Rahmet ve mağfiret mevsimi olan, On bir ayın Sultanı Ramazan ayına ulaşmış bulunmaktayız. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)’in ifadesiyle Ramazan; “İlk günleri rahmet, ortası mağfiret son günleri cehennem azabından kurtuluşa vesile” olan aydır. Ancak günümüzde Ramazan ayının Kur’an vahyini bize hediye eden ilahi bir imkân ve takva eğitimiyle kâmil insanın oluşturulmasında bulunmaz bir fırsat olduğunu insanımız unutmuş ya da unutturulmuş vaziyettedir.

Ramazana “beslenme ayı” ya da “diyet ayı” veyahut ta festival ayı gözüyle bakıp bu fırsatı har vurup harman savururcasına gaflet içerisinde heba etmemeliyiz.

Ramazana “beslenme ayı” ya da “diyet ayı” veyahut ta festival ayı gözüyle bakıp bu fırsatı har vurup harman savururcasına gaflet içerisinde heba etmemeliyiz.

Gönüllerimizin yıkılan yerlerini Kur’an ve Sünnet ile yeniden inşa etmek, kaybettiğimiz şuurumuzu bulmak, Ramazanda ve Ramazan sonrasında kullukta kararlılıkla sultanlığa erişeceğimizi kavramak için iradelerimizin kaybolan kısmını Kur’an ve Sünnet ile yeniden kazanmak, şahsiyetlerimizde meydana gelen arızaları onarmak için Ramazanın takva eğitimindeki şu fırsatları mutlaka değerlendirmeliyiz.

Ramazan Kur’an ayıdır: Hepimizin malumu olduğu üzere Kur’an-ı Azimüş’şân Ramazana ayında nazil olmuş, yine Ramazan ayında Cebrail (A.S) ile Allah resûlü Efendimiz (S.A.V) arasında cereyan eden arz ve mukabele ile ayet ve surelerinin tertibi, hıfzı ve talimi en mükemmel şekilde tamamlanmıştır. Bu uygulama Efendimiz Aleyhisselamın bir sünneti, olarak günümüze kadar devam edegelmektedir. Rabbimizin bize Ramazanla sunmuş olduğu bu fırsatı, Kur’anın mânâ ve mesajını anlamaya çalışıp hayatımızı buna göre tanzim etme gayretiyle değerlendirmeliyiz. Kur’an’la ve Allah Resulünün sünnetiyle hayat bulanlar artık bambaşka bir hale bürünüp kâmil insan olma noktasında büyük mesafeler kat edeceklerdir.

Ramazan oruç ayıdır ve Melekleşme ayıdır. Rabbimiz oruçla bize hayatın gayesinin yeme ve içme olmadığını, yeme ve içmenin sadece kulluğa medar olacak, bir enerji ihtiyacını temin edecek kadar gerekli, fazlasının zararlı olduğunu öğretmektedir. Ancak ne var ki, Ramazanı diyet için iyi bir fırsat olarak görenler, belki bayrama birkaç beden incelmiş olarak ulaşmış olurlar lakin bu mana ve ruhu kavrayamamış olurlar.

İnsan nefs ve ruhtan müteşekkil bir varlıktır. Nefs cihetiyle hayvani özellikler, ruh cihetiyle ise meleklik özellikleri taşır. İnsan bedende bu iki unsurdan hangisinin gıdasını iyi verirse o güçlenir ve bedene o hükmeder. “Oruç kalkandır.”1 buyuruyor Efendimiz (S.A.V) niçin kalkan? Çünkü mümin oruçta nefsin gıdasını olması gereken miktara indirir, ruhun gıdası olan ibadet ve taati azami seviyeye çıkartır. Dolayısıyla ondaki iman, akıl ve muhabbetullah zirve noktaya ulaşır, meleklik hayvaniyete galip olmuş, nefsin zaaflarından uzaklaşmış, tabiri caizse kul adam gibi adam olmuş olur.

Ramazan, Sadaka fitre ve zekât ile infakın zirve yaptığı aydır. İslam’ın Adil Ekonomik Düzeninde nakit para toplum için bir bedenin damarlarındaki kan dolaşımı gibidir. Dolaşım sağlıklı ise beden sağlıklı demektir. Herhangi bir organda dolaşım bozukluğu meydana gelmişse orası kangren olur. Artık ya o uzuv kesilecek ya da o, tüm vücudu yok olmaya götürecek demektir. İşte, Müminlerin İnfakları, sadakaları, Fitreleri ve zekâtları insanların alım gücünü, alım gücü, piyasaların canlılığını, piyasaların canlılığı üretimi, üretim ise istihdamı artırarak toplumdaki bu dolaşımı sağlayıp İslam toplumunu sarsılmaz, sağlıklı bir bünyeye kavuşturur.

Hayra koşanlar, paylaşabilenler, dul, yetim ve fakirleri gözetebilenler, gariban ve güçsüzlerin ellerinden tutabilenler, bu imtihanı başaracak olanlardır. Gönlünü Ramazan’a açanlar, elini ve kapısını da öksüze, yetime ve yoksula açarlar.

Ramazan, insanın sahip olduklarının Allah tarafından ona imtihan için emanet edilmiş değerler olduğunu hatırlatır. Hayra koşanlar, paylaşabilenler, dul, yetim ve fakirleri gözetebilenler, gariban ve güçsüzlerin ellerinden tutabilenler, bu imtihanı başaracak olanlardır. Gönlünü Ramazan’a açanlar, elini ve kapısını da öksüze, yetime ve yoksula açarlar. Böylece, müminler aynı zamanda “malları içindeki yoksul ve muhtaçların haklarını” ödeyerek Rabb’in rızasını da kazanmış, takvaya ulaşmış olmaktadırlar.

Ramazan Tevbe, mağfiret ve ğufran ayıdır. İnsan olarak hatalardan uzak olamamaktayız. Bu sebeple isleniyor, paslanıyor, kirleniyor, aşınıyoruz. Başka bir ifadeyle günahlarımız boyumuzu aşar hale geliyor. Nitekim gönüllerimizin sultanı Efendimiz (S.A.V); “Muhakkak ki, içinizdeki (kalbinizdeki) İman elbisenizin eskidiği gibi eskir. Allah’tan kalplerinizdeki imanı yenilemesini isteyiniz.”2 buyuruyor. Bu eskimenin nasıl meydana geldiğini ve nasıl tazeleneceğini de; “Kul bir günah işlediği zaman kalbine simsiyah bir nokta konulur. Eğer tevbe ederse o kalp cilalanır (nokta silinir). Eğer günaha tekrar dönerse siyah noktalar tüm kalbi dolduruncaya kadar çoğalır.”3 buyurarak reçetemizi veriyor.

İslam âlimlerimiz sahih bir tevbe için şu şartların muhakkak yerine getirilmesi lazım geldiğini belirtmişlerdir. Önce günah olan fiili terk edeceksin. Günah işlemeye devam ederek tevbe olmaz. İkinci olarak; işlediğin günah için pişmanlık duyacaksın. İnsan günahı terk etmiş fakat pişman olmamış olabilir mi? Olabilir. Misalen; gençlikte epeyce şeyler yapmış, yaşlanınca bırakmış, hacca gitmiş, namaza başlamış vs. bu kişi pişman mıdır? Gençlik geri gelse kaldığı yerden devam eder mi, etmez mi?.. Üçüncü olarak bir daha günaha dönmemeye kararlı olacaksın. Dördüncü olarak; Kul hakkına taalluk eden günahların varsa hak sahibine hakkını ödeyip helallik isteyeceksin.

İnsanların her bakımdan kulluğa daha çok yöneldiği bir ay olarak Ramazan, tevbe için de çok önemli ve büyük bir fırsatı bize sunmaktadır.

Ramazan İsraftan kaçınmayı öğreten aydır. İsraf ölçüyü aşmak, aşırılık yapmak, sahip olduğu imkân ve nimetleri yerli yerince kullanmamak mânâsına gelmektedir. O halde, “… Yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”4 Ayeti kerimesinin ihtiva ettiği manalar şunlardır: Aşırı derecede fazla yiyip içmeyin. Haram yemeyin, helal ve temiz olan şeylerden yiyin, için. Yedikleriniz, içtiklerinizin fazlasını çöpe atıp heder etmeyin. Kullandığınız her türlü eşyayı (elektrik, su, telefon vb.) yerli yerince kullanın, lüzumsuz yere savurganlık etmeyin. Yedikleriniz içtikleriniz ve kullandıklarınızda başka ihtiyaç sahiplerini de unutmayın. İnfak edin. Sizin mallarınızda onların hakkı olduğunu bilin. Yeme, içme eğlenme vb. şeyleri bir tutkuya dönüştürmeyin. Bunlar hayatınızın gayesi haline gelmesin, gündeminizi bunlar oyalamasın. İşte Ramazan bunların tümünün fiilen yaşandığı aydır.

Ramazan İradeyi güçlendirir, nefsi terbiye eder. İman zayıflığını ancak nefis terbiyesiyle yenebilirsiniz. Nefis terbiyesiyle iradenizi güçlendirir iman, ahlak ve erdem zenginliği kazanırsınız. İşte Ramazan, o zenginliğin en büyük kaynaklarından biridir.

Tüm dünyada yaklaşık iki milyar Müslümana aynı zaman dilimi içerisinde, aynı eylemleri yaptırarak Mü’minleri eylem birliğine sevk eden Ramazandan başka bir sebep yoktur.

Ramazanla nefsinin zaaflarından kurtulan Müslüman kısır çekişmeleri, tartışmaları, kırgınlık ve dargınlıkları bırakır, birlik ve beraberliğin, İslam kardeşliğinin tesisine çalışır.

Tüm dünyada yaklaşık iki milyar Müslümana aynı zaman dilimi içerisinde, aynı eylemleri yaptırarak Mü’minleri eylem birliğine sevk eden Ramazandan başka bir sebep yoktur. Ancak, ne yazık ki günümüz Müslümanları olarak ibadetlerimizdeki bu eylem birliğimizi sosyal hayatta ve siyasette eylem birliğine dönüştürmede acziyet içerisinde olduğumuzu itiraf etmeliyiz.
Ramazan, içerisinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini barındırır. Melek mi üstün, insan mı? Yüce Rabbimizin yarattığı varlıklar içerisinde asla günah işlemeyip daima O’nun emirlerini yerine getiren varlık olan meleklerin bu kayıtsız ve şartsız itaati onların yaratılış ve fıtratları gereğidir. Lakin melekler gibi günahlardan masumiyet ve her an ibadet halinde olma özelliği insanda mevcut değildir. Rabbimiz, nefisinin zaafları ve şeytanın tuzaklarına rağmen melekleşme gayesinde olan müminler için (layıkıyla idrak etmeleri şartıyla) yaklaşık seksen beş yıllık bir ömre bedel olarak Kadir Gecesini ihsan etmekle farz olan temel görevlerimizi ifa ederken arada kalan, gafletle geçen boşlukları doldurmamıza bir fırsat ve imkân vermiştir.

Ramazan, müminin ruh bakımını, beden bakımından öne almasını sağlayarak içinin boşalmasına, manevi çöküşlere karşı alınmış ilahi tedbirlerden biridir. Bütün bu boyutlarıyla Ramazan, Allah’ın insanlığa verdiği bir fırsat ve takva eğitimidir.

Ülkemizde ve İslam coğrafyasında insanlarımızın iman ve ahlak fukaralığına dûçar olmuş bulunması, maddi fukaralıktan çok daha tehlikeli ve vahim sonuçlar üretmekte, facialara yol açabilmektedir. Çünkü İnsan midesinin açlığını, bedeninin açıklığını hissedebilir ama ne yazık ki, ruhun açlığını hissedemez. Bu hakikati Rabbimiz şu ayeti celilesinde ifade buyurur: “Kim Rahmân’ın zikrini görmezlikten gelirse, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona arkadaş yaparız. Gerçekten bunlar (şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını zannederler.”5 Maddi bakımdan fakirleşip evsiz, barksız, yurtsuz, yuvasız, aç biilaç kalanlara sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirerek yahut dış yardımlar bularak çareler bulunabilir. Fakat din ve iman fukaralığına dûçar olanları kurtarmaya hangi kişi ya da kurumun gücü yetebilecektir?

Rabbimizden hepimizi Ramazana ulaştırmasını ve manevi bir fırsat olarak değerlendirip takva eğitimimizi tam manasıyla yapabilmemizi nasib etmesini dilerim.

  1. Buharî, Savm,
  2. Suyûtî, Câmiu’l-Kebîr; 4998
  3. İbn Mâce; Zühd, 39, Ahmed b. Hanbel Müsned; 3. 397
  4. A’raf Sûresi 31
  5. Zuhruf Sûresi; 36, 37

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz