© Milli Şuur

TEMEL SORUNUMUZ

Biz Müslüman bir toplumuz, İslam’ın amentüsüne inanıyoruz, bu amentüye uygun olarak yaşamanın mücadelesini veriyoruz. Müslümanlık inanışının bir insan tanımı vardır. İnsan yaratılmışların en şereflidir ve yaratılış sebebi de Allah’a kulluktur. İnanışımıza göre insan; İslam fıtratı üzere günahsız olarak doğar. Öğle ise biz bu inanışa uygun olarak nasıl bir talim terbiye siyasetine sahip olmak ve çocuklarımızı hangi istikamette yetiştirmek zorundayız? Bizim için iyi ve doğru terbiye nedir? Bu sorular bu yazı için yeterlidir. Biz Müslümanlar eğitimi, her yaştaki insanımızın düşünce ve davranışlarında; yanlışı değil, doğruyu, zararlıyı değil, faydalıyı, zulmü değil, adaleti, kötüyü değil, iyiyi, çirkini değil, güzeli seçip uygun vasıtalarla ameli meleke kazandırmaya yönelik planlı, programlı çalışma süreci olarak görmek zorundayız.

Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması yeterli değildir. İnsanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması gerekir. Bu nedenle Müslümanlar, eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da önemsemek durumundadırlar. Müslümanların itibar edeceği ve yöneleceği talim ve terbiye, nesilleri “şeytan bilgine” değil, “Kur’an ve Sünnet” bilgisine taşıyan bir eğitim olmalıdır. Konuyla ilgili olarak Peygamberimizin: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir” hadisi önemli eğitim belgelerindendir. Biz nesillerimizi şuurlu Müslüman nesiller olarak yetiştirmekle mükellefiz. Nesillerin şuurlu Müslüman kimseler olarak yetiştirilmesinde birinci dereceden sorumluluk ailenindir. İslam bu kurumu adeta bir okul olarak görür ve talim ve terbiyede bu kuruma ciddi sorumluluklar yükler.

Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile kurumu, kimlik ve kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili kurumdur. Bu nedenle devlet sosyal ve ekonomik politikalarını şekillendirirken temel unsur, aile kurumunu korumak olmalıdır.

AİLE KURUMU

Aile; nesep veya evlilikle bir araya gelmiş, ana-baba ve çocuklardan oluşan topluluktur. Büyük baba, nine, torunlar da aile tanımı içine girdiğinden onlarda ailenin bir parçasıdırlar.
İnancımıza göre evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile kurma hakkı ve görevi vardır. Evlenmeye engel meşru sebepler dışında bu görevden kaçınmanın veya geciktirmenin vebali de büyüktür. Aile kurumunu yıkıcı uygulama ve eğilimlere karşı gereken tepki anında verilmelidir. Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile kurumu, kimlik ve kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili kurumdur. Bu nedenle devlet sosyal ve ekonomik politikalarını şekillendirirken temel unsur, aile kurumunu korumak olmalıdır. Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve değişen gündelik yaşam, etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir. Günümüz toplumunda, dış güçlerin plânlı etkileriyle, bireyselliğin öne çıkarılması aileyi tehdit eden sonuçlar doğurmuştur.

Yaşanılan sosyal problemler; boşanmaların artması sebebiyle ailenin parçalanması, sosyalleşme adına kadının annelik vasfının elinden alınması, nüfusun gittikçe azalması gibi sorunlar, AB kıstaslarının başımıza sardığı belalardır. Bu nedenle oynanan manevi tahribat ve ekonomik ifsat oyunları yüzünden ülkemizde aile kurumunda büyük çöküşler yaşanmaktadır. Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de, kadınların toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde kadının en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin bedeli, çocuklarına ve ailesine ödettirilmektedir. Çalışma hayatının kadının annelik ve aile sorumluluğunu yerine getirecek şekilde yeniden düzenlemesi topluma yapılacak en büyük iyilik olur. AB’nin bize aşılamak istediği, karı-kocadan ibaret kendi “çekirdek aile” hastalığından kendimizi korumalıyız. Bunun yerine ilaç “geniş aile sistemidir.” Bu aile sistemi ancak, nesillerin yetişmesinde kuvvetli ve sarsılmaz bir okul olabilir.

AİLE, İSLAM İLE KURULUR

Erkeği erkek, kadını da kadın olarak yaratan Allah’tır. Bu yaratılışın temelinde yatan hikmetler vardır. RUM 21: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Kadını ve erkeği diğeri için eş olarak yaratması Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerindendir. Sevgi de insanın elinde olmayan bir şeydir, o da yaratılmıştır. Peygamberimiz; “bana dünyadan üç şey sevdirildi” buyuruyor. Sevdim demiyor da, sevdirildi diyor. Ayette türünüzden eşler yarattı deniliyor. Peygamberimiz: “Kadınlar erkeklerin tam ikiye ayrılmış bir parçasıdır” buyurmaktadır. Kadın ve erkeğin birbirlerine karşı duydukları his, arzu, duygu ve meyiller Allah’ın sünnetinin gereğidir.
ALİ İMRAN 14: “Kadınlara, oğullara, tonlarca altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel ve çekici gösterildi. Bunlar, dünya hayatının nimetleridir. Asıl varılacak güzel yer Allah katındadır.” Allah Teâlâ insana, yaratılışındaki fıtrata uygun olarak bu duyguları vermiş, yalnız bu meyillerin tatmin yolunu da belli prensiplerle sınırlamıştır. Kadın ve erkeğin eş olarak bir araya gelip aile olmaları, İslam fıkhına uygun bir nikâh iledir. Meşru bir nikâh akdine dayanmayan, ilişkiler ve meyiller yasaklanmıştır.

Bilinmelidir ki bir ailede huzur ve saadetin sağlanması karşılıklı olarak sorumlulukların yerine getirilmesine, dinin belirlediği esas ve haklara uyulmasına bağlıdır.

İslam’ın evlilik için belirlediği esaslar dikkate alınmaksızın oluşan birliktelikler toplumun hayrına olmaz. Evlilikte karşılıklı faydalanma vardır. Bunun için İslam, evlenecek kimselerin mümin bir erkekle mümine veya iffetini koruyan ehli kitap bir kadın olmasını, evliliklerine engel bir akrabalık bağının olmamasını şart koşmuştur. İslam, erkekle erkeğin, kadınla kadının evliliği diye batıda ortaya çıkan eğilimleri kesinlikle reddeder ve bunu bir sapkınlık ve israf olarak görür. İslam aile saadetine büyük önem vermektedir. Bunun için eşlerin sorumluluklarını, uyulması gereken esasları ve hakları net bir şekilde belirlemiştir. Bilinmelidir ki bir ailede huzur ve saadetin sağlanması karşılıklı olarak sorumlulukların yerine getirilmesine, dinin belirlediği esas ve haklara uyulmasına bağlıdır.

AİLE DÜZENİ

İslam, aile hayatına bir düzen getirmiştir. Aile bir kurumdur. Erkek aile kurumunun yöneticisi ve koruyucusudur. Bu yöneticilik ve koruyuculuk maddi mülkiyetler ile alakalı olmayıp hukuki ve manevi bir sorumluluktur.Elbette ki bu aile reisliğinin adalet, sevgi ve şefkat ile yapılması gerekir. Kadının görevi ise, kocasının rızasını gözeterek hanenin iç düzenine riayet etmek ve emanetleri korumak ve kollamaktır. Bir ailede, aile saadetinin temeli adil yönetime, itaat ve sadakate dayanır. Adil yönetimin, sevgi ve şefkatin, itaat ve sadakatin olmadığı yerde saadetten söz edilemez. Bunların hepsi de İslam’dan doğar. İslam’ın ise hükmü bellidir. NİSA 34: “Allah’ın bir kısmınızı (imamlık gibi bazı işlerde) diğerlerinize üstün kılması, erkeklerin mallarından infak etmeleri sebebiyle erkekler kadınlar üzerinde kaim yani yönetici ve koruyucudurlar. Saliha kadınlar, itaat eden, Allanın koruduğu gibi (kocasının malını ve namusunu) yokluğunda koruyan kadınlardır. Geçimsizliklerinden korktuğunuzda onlara nasihat edin, yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) hafifçe dövün. Eğer size itaat ederlerse aleyhlerinde başka yol aramayın. Muhakkak O çok yüce, çok büyüktür.” Aile ocağının kıvamında devam etmesi için Allah Teâlâ, kadının ve erkeğin hak ve görevlerini belirlemiştir. Ailede Allah’ın belirlediği hak ve sorumlulukları yürürlükte kılma sorumluluğu erkeğe aittir. Saliha kadınlar, Allah’a gönülden itaat eden, kocasının yokluğunda malını ve namusunu koruyan kadınlardır. Allah’ın aile saadeti için koyduğu hükümler bilinmeli ve uygulanmalıdır ki o ailede huzur olsun.

AİLE VE EĞİTİM

Aile bir okuldur. Anne ve baba çocuklarını güzel terbiye etmelidir. Bu önemli bir görevdir. Bunun için Peygamberimiz: “Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha üstün bir miras bırakamaz ve onun çocuğunu terbiye etme noktasındaki her bir çabası sadaka vermesinden daha hayırlıdır.” der. Evvela Allah’ı ve Peygamberi tanıtmalı, imanı esaslarını öğretmeli, kalbine Allah kokusunu aşılamalıdır. Uygun yaşa geldiklerinde ibadetleri öğretmeli, namaz kılmayı, oruç tutmayı, başkalarına yardım etmeyi teşvik etmelidir. Ayrıca Hak nedir? Batıl nedir? İyi nedir? Kötü nedir? Anlatmalıdır. Yeme içme, oturup kalkma adabını öğretip bunları benimsetmelidir. Ana ve baba çocukları için iyi bir örnek ve model olmalı, adaletle davranmalı, aralarında kız erkek ayrımı yapmamalı, güzel isimler koymalıdır.

Aile okulunun baş kitabı Kur’an’ı Kerim olmalıdır. Kur’an’a dayanmayan eğitimden hayır gelmez. Geride kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz, kendisine sürekli olarak hayır yazılır. Aile, çocukların şahsiyetlerinin şekillendiği ve toplumsal hüviyetini kazandığı en önemli ocaktır. Çocuklarını eğiten, onların dünya görüşlerini şekillendiren ve şahsiyet kazanmalarına yol açan ailelerin toplumun değişimine ciddi katkılar sundukları unutulmamalıdır. Peygamberimiz: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz. Erkek, ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Buna göre hepiniz birer çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.” buyurarak bu konuya dikkat çekmektedir. Boşuna “cennet annelerin ayağı altındadır” denmemiştir. Günümüzde bu aile ve eğitim anlayışını Milli Görüş benimsemiş ve hayata geçirmek için mücadele etmektedir. Selam olsun hidayete tabi olanlara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz