Sosyal varlıklar olarak yaşamak durumunda olan insanlar için sorumluluk, en temel duygulardan bir tanesidir. Her insanın sorumluluk duygusunu maksimum düzeyde hissetmesi yaratılış amacının gereğidir. İnsan her şeyden önce yaratıcısına karşı kayıtsız ve şartsız sorumludur. Allah Teâlâ Kuran-ı Kerimde ”İnsan başı boş bırakılacağını mı sanıyor” (Kıyamet suresi 36) buyurarak sorumsuzluğu ortadan kaldırmıştır.

İnsanın Yaratıcısına karşı sorumluluğunu gereğince yerine getirebilmesi için; kendisine karşı, yakın çevresine karşı ve insanlığa karşı sorumluluklarını idrak etmiş olması gerekir. Bireyin kendisine karşı olan sorumluluğunun gereği olarak yaratıcısını ve kendisini çok yönlü olarak tanıma gayreti içerisinde olması gerekir. Eğer kişi yaratıcısını hakkıyla tanıyamaz ise yaratıcısıyla kuracağı ilişkiden istediği verimi alamayabilir. Davranışlarını dizayn ederken insan, denetlendiğini hissetmesi durumunda hata yapmamak için daha çok gayret gösterebilir. “Hangi adımları ne için atmalıyım? Bu çabamın sonucunda ne tür bir kazanım elde edebilirim?” gibi soruların cevabı kişinin davranışlarındaki bilinç düzeyini göstermektedir. Kişinin bu adımlarını bilerek planlayarak atması durumuna şuurlu davranım diyoruz. Ayrıca birey kendisinin yararına ve zararına olan eylemlerini de kendisine karşı sorumluluğunun gereği olarak bilmesi gerekir. Kendi kapasitesini, yapabileceklerini, başarılı olabileceği alanları, eksik kalan yönlerini, varsa geçmişteki hatalarını bilerek, bunlara dönük eylemler içerisinde olması gerekir. Bireyin kendisine karşı sorumluluk bilincini geliştirmesi aynı zamanda yakın çevresine karşı da daha sorumlu olmasını getirebilir. Kişilik gelişiminde yakın çevrenin önemli bir etken olduğu unutulmamalıdır. Aile, öğretmenler, yakın arkadaşlar, yakın ilişki içerisinde olduğumuz yakınlarımız, okullar ve benzeri kişi ve kuruluşlar kişiliğimizin gelişimine katkı sağlarlar. Bu sebeple bu çevreyle kuracağımız ilişkimiz, onlara karşı sorumluluklarımızın temeli üzerine gelişmesi gerekir. İnsanların kendileriyle ilgili maddi manevi gelişimlerini arttırmaları sosyal çevrede karşılık bulmalıdır. İlişkide olduğumuz çevreye sunacağımız “Model” bu çevreleri pozitif yönde destekler nitelikte olmalıdır.

Özellikle çocuklar ve gençler için doğru modeller kaçınılmazdır. Çünkü bu yaş gruplarının etkisi altında kalabilecekleri olumsuz modeller oldukça fazla. Kaldı ki yetişkin insanların da kendilerini doğru yönde motive edecek olumlu yaşantı modellerine her zaman ihtiyaçları vardır. Hem bireysel sorumluluklarımızla ilgili algımız, hem de yakın çevremize karşı sorumluluk algımız toplumsal ve geniş anlamıyla insanlık için sorumluluk şuurumuzun temelini teşkil etmektedir. İnancımızda toplumsal yararlılığı bulunan işler yapmak ve eserler bırakmak sadaka-i cariyeden sayılmaktadır. Şimdiki ve gelecek nesillerin doğru davranış kazanmalarına verilebilecek her katkı bu mülahazadan sayılabilir. Nasıl ki Hz. Peygamberin (sav) söz ve eylemleri geçmiş bu kadar zamana rağmen taze ve yaşanılır bulunuyorsa; Hz. Peygamberin övgüsünü kazanmış ahir zaman ümmeti olarak bizler de en azından rehber kabul edebileceğimiz “Modeli” belirlemiş olmamız gerekir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz