Bismillahirrahmanirrahim

Eğitimin fonksiyonu, davranış kazandırmak ve becerileri geliştirmek olarak anlatılır. Bu anlamda eğitim, insanın doğumundan ölümüne kadar devam eden bir süreçtir. Okullar, eğitimin sistematik ve kurumsal bir temele oturmasını sağlar. Bilgi ve öğrenme eğitimin kullandığı vazgeçilmez malzemelerdir. Onları pratize eden, kullanılır hale getiren, ete kemiğe büründüren eğitimdir. Bu yüzden eğitim mutlaka “millî” olmalıdır.
Eğitimin öznesi ve ham maddesi insandır. Aile, öğretmen veya usta o ham maddeyi işleyip toplumun faydasına sunabiliyorsa, eğitim fonksiyonel hale gelmiş demektir. İnsana emek vermek çok zor; bir o kadar da faydalı ve bereketli bir iştir. Öğretmenlik ve öğrencilik sabır ister. Sevgi ve hoşgörü gerektirir. Bu zor işi; ancak sevgi, ilgi ve merakla başarabilmek mümkündür.
Her oluş bir çile, bir zorluktur. Emek vermeden bir eser ortaya koyamazsınız. Öğretmenin eseri öğrencisini yetiştirmek ve topluma kazandırmaktır. Bu da fedakârlıkla olur. Öğretmenin görevi okulda başlayıp okulda bitmez. Devamlı kendisini yenilemesi; arının bal yapmak için bütün çiçeklere dolaştığı gibi, kitaplarla iç içe olması, bilgi toplayıp kendisini geliştirmesi gerekir. Çünkü bilmeyen öğretemez; etkilenmeyen etkileyemez.

Eğitim Bir Eylemdir
Eğitim “beşikten mezara” anlayışıyla verilir. Anne babalar çocuklarına küçük yaştan itibaren temizlik alışkanlığı; paylaşma duygusu; tertip, düzen anlayışı kazandırmalıdır. Çocuğa aile ve toplumun bir ferdi olduğu hissettirilmeli; becerileri açığa çıkarılmalı; insani duyguları geliştirilmelidir. Diğer insanlara faydalı olma mutluluğu tattırılmalıdır. Kendi kendine yeten girişimci insan yetiştirmenin yolu budur.
Hayat bir bütündür. Çocuğa, hayata dair her şey öğretilmelidir. “Aman çocuğun dersi var, bakkala gitmesin; akraba ve arkadaşlarıyla görüşmesin” anlayışı çocuğun yeteneklerini köreltir. Plan ve denge içinde bunların hepsine zaman ayırabileceği öğretilmelidir.
Öğrencinin ruh dünyasına dokunamayan, insanın yapısıyla çelişen bir eğitim sistemi kişiyi bencilleştiriyor, kibir ve gurur heykeli bir varlık haline getiriyor, fedakâr ve girişimci insanlar yetiştiremiyor. Okullar sıradanlaşıyor. Yalnız diploma veren kuruluşlar haline geliyor. Test sistemi üzerine kurulmuş sınavlar öğrenciyi kolaycılığa itiyor, düşünme melekelerini köreltiyor, motivasyonunu bozuyor.
Türkiye’deki çarpık sistemi inceleyen Prof. Dr. Selahattin Turan, yanlışlıkta ısrar edilmesini şöyle değerlendiriyor: “Sanki gizli bir el eğitim sistemimizi yönlendiriyor. Sistem baştan sona yanlıştır. Kökten değişmelidir. Eğitimde öğrencinin elenmesi sistemin elenmesidir.” (ÖĞDER’in Eğitim Paneli; Denizli, 12.11.2017)

Bu Düzen Ülkeyi Batırır
İnsanı kuşatamayan eğitim sistemi zihinleri köreltiyor; beceri ve yetenekleri öldürüyor. Gerçekte böyle bir yapı, tarihi tecrübelerden bugüne gelmiş Anadolu halkının mizaç ve anlayışına ters düşüyor.
Anadolu kültürünü özümsemiş Aydınlı 75 yaşındaki Hasibe Sezgin isimli nine, okullar yarıyıl tatiline girince; torunu Murat’ın elinden tutar, iş aramaya girişir. Torununun başıboş dolaşması yerine; hayatı tanımasını, becerilerini geliştirmesini ister. Esnafı, sanayiyi dolaşır. İşverenlerin “bu yaştaki çocuğun çalıştırılması yasak” sözlerine şaşırarak isyan eder:
“Küçüklüğünde çalışmayan veya çalıştırılmayan çocuk büyüyünce çalışmak ister mi? Çocuklarımıza yiyip içmekten başka bir şey öğretmeyen bu düzen ülkeyi batırır. Bu nasıl bir sistem, anlayamadım.” (Millî Gazete, Bölge, 31.01.2017)

Siz, “zorunlu” diyerek liselerde sınıflara doldurduğunuz öğrencilere “eğitim yaptırdığınızı” mı sanıyorsunuz? Bu; mizacı, yeteneği öğrenime elverişli olmayan gençlerin “sınıflara hapsedilmesi” demektir. Bu yapıdaki öğrenciler eğitimden faydalanamadığı gibi; okumak, öğrenmek aşkıyla yanıp tutuşan diğer arkadaşlarına da zarar veriyorlar. Bir eğitim keşmekeşi çıkıyor ortaya. Maalesef, yanlışta ısrarcı zihniyet Türkiye millî eğitimini yerlerde süründürüyor. Keşke koca koca adamlar yukarıdaki örnekte anlatılan Hasibe Teyze kadar irfan ve ferasete sahip olabilselerdi!

Taklitçi Eğitim Yıkıcıdır
Türkiye gibi bağımsız bir ülke eğitimini “Fulbright Eğitim Komisyonu”na emanet edemez. 4 üyesi Türkiyeli, 4’ü ABD’li olan bu komisyonun yönlendirdiği eğitim anlayışı özgün değil, taklitçidir. Taklitçilik düşünceyi öldürür. Uyanık nesiller yetişmesini engeller. İnsanları başıboşluğa iter. FETÖ’cülüğün bu ülkede 50 sene popüler olmasını sebepsiz mi sanıyorsunuz? Özgün bir eğitim sistemi kuramazsanız, daha nice çarpık zihniyetler bu ülkede yer edinir.
Erbakan Hoca ömrünü taklitçi zihniyetlerle mücadele ederek geçirdi. Millî, yerli, bize göre olanı savundu. Taklitçi eğitiminin “bize göre insan” yetiştiremediğini anlattı. Taklitçi eğitimle yetişen bir toplumu bekleyen 4 büyük tehlikeyi şöyle sıraladı: “1. Safha: Gazoz fabrikaları gibi müstemleke tipi yatırımlarla oyalanır, geri kalır. 2. Safha: Ekonomik yönden sömürülür. 3. Safha: Yabancı kültür istilasına uğrar. 4. Safha: Özbenliğini kaybeder, yok olur.”
Tutarsızlıklardan kurtulmanın yolu taklitçi eğitimi terk etmektir. İmar edilmeyen araziyi yabani otların istila ettiği gibi; taklitçi eğitimle yetişen genç de yabancılara özenir. Tarihin imtihanını yüz akıyla vermiş kendi öz medeniyetini tanımaz. Batı’nın hastalıklı yaşantısına bir şey sanır.
Taklitçi eğitim öğrenciyi boşluğa itiyor. İnsanı değerlerinden uzaklaştırıyor. Maddeciliği egemen hale getiriyor. Berrak ve net düşünceli bireyler yerine; kaypak ve hedefi olmayan insanlar yetiştiriyor. Kısaca, taklitçilik eğitimi çürütüyor.
Eğitimimiz; inancımız, tarihimiz, özümüz ve kimliğimizle yüzleşmeli. Öğrenci kendisini tanımalı ki, boşlukta kalmaktan kurtulsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz