© Milli Şuur

Bismillahirrahmanirrahim.

Hamd Alemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle ye salatu selam Fahri Kainat Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahualeyhi vesellim üzerine olsun.

Zihinler top gibi yuvarlanmaya başladıkça düşüncelerin toplandığı çıkmaz sokak sayısı arttı. İnsanlık insanlık olmaktan çıkmak üzere … Namaz kılma, kuran okuma, sünneti yaşama derdinde olan da olmasa bir kanser irini saracak gönülleri. İçinde cihadı olmayan İslam’a muhtaç kalmışken şuurlanmaktan söz etmek ne kadar zor.

Kariyer, makam, para amaç; ibadet bu amacın nakliye şirketi görevini üstlendi. Artık ahir zamanda ibadete yeni bir anlam yüklendi.

Besmele ile başlamayan eğitimin besmelesiz çocuklarını yetiştiriyoruz. Oysa Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz de Hadis-i şeriflerinde: “Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.” [Beyheki] buyurmuşlardır.

İşin en önemlisi eğitimken onu da besmelesiz icra etmek eğitimin noksan kalmasının en önemli sebebidir. Eğitimi noksan olan bir toplumun şuurundan söz etmek için zihin açılımının besmele ile yapılması gerekir. Besmele ile eğitim körpecik zihinlerde ne kadar özel tefekkür damlacıklarına vesile olur. Oysa her eğitim çocuğa kariyer kazandırma stresi ile başlar. Çocuk genç olur, yetişkin olur öğrendiği stresi öğreterek yaşar huzur onlar için uzak diyarlarda masal kahramanı olur. Bir yapısal döngü sarmalıdır artık çıkmaz sokakların zihin misafiri olmak ve içinde debelendikçe şuursuzlaşmak.

İnce ayarını kaybetti akıl, çünkü dilde hikmet süslü kelimelerden ibaret.
Kalbe inmeyen derdin dilde ayarı kaçar,
Derdin kendini bilmeyen tozlu melteme kucak açar.

Şuurlanmanın temeli ailede, devamı ilkokulda atılır. Ne ebeveynde, ne öğretmenlerimizde böyle bir kaygı var. Besmeleden çok daha önemlidir en zor matematik sorularını çözüp zeka ışıltıları yaymak etrafa. En zor soru çözen çocuğumuza ödüller yağarken, hangimiz veya aramızdan kaç kişi en güzel besmeleyi çeken yavrumuza ödüller yağdırdı. Özendiremedik her işe başlarken Allah Azze ve Celle ye sığınmayı, Özendiremedik Allah Celle Şanı Hu ya tevekkül etmeyi, özendiremedik böyle bir kaygımızda olmadı Allah dedikçe kalpte hikmet pınarlarının coşmasını. Hikmetsiz kaldı toplum. Hâl ehli insan yok eskisi ve açığın farkına varmışçasına öyle çok konuşuyor ki insan ama sadece konuşuyor.

Konuşmadan anlatırdı derdini benim büyükbabam
Bakışlarında bir mânâ dudağında tebessüm vardı.
Heybetinin gölgesinde dizine düşerdi kafam
Nefesinde hu, sesinde huşu ellerinde nasır vardı.

Eski topluma bir özlem. Bu özlem derinleşerek büyüyecek ve bir gün bizi bile çocuklarımız “Eski Adamlar” diye anacak. İşte o gün insanoğlu makineleşmiş elektronik beyinlerin işgali altındadır artık. Çünkü düşünceler mekanik, yaşam otomatiğe bağlanmıştır.

“Eski adamlar” diye başlayan laflar günümüz toplumunun ne kadarda aciz olduğunu göstermez mi? Eski topluma bir özlem. Bu özlem derinleşerek büyüyecek ve bir gün bizi bile çocuklarımız “Eski Adamlar” diye anacak. İşte o gün insanoğlu makineleşmiş elektronik beyinlerin işgali altındadır artık. Çünkü düşünceler mekanik, yaşam otomatiğe bağlanmıştır. Anlatacak derdinden çok anlamsız bir hayatın tanımlanamayan dertleri arasında zihin sarhoşluğu yaşayacaktır. İbadet yerini meditasyona, tefekkür kendini uzay arasında aranan kurtarıcıya yöneltecektir. Robot yapıp, insanları yarı robotlaştırarak belki de yüzyıldan fazla yaşamasını sağlayacak beyinler şuursuz aklın imansız neslini oluşturacak. Nasıl gelinir bu noktaya; içinde cihadı olmayan imanla.

Cihat Müslümanın zihin kılıncıdır. Kim ki cihattan uzak kalır önce zihin tembelleşir ardından beden.

Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah yolunda yapılan bir sabah ve akşam yürüyüşü, hiç şüphesiz dünyadan ve dünya varlıklarından daha hayırlıdır. “ Buhârî, Cihâd 5, Rikâk 2; Müslim, İmâre 112-115. Ayrıca bk. Tirmizî, Fezâilu’l-cihâd 17, 26; Nesâî, Cihâd 11, 12

Yürüyüşümüze bakın… Okula kariyer, işe daha çok para, eve yarının kazanç stratejisini belirlemek için yürüyoruz. Camiye de yürüyoruz elbet… Orayada bu dünyalık işlerde muvaffak olmak için tazarru ve niyazda bulunmaya gidiyoruz. Günümüz modern(!) toplum şuuru… Kan dökülen ümmet toprakları için duasına bir cümle daha eklemekten aciz bir şuur…

Bodrum dehlizlerinden aydınlığa ulaşmak isterken kendini nefsinin arzu ve isteklerine teslim etmiş ve onun esaretinden kurtulmaya çalışırken kendisini kendi içinde kaybetmiş günümüz insanı… Bir ezan sesi sesi ile irkilmiş belki de, içli bir dokunuş olmuş yüreğine belki de ama hepsi bu. Ezan ile dirilişe geçemediği gibi aydınlık onun hep ulaşılamaz en uzak gölgesi olmuş.

Kariyer için gidilen fakültelere bakın, fakülte bitirmiş mezunlara… Entelektüel seviyenin on derece altında kaldıklarını gördükçe nereye gidiyoruz demeden edemiyoruz. Besmele çekmeye utanan gençler, dedesi yaşında adamla arkadaşı gibi tokalaşanlar ve kenarlarında ebeveynleri başları örtülü ve içlerinde ses “işte bu benim kızım başı açık, saçı uzun üstelik örgülü”.

Kıblemizde Kâbe değil dünya ve içindekiler var. Eğitimimizde kulluk şuuru yerine, egoyu özgürleştirme derdi var.

Anne babaların kendileri için istedikleri ile çocukları için istedikleri hiç bu kadar birbirleri ile çelişmemişti. Hesap görüleceği günde onların ne aldığı yüksek eğitim, ne dünyada geçerli en zor bilgiler geçerli olacak. Hepsi birinci sınıf seviyesinde Rabbin, Nebiin, İşin ve ve sen kimsin den ibaret. Şuur hiç bu kadar toplumu çıplak bırakmamıştı. Her tarafımız meydanda iken onu sadece süslü bilgi, kazandığımız para ve yaptığımız kariyer ile kapatmaya çalışmak ancak facebook sayfalarında makam sahibi kişilerin çay içerken paylaşılan fotoğraflarına sağnak halde yağan beğenilere benzer.

Kuranın tarif ettiği toplumsal yaşama geçinceye kadar gerçek insanı bulma arayışında olacağız. Özlediğimiz insanı tarif ederken hiç zorlanmıyor ama o insan olmamız gerektiğinde ne kadar çok zorlanıyor olmamız tarifi mümkün olmayan şuursuzluk tutulmasıdır. Nefsi olgunluğa ulaşma gayretinde olmak yerine nefsi olgunluğa ulaşmış insanları arayıp bulmak ne için olabilir? Çocukluktan itibaren kışkırttığımız nefislerin, yetişkinlik çağında hangi çocuk modu arızası ile yaşamını sürdürdüğünü mutsuz insanın terapötik açılımında ele almak en doğrusu olacak. Ancak şu kadarını söylemeliyim ki her kesimden insan “En önemli kişi benim”, “O kişi işte benim” derdi ile tam bir kibir budalalığı sarmalında kalmıştır. Sorumlusu kim?

Sadece öğretmenler mi?
Ebeveynler mi?
Toplum mu?
Hepsi mi?

Hangi seçeneği söylerseniz söyleyin, her nefis hesabını tek başına verecektir. O gün kimse kimsenin günahını üstlenmeyecektir. Bu durum yüce kitabımız kuran da şöyle buyurulmuştur:
“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenmez. Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namazı kılanları uyarabilirsin. Kim temizlenirse o, kendi menfaatine temizlenmiş olur. Dönüş Allah’adır. (Fatır 18)”

Allah Azze ve Celle ye yönelme şuurunda olan bir toplumun şuursuz kalması mümkün değildir. O halde neden bugün şuan şuursuzluğun derdi ile dertleniyoruz? Çünkü Allah Azze ve Celle ye yönelme derdinde değil; dünyalık kariyer, zenginlik, şöhrete yönelme derdindeyiz.

Kıblemizde Kâbe değil dünya ve içindekiler var. Eğitimimizde kulluk şuuru yerine, egoyu özgürleştirme derdi var. Dünya koskoca şuursuzluk şûrası haline geldi ama bunun derdinde olan kaç kişi var?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz