Ana Sayfa Milli Şuur 50. Sayı SORGULAMAK NARKOZDAN ÇIKARIR

SORGULAMAK NARKOZDAN ÇIKARIR

Hayat boyu es geçtiğimiz, o bizde ilgi uyandırmayan kavramlar bize daha anlamlı gelmeye başlar.

179
0

Bazı kavramlara, bazı veciz sözlere hayat yolculuğunda defaatle rast geliriz de henüz vakti zamanı gelmediğinden midir, bunlar üzerimizde büyük tesir bırakmazlar. Öylesine o kavramlarla tanışır, okur geçeriz. Tıpkı eğitim sistemimizin yanlış kurgusundan mütevellit; pratiğini bilmediğimiz, yaşamadığımız bir yığın bilgi ve malumatın bizde bir etki ve farkındalık yaşatmadığı, beynimize bu malumatların boca edildiği gibi. Ne zaman ki iş başa düşer, ciddi bir sorun yaşarız, o zaman bir problemin tüm yönleriyle tanışmak zorunda kalırız. Bu sefer o konuyu etraflıca öğrenir, tanımlamaya çalışır, farkında oluruz. Hayat boyu es geçtiğimiz, o bizde ilgi uyandırmayan kavramlar bize daha anlamlı gelmeye başlar. Tahsil yıllarımızdaki teorik bilgilere dahi başvurur konunun künhüne vakıf olmak isteriz.
Sözü, sorgulama ameliyesinin ehemmiyetine getirmek istiyorum. İtiraf edelim sorgulamanın ne denli kıymetli, önemli bir cevher olduğunu, Milenyuma girdikten bu yana hep birlikte daha iyi anlamaya başladık. Dijital çağın bir cilvesi midir, hitlervari propaganda tekniğinin doğal bir sonucu mudur; bizim coğrafyamıza has itaat, beyat, reaya ve maraba kültürünün itidal üzere anlaşılamaması mıdır, her ne hikmetse, sorgulama ve irdeleme kabiliyetimizi yitirmiş bir hale geldik. Bu enformasyon çağı inanılmaz bir sığlığa sürükledi bizi. Bu toplumsal travmayı toplum olarak nasıl atlatacağız bilemiyorum. İşin daha kötü tarafı bir çoğumuz bir travma yaşadığımızın farkında bile değil.
Sorgulayıcı aklın, doğru düşünmenin, gerçeği ve doğruyu görebilme yetisinin bir insan için ne kadar kıymetli bir nimet olduğunu kavramamız için; popüler ve politik örnekleriyle “Kasketli Ahmet”leri, “Sakallı Hüsnü”leri görüp şahit olmamız yetmiyormuş ki, “Kürtajcı Dede”leri ibretle izleyince biz de işin vahametini anladık. Peşinden gittiği liderlerini ‘’vardır bir bildiği’’ ifadesiyle sorgulamamak, her yanlışına bir kılıf bulmak; her hareketini gizemli, efsunlu, mistik hikayelerle süslemek -hadi bu sefer biz söyleyelim- bu cahil türedilerin belirgin özellikleri oldu. Komplo teorileri ve şehir efsaneleri hiçbir devirde olmadığı kadar bu dönemde rağbet buldu. Kitlelerin kalplerinin ve zihinlerinin adeta iğfal edildiğini söylersek abartılı söylemiş olmayız.
Dinimizin sadece ve sadece Peygamber Efendilerimize mahsustur diye vazettiği, hâşâ La yüs’el (sorgulanamaz) olma durumunu ve İsmet sıfatını fütursuzca ve haddi aşarak; cemaat, siyaset ve kanaat önderlerine bu toplum yakıştırmadı mı? Yaşanan örnekleri burada sıralamak yaralayıcı olacağı için bahsetmek istemiyorum. Yöneticilere hak ettiğinden çok daha fazlasını vererek bu toplum kendi canavarlarını doğurdu. Bu yöneticiler de baktılar ki mümbit bir saha var, bütün manevi değerlerimizi sömürdü ve istismar ettiler.
Sorgulamayan zihinler, sorgulamanın getireceği fikri sancıyı yaşamak istemezler, rahatlarını bozmak istemezler, konforlarından vazgeçmek istemezler. Hatta onurlu bir hayatın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerine adeta bir lütuf gibi sunulan küçük dünyalıklarla yetinirler. Bu yetinme duygusu kanaat kelimesiyle tarif edilemeyecek, asalakça bir hayata razı olma halidir ve zillettir esasında. Burada şunu belirtmemiz gerekir ki; sorgulamak bedel ödemeyi de beraberinde getirir.
Sorgulamamanın temelinde iki faktörün belirleyici olduğunu söyleyebiliriz; tembellik ve cehalet… Bilgi ve İrfandan yoksun, dünyaya ve dünya nimetlerine esir düşmüş, nefsine zor gelen araştırma ve çalışmayı yapmak istemeyen, hızlı köşe dönmeye hevesli, bedavacı beleşçi bir toplum görüyorum. Hal böyle olunca Yöneticileri için de çok rahat “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” da diyebiliyor bu toplum. Bal tutan parmağını yalar müptezelliği başka hangi kafanın mahsulü olabilir. Şuurlu, ahlaklı, ilimle kendini donatmış, Allah korkusunu benliğine sindirmiş; helal, alın teri ile kazandığını yemek isteyen ideal bir toplum bu tür ucuzluklara paye verir mi?
İslam, İtidal ve denge dinidir. Bunu hemen her konuda görebiliriz. Biz bir taraftan gaybe inanan, kerameti hak sayan, menkıbe ve kıssalarla İrşad olmuş bir İslam toplumuyuz. Buraya kadar hiçbir sorun yok ama ne zaman bidat ve hurafeler ve mistik metafizik alan, akl-ı selimin ve sahih zahiri ilmin yörüngesinden çıkarsa orada problem başlıyor. Tam da bu noktada “Bir şey haddini aşarsa zıddına dönüşür.” kaidesinin ne kadar güzel bir ifade olduğuna şahit oluyoruz. Esasında duracağımız yeri bilsek ve Allah’ın hadlerini aşmasak; maneviyatın lezzetini tatmış ve her türlü bid’at ve hurafeden, sorunlu alanlardan kendimizi korumuş olacaktık.
Samimiyetle bildiğimizle amel etsek biiznillah istikameti kaybetmezdik. Ciltler dolusu kitabı bilmeye gerek kalmadan İslam’ın temel prensiplerinden 8-10 temel kaideyi güzel öğrenip samimiyetle uygulamak, bizi bütün bu zihin bulanıklıklarından selamet kıyısına çıkarmaya yetecekti. Gaybın bilgisinin sadece Allah katında olduğu, sadece Peygamberlerin masum olduğu, kişinin kerametlerine değil istikametine bakmak gerektiği, İslam’ın sadece şahsi ibadet ve güzel ahlaktan ibaret olmadığı, Efendimiz’ in (S.A.V.) cihad peygamberi olduğu, rüya ile amel edilmemesi gerektiği, kalplerin bilgisinin Allah katında olduğu, bizlerin zahire göre hükmetmemiz gerektiği, kişinin namazının bizi aldatmaması lazım geldiği, bilakis ölçüde tartıda ticaretinde dürüstlüğünün önemli olduğu gibi; daha sayacağımız birçok hususa hakkını vererek hadiseleri tartsak bile, inanın birçok yanlıştan kurtulmuş olacaktık.
Aklı olmayanın dininin olmadığını, temyiz kudretine haiz olmayanın hesaptan muaf olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Birçok ibadette hür olmak, mukim olmak, akil ve baliğ olmak bir ön şart ve rükun olarak herhalde öylesine sayılmamıştır. Bir saat tefekkürün bin yıl ibadetten evla olduğu buyruğuna ne demeli. Kur’anın birçok yerinde “Akletmez misiniz?” “Düşünmez misiniz” mealinde hitaplar olduğunu da bir kez daha hatırlayalım. Yani bize akıl, bir aksesuar olarak verilmemiştir. Büyük bir nimet olarak bahşedilmiştir. Öyleyse tabii ki, aklımız selim olsun ama bu selim aklımızı da kimseye kiraya vermeyelim, kayıtsız şartsız irade teslim etmeyelim, gassal elinde meyyit olmayalım; İslam dairesinde düşünelim tefekkür edelim, ihlasla amel edelim; zulmü, haksızlığı, yanlışı sorgulayalım. Sahabe efendilerimiz edep ve saygı sınırlarını muhafaza ederek halis bir niyetle ve sevgiyle Rasulullah’a bile sual sormadılar m? Emiril mü’minine üzerindeki libasın hesabı sorulmadı mı? Yine Raşit halifeler “Biz yanılırsak bizi nasıl doğrultursunuz?” diye o seçkin cemaate sormadılar mı?
Boşnakların kahraman ve bilge lideri Aliya İzzetbegoviç’in şu sözleri, adeta Müslümanların bütün problemlerinin özetidir: “Ben olsam Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batının aksine, doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.”
Sizleri yormama ve yazının hacmini uzatmama adına ana fikir ve maddeler halinde söyleyeceklerimi kısa kısa sunmak istiyorum.

*İslam’ın ilk dönemlerindeki (asr-ı saadet ve raşit halifeler dönemi) siyasal katılım ve hürriyetçi yapı Siyasal Doğu ile değil, Siyasal Batı ile daha çok benzerlik arzeder. (Siyaset Bilimi Hocamız Prof. Süleyman Seyfi Öğün). Bu ifade Batı’ya özenme asla değil bizim değerlerimizi anlayamama ile ilgili bir durumdur ve ayrı bir yazının konusudur.

*Tasavvufta teslimiyet hep vurgulanmıştır, istenmiştir. Bu konuyu idrak edemeyen müntesipler istikamet, şeriat ve adaletten daha ziyade işin keramet kısmına önem yüklüyorlar. Bu yanlışlığı görmek gerekir.

*Türkiye’de en özgürlükçü İslami Hareket, Milli Görüş Hareketidir. Bu hareket, ikna yolunu yöntem olarak benimsemiştir. Şuurlu Milli Görüşçüler davasına baskı, menfaat, minnet ile değil gönülden bağlıdırlar. Öğrencilik yıllarımızda sobasız odalarda bile kaldık, 6-7 kişi kaldığımız MGV evlerinde sabah uyanır 21 kişi ile kahvaltı yapardık, sohbetlerde toplantılarda Erbakan Hoca’yı yerden yere vuranlar bile olurdu. Oysa diğer camiaların muntazam konforlu yurtları vardı, ceplerine harçlıkları konurdu talebelerin, yemeklerinde kuş sütü eksik değildi ama bu rahat ve lüks bazı şeyleri kapatır sorgulamayı bitirirdi. Böyle yetişmiş bir neslin faturasını da milletimizce çok ağır ödedik.

* İyi niyetli soru ilmin yarısıdır. İhtilafta rahmet vardır. Bu hadislerinin manasına vukufiyet gerek.

* Bir yıl bile dolmadan gördük ki, denetleme ve sorgulama mekanizması iyi kurgulanmamış ya da bilerek istenmemiş bir başkanlık sistemi bizi felakete sürüklüyor. Sorgulamanın her cihetinin kıymetli olduğunu bu alanda da görüyoruz. Parlamenter sistemin, erkler ayırımının, parti içi muhalefetin, çoğunlukçu değil çoğulcu demokrasinin; faydalı işletilirse memleket hayrına olduğunu söylemek mümkün görünüyor.

*Son 17 yıldır memleketi yöneten aklın, önceleri ortak akıl söylemiyle ortaya çıkıp sonraları tek akıla takılıp kalarak, akıllara ziyan bir biçimde tebaası olan diğer akılları dumura uğrattığını gördük ve en büyük yanlışlarının bu olduğunu kenardan bizler de aklettik.
Hz. Ömer Efendimiz kendisine hatasını iletenlere Allah razı olsun diyebilmeyi hayatında göstermiş ve bize de öğretmiştir. Bu erdeme sahip olma derdinde olmalıyız. Nefsaniyetten, evham ve vesveseden, aşırı şüphecilikten, özel hayatı tecessüsten uzak; itidal üzere bir merak ve sorgulama, özeleştiri mekanizması faydalıdır ve kurumlar için hayatidir. Münazara diye bir yöntem, muhalefet diye bir sistem, istişare diye bir yol asla öylesine değildir. Böyle olunca ister yönetilen ister yöneten olalım sorgulamaktan ve sorgulanmaktan çekinmemeliyiz, asla korkmamalıyız.
Bir hadis-i şerifle konuyu bitirmek istiyorum. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur; ‘’Sizler cehalet (bilgisizlik) ve dünya sevgisi denilen iki sarhoşluğa düşmediğiniz, Emr-i bil Ma’ruf ve nehy-i ani’lmünker görevinizi hakkıyla yerine getirip Allah yolunda da cihada devam ettiğiniz sürece, Allah’ın apaçık ve dosdoğru yolu üzerinesinizdir.’’
Ne hikmetse, hadiste buyrulan bu iki sarhoşluk ifadeleri, benim aklıma Merhum Erbakan Hocamızın kandırılan, uyutulan insanımız için kullandığı ‘’narkozlanma’’ ifadelerini hatırlatıverdi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz