûr (eşek arısı) un sokuşundan daha şiddetli olduğunu sanırdım, meğerse ikisi de aynıymış.” cümlesindeki “meğerse ikisi de aynıymış” sözünün Arapça karşılığında “فإذا هو هي “ kullanımının mı doğru olduğunu yoksa “ فإذا هو إياها “ şeklinde başka bir kullanım da olup olamayacağını sormuştur. Sîbeveyh doğru olanın ilk seçenek olduğunu ikinci seçeneğin ise yanlış bir kullanım olduğunu Kur’an-ı Kerîm’den deliller getirerek savunmuştur. El-Kisaî ise Arapların sözü iki şekilde de söylediklerini dile getirmiştir. Bunun üzerine Vezir “Siz şehirlerinizin önderleri olmanıza rağmen anlaşamadınız. Aranızda kim hakem olacak?” diye sorunca el-Kisaî saraya getirdiği el-Hutame kabilesine mensup Arapların hakem tayin edilmesini ister. Araplar el-Kisaî’nin görüşünün doğru olduğunu söyleyince Sibeveyh münazarada mağlup ilan edilir. Bu olaydan derin üzüntü duyan Sîbeveyh Bağdat’tan ayrılıp Basra’ya gelerek arkadaşı ve öğrencisi Ahfeş el-Evsad ile vedalaşır, ardından İran’a doğru yola çıkar. Kısa süre sonra ise yakalandığı mide hastalığı neticesinde hayata gözlerini yuman Sîbeveyh’in kabrinin Şiraz’da olduğu söylenmektedir.
Zenbûriyye meselesi ise Sîbeveyh’in vefatından sonra uzun süreler tartışılmaya devam etmiştir. Kimileri söz konusu bedevî Arapların el-Kisaî tarafından para ile tutulduğunu ve olayda bir kumpas olduğunu ileri sürmüş, kimileri ise Sîbeveyh’in münazarayı dilindeki tutukluk ve ortama yabancı olması sebebiyle kaybettiğini ileri sürmüştür. Ancak genel kanı Sîbeveyh’in görüşünün yerleşik kurala uygun olduğu hakem olan Arapların ise dillerinin fasih olmadığı yönündedir. El-Kisaî’nin yaşanan durumdan vicdanen rahatsız olduğu ve bu sebeple Vezir’den Sîbeveyh’e 10.000 altın verilmesini talep ettiği yönündeki rivayet bu görüşü desteklemektedir.

Kaynakça
Ali Bulut, Sibeveyh’in el-Kitab’ında Ele Aldığı Bazı Nahiv Konuları, İşleme Yöntemi ve Koyduğu Kurallar, Doktora Tezi, Samsun, 2003.
Ali Benli, Sîbeveyhi’nin el-Kitâb’ı Çerçevesinde Arap İlminin Başlangıç Safhası, Genç Akademisyenler İlahiyat Araştırmaları –Sempozyum 1-2 Mayıs-, İstanbul, 2009.
Metin Yanarateş, Sibeveyh’in Bedel, İsm-i Fail, Mastar ve Sıfat-ı Müşebbehe Konularını İşleme Yöntemi, Yüksek Lisans Tezi, Samsun, 2000.
Sîbeveyh, el-Kitab I, tah. ve şerh Abdusselam Muhammed Harun, Mektebetu’l-Hancî, Kahire, 1988.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz