Sosyal ve canlı bir varlık olan dil, her dönemde toplumların yaşantılarından etkilenmektedir. Son yıllarda sürekli artan sosyal medya kullanımı da bu etkenlerin en başında gelir. Bu araştırmamızda sosyal medya kullanımının dil üzerindeki etkilerini açıklayarak ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri sunacağız. Ülkemizde oluşan dijital atmosfere bir göz atalım:
81 milyon nüfusa sahip ülkemizde;
Nüfusun %67’sini oluşturan 54.3 milyon internet kullanıcısı
Nüfusun %51’ini oluşturan 51 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı
Nüfusun %54’ünü oluşturan 44 milyon aktif mobil sosyal medya kullanıcısı var.
Türkiye’de sosyal medya kullanımı istatistikleri (2018) ile ilgili hazırlanan rapora göre Türkiye’de toplam 51 milyon sosyal medya kullanıcısı var. Bu kullanıcıların 44 milyonu mobil cihazlar ile sosyal medyaya bağlanıyor. En fazla takip edilen sosyal medya platformu youtube. Youtube’dan sonra da facebook ve instagram geliyor. Buna ek olarak 54 Milyon internet kullanıcısı var ve bunların 51 Milyonu telefonlarından internete bağlanıyorlar. (5)
Araştırmamızın amacı bilgisayar, internet ve akıllı cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle vazgeçilmez hâle gelen sosyal ağların (twitter, facebook, Instagram, Whatsapp, Youtube vs.) Türkçenin kullanımına etkisini ele almaktır. Sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkinliği o kadar arttı ki özellikle gençlerin yaşam tarzları, tercihleri hatta konuşma ve yazışma dilleri bile farklılaştı. Mesajlaşmalarında sesli harflere ihtiyaç duymayan yeni bir nesil türedi. Öyleki sadece kendilerinin anlayabileceği yeni bir dil geliştirdiler. Günümüzde böyle bir iletişim dili gençler arasında giderek yaygınlaşmakta.
Sosyal medyanın sağladığı olanaklar ve kolaylıklar, olumsuz etkilerinin genellikle göz ardı edilmesine yol açıyor. Geçmişte okuduğunuz bir haber, makale, gazete veya dergiye tekrar bakmak istediğinizde bulamamışsanız basım yeriyle veya satıcısıyla iletişime geçmeniz gerekiyordu. Oysa sosyal medya yoluyla istediğiniz belgeye anında ulaşabiliyorsunuz. Üstelik bunun için ödeme yapmanız gerekmiyor.
Abulfez Süleymanov’un “Dil düşüncenin evidir.” sözünde olduğu gibi sözcük dağarcığımız ne kadar zenginse düşünce hayatımız da o kadar zengindir.
Medya ve dil üzerinde çokça çalışma yapılmış olup günümüzde konuyla ilgili çeşitli makaleler yazılmakta; yüksek lisans, doktora tezleri hazırlanmakta; söyleşi ve röportajlar yapılmaktadır. Bundan sonrada bu tür çalışmalar yapılacaktır. Mesela, Havva YAMAN, Yavuz ERDOĞAN’ın “İnternet Kullanımının Türkçeye Etkileri: Nitel Bir Araştırma”; Elif AKTAŞ, Leyla ŞENTÜRK’ün “Sosyal Medyada Türkçenin Kullanımı Üzerine Nitel Bir Araştırma” gibi çalışmalar yapılmıştır. Prof. Dr. Abulfez Süleymanov’la yapılan röportaj (Sevilay AĞAR Millîyet 04.09.2017) da çalışmalara örnek olarak verilebilir.
Konfüçyüs ‘’Bir milleti yok etmek istiyorsanız işe önce dil ile başlayın.” demiş ve şöyle devam etmiş: “Eğer bir ülkede yönetici olsaydım; Şüphesiz önce dili düzeltirdim.” dermişken bize de bize de bir görev düştüğünü anlıyoruz. Bu amaçla biz burada dilin milletimizin geleceği açısından önemi ve neslimiz açısından dilde yaşanacak tehlikelere dikkat çekip almamız gereken önlemler üzerinde duracağız.
Dili sadece bir iletişim aracı olarak değil kültürümüzün ve millî kimliğimizin bir sembolü olarak görmek gerekir. Dilin zarar görmesi kültürümüzün ve millî kimliğimizin de zarar görmesi anlamına gelir. Dil zarar gördüğünde millet hafızası da zarar görür. Biz yeterince farkına varamasak da tüm bunlar dilimizi, yani öz kültürümüzü ve millî kimliğimizi (benliğimizi) bir virüs gibi kemiriyor.
Sorunlar
1- Yazım ve noktalama, anlatım bozuklukları, sözcük ve tümce yapısındaki bozukluklar, argo – küfürlü dil kullanımı, yabancı sözcük kullanımı, kısaltmalar, konuşma dilini yazıda kullanma” gibi alt başlıklarda dilin özellikle çocuklar ve gençler tarafından hatalı kullanıldığı görülmektedir. Bu konuda önlem alınmadığı takdirde durumun daha da kötüleşeceği ortadadır.
2- Millî benlikteki yozlaşma ilim dili ve yaratıcı düşüncenin önünü kesmekte, böylece bilim adamları hak ettiği saygıyı görememektedir. Çünkü yozlaşan dil ile söylenenleri anlama, anlayabilme, kavrama zorlaşmaktadır.
Ulusal ve sosyal medyada yabancılaşma çoktan başlamış, televizyon kanallarımızın adları Star, Show, Flash; gazetelerimizin adları Star, Radikal vs. olmuştu zaten. Sosyal medyada blog’laşma başlayınca “blogger” sözcüğü de “domain” sözcüğü de dilimize girdi. İletişim, “Resultsfor webmaster genel konular” gibi İngilizce – Türkçe karışımı bir dille sürmeye başladı.
Kullanıcıların çoğunluğa ayak uydurma adına dili değiştirme, sesli harfleri yok sayma, konuştuğu dili yazışma dili hâline getirme ve bu sürecin devamında ana dilinden uzaklaşma, dilin ciddiyetinin devre dışı bırakılması gibi eğilimleri yaygınlaşıyor. Aslında kullanılan dil, ne yazı ne de konuşma dili. Buna “ara dil” dememiz daha uygun olacaktır.
“Hem içeriden hem dışarıdan bakıldığında görünen manzara şu: Konuşma dili maalesef yazı diline doğru kaymış durumda. Şaşkın olmuş şapşik, en yakın arkadaş olmuş panpa, merhaba olmuş mrb, selam olmuş slm, Allah razı olsun olmuş aro, tamam olmuş tmm, kendine iyi bak olmuş kib, güle güle olmuş bye. Şaka gibi ama Türkçeyi ciddi manada tehdit eden bir durum var ortada.” (www.guvenliweb.org.tr/makale)
Ayrıca sosyal medya kullanıcıları sözcüklerin yeterli olmadığını düşündüklerinden sözcük yerine “simgelere” ve “emoji”lere başvurarak dilin erozyona uğramasına sebep olmaktadırlar.
3- Sosyal medyanın yol açtığı en tehlikeli durum çocukların ve gençlerin İngilizcenin gösterişine kapılarak kendi dillerinden uzaklaşmaları oldu. İngilizceleşmeyi çağdaşlık saymak, büyüklerden çocuklara geçti. Türkçeyi emanet edeceğimiz gençler kendi dillerini değersiz görmeye başladılar.
Konuyla ilgili akademisyen ve yazar Feyza Hepçilingirler’e Türkçenin önemi hakkında yaptığı bir konuşmadan dolayı gelen bir e-mektupta öğrenci şöyle diyor;
“iyi günler ben pazartesi günü konuşma yaptığınız (…) kollejinden 10. sınıf bir öğrenciyim pazartesi günü konuşmanızda belirtiğiniz türkçenin bozulması hakkındaki görüşünüzü yanlış buluyorum. Siz türkçe’nin bozulduğunu söylediniz fakat ben türkçenin dünyadaki birçok dil gibi yok olmaya mahkum olduğunu düşünüyorum çünkü dünyada uluslararası bir dil olduğu sürece ulusal bir dil varlığı mümkün değildir” (4)
Son olarak sosyal medya kendi terminolojisini de beraberinde getirdi. Ulaştığı ülkelerde kültürel emperyalizmi kaçınılmaz kıldı. Bu konuda yetersiz kalan toplumların direnebilme gücü kalmadı.
Öneriler
Sosyal medya kullanıcılarının fazlalığı göz önünde bulundurularak yasal mevzuat hazırlanmalıdır. Öncelikle RTÜK ve sosyal medya ile ilgili kapsamlı bir yasa çıkarılarak bazı ölçütler konulmalı. Bu yasayla dilin kullanımı, iş yeri isimlerinin Türkçeleştirilmesi, yabancı isim kullananlara parasal yaptırımlar, özel sektör ve kamuda çalışanların Türkçenin yapısına uygun bir dil kullanımına kadar kurallar ve sınırlar belirlenmelidir.
Özellikle MEB, YÖK, RTÜK gibi ilgili kurum ve kuruluşlar ortak çalışma yaparak ortaya çıkan rapor doğrultusunda acilen harekete geçilmeli. 5 yıl önce sosyal medyayı kullanan kişi sayısı 30 milyon civarı iken şuan bu oran % 100 artmış 60 milyon civarına çıkmıştır. Daha fazla zaman kaybetmeden bu bağımlılığın önüne geçilmelidir.
Sosyal medya kullanıcısına hitap edecek bir dil çalışması yapılmalı. Yarışmalar yoluyla dili en iyi kullananlar ödüllendirilmeli ve diğer sosyal medya kullanıcıları da buna özendirilmelidir.
Okullarımızda bir dönem okutulan “İnternet ve Sosyal Medya Okuryazarlığı” dersleri acilen ortaokul, lise ve üniversitede okutulmalıdır. Bu dersleri okutacak hocaların hassasiyeti azami derecede önemlidir. Ayrıca bu konuda ebeveynleri de bilinçlendirme çalışması adına okullarda velilere “Teknoloji ve Sosyal Medya Kullanımı” seminerleri verilmelidir. Dilin doğru kullanıldığı, internet ve sosyal medya başta olmak üzere, bilinçli teknoloji kullanımı, dilin yanlış kullanımına yönelik zararların en aza indirilmesini sağlayacaktır.
Şu da bilinmelidir ki dil sadece yönetici eliyle düzeltilemez. Yöneticiler ilgili kurum ve kuruluşlarla, özellikle eğitim camiası, teknolojiyi yönetenler ve en önemlisi de ailelerle iş birliği yapılmalıdır. Sosyal medya kullanımında ahlak kurallarına öncelik verilmesi ve dili en güzel şekilde kullanmaya özen gösterilmesi gerekir.

Sonuç
Sosyal medya ve teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için kullanabileceğimiz bir araçtır. Sosyal medya ve teknolojiden yararlanmak, sosyal medyayı takip etmek, kullanmak ve üretmek elbette önemli ve gereklidir. Ancak sosyal medya ve teknoloji hiçbir milletin kültürü değildir, sadece bir araçtır. Fakat dil bir milletin örfüdür, ananesidir, kültürüdür, millet olmanın bir göstergesidir. Şu an sosyal medya ve teknoloji bir an için olmasa öz kültürümüz ve milletimiz herhangi bir zarar görmez fakat Türkçemiz (dilimiz) zarar görürse kültürümüz de milletimiz de zarar görür. Hepimiz kaybederiz. Bu sebeple sosyal medyayı ve teknolojiyi kullanırken dilimize zarar vermeden kullanmalıyız.
Unutulmamalıdır ki bir milleti oluşturan insanların paylaştığı ortak geçmiş, milletin ortak mirası olan dil ile korunur. Dilimiz kimliğimiz ve birliğimizdir. Kimliğimizi koruyabilmemizin en önemli şartı da dilimizi korumaktır.

Kaynakça
Türkçe Eğitiminde Kuramsal ve Uygulamalı Çalışmalar 2014, sayfa 415-430 (Sosyal Medyada Türkçenin Kullanımı Üzerine Nitel Bir Araştırma)
http://www.guvenliweb.org.tr/blog-detay/internet-ve-sosyal-medyada-turkcenin-dogru-kullanimi11 Ocak 2018
http://www.millîyet.com.tr/sosyal-medya-dilimizi-bozdu-gundem-2513024/
https://www.bbc.co.uk/academy/tr/articles/art20140422105728786
http://reklamkutuphanesi.com/2018-turkiye-internet-kullanim-ve-sosyal-medya-istatistikleri/